Belirsizlik Rafı: Bilmediğimiz Bir Gelecekle Yaşamak
Yanıt beklediğimiz bir mesaj, sonucu belli olmayan bir ilişki veya geleceğe dair cevapsız sorular… Bazen daha yaşanmamış bir olayın ihtimali bile bizde stres yaratabilir. İhtimallerin bizde yarattığı stresle bile henüz olmayan bir durumu yaşamaktan kaçabilir ya da o ihtimalin olumsuz yönlerini ortadan kaldırmak için planlar yapabiliriz. Durumu yaşamayı beklemek, biraz belirsizliğin de tadını çıkartmak yerine gerçekleşme ihtimali olan tüm sonuçları değerlendirebilir; hatta belirsizlik yaratan durum dışında bir şeyi düşünemez hale gelebiliriz.
Fakat bizde kaygıyı yaratan her zaman tek başına ‘belirsizlik’ değildir. O duruma yüklediğimiz anlamdır. Mesela bunu okurken bile akşam ne yiyeceğinizi bilmiyor olabilirsiniz ve bu sizde kaygı yaratmıyor olabilir. Ama cebinde hiç para olmayan bir anne için akşam ne yemek pişireceği kaygı yaratabilir. Yani belirsizliğin kişide kaygı yaratması; yaşanan durum, bu durumun olası sonuçlarını nasıl yorumladığımız ve bu sonuçlarla baş edebileceğimize dair algımızla ilişkilidir.
İnsan zihni çevredeki olası tehlikeleri değerlendirir ve geleceğe yönelik tahminlerde bulunur. Kaygı aslında bu durumda geleceğe yönelik bir duygudur. Bunu daha iyi yönetmek için Aaron Beck'in bilişsel modelini ve kaygının sürdürülmesine ilişkin davranışsal mekanizmaları birlikte düşünmek faydalı olabilir.
Hepimizin yaşadığı bir durumla bu yöntemi ele alalım. Yeni biriyle tanıştınız ve aranızdaki ilişkinin nereye evrileceğini, karşınızdaki kişinin size karşı ne hissettiğini henüz bilmiyorsunuz. Bu belirsizlik içinde zihin, henüz doğrulanmamış bir durumu belirli bir şekilde yorumlar: “Ya benden hoşlanmıyorsa?”, “Ya sonunda hayal kırıklığına uğrarsam?”. Bu düşünceler kaygınızı artırdıkça kendinizi korumak için duygularınızı belli etmekten kaçınabilir, karşınızdaki kişiye mesafe koyabilir veya ilişkinin ilerlemesine izin vermeyebilirsiniz. Böylece olası bir negatif durumun yaratacağı hayal kırıklığından kısa vadede uzaklaşırken, ilişkinin nasıl gelişebileceğini görme fırsatını da kaçırabilirsiniz.
Peki kişi kendisini bu kaygıdan korumak için kaçındığında ne olur? Kaçınmak, kısa vadede rahatlama sağlayabilir. Örneğin, karşı tarafın olumsuz bir yanıt verme ihtimalinden korkan kişi, duygularını ifade etmeyerek olası bir hayal kırıklığının önüne geçtiğini düşünebilir. Ancak bu rahatlama, kişinin belirsizlikle baş edebileceğini deneyimlemesine de engel olabilir. Çünkü kişi, korktuğu durumla karşılaşmadığı için olumsuz bir sonuçla karşılaşsa bile bununla baş edebileceğini veya beklediği kadar olumsuz bir sonuçla karşılaşmayabileceğini göremez. Böylece kaçınma davranışı, kaygıyı geçici olarak azaltırken benzer durumlarda yeniden ortaya çıkmasına zemin hazırlayabilir. Bu nedenle amaç, kendimizi her türlü hayal kırıklığına açık bırakmak değil; belirsizlik karşısında yalnızca kaygımızı azaltmak için hareket etmek yerine, ne istediğimizi ve hangi davranışın değerlerimizle ve o anki duygularımızla örtüştüğünü de değerlendirebilmektir.
Burada temel mesele, kişinin düşüncesinin mutlaka yanlış olması değildir. Karşı tarafın gerçekten hayal kırıklığı yaratması da mümkündür. Ancak kişi, yeterli bilgiye sahip olmadan bir ihtimali kesin gerçek gibi değerlendiriyorsa, bu yorum kişi üzerinde olumlu veya olumsuz bir beklenti yaratabilir. Bu bakış açısı düşüncenin olumlu olup olmadığından çok, kanıtlara ne ölçüde dayandığına ve kişiyi nasıl etkilediğine bakar. Bu nedenle “Şu an elimde hangi bilgiler var ve hangi kısımlar yalnızca tahmin?” diye sormak daha tutarlı bir bilişsel yaklaşımdır.
Öbür bir taraftan ise bir şeyi çok istememiz, onun gerçekleşmesini hızlandırmaz. Birinden cevap beklememiz, o kişinin cevap vermeye hazır olduğu anlamına gelmez. Bir ilişkinin nereye gideceğini bilmek istememiz, karşı tarafın da aynı netliğe sahip olduğu anlamına gelmez. Yani belirsizlik, yalnızca geleceği bilememek değil, geleceği kendi müdahalemizle şekillendiremeyeceğimizi hissetmek anlamına da gelebilir. Kişi her ne kadar kendi davranışlarını kontrol edebilse de, her ne kadar netlikten ve açık iletişimden hoşlansa da başkalarının davranışlarını kontrol edemeyiz. Başkalarını acele ettirip duygularına müdahale edemeyiz. İnsan bazen beklemek yerine bir şey yapmak, bir cevap almak veya durumu netleştirmek ister. Çünkü harekete geçmek, kontrolün yeniden kendisinde olduğu hissini verebilir. Ama her belirsizlik çözülebilecek bir problem değildir. Bazen zihnimiz için bir belirsizlik rafı yaratıp cevabını bilmediğimiz, bilemeyeceğimiz kısacası cevabın bizde olmadığı konuları belirsizlik rafımıza kaldırıp ihtimallerle kendi zihnimizi meşgul etmeyi bırakıp şu an içinde bulunduğumuz anın tadını çıkarmalıyız. Bazen bir sorunun peşinden gitmek gerekse de; bazen de şu an için elimizde yeterli bilgi olmadığını kabul etmek gerekir.
Belirsizlikle karşılaştığımızda kendimize birkaç soru sormak, düşüncelerimizle aramıza mesafe koymamıza yardımcı olabilir: Şu an çözmem gereken somut bir problem mi var, yoksa henüz gerçekleşmemiş bir ihtimalin yarattığı kaygıyla mı mücadele ediyorum? Elimdeki bilgiler ne söylüyor ve zihnim bu bilgilerin üzerine hangi ihtimalleri ekliyor? Son olarak, bu durumun sonucunu şu anda kontrol edemiyorsam kendi davranışlarım üzerinden şu anda ne yapabilirim? Bu soruların amacı kaygıyı mantık yoluyla susturmak değil, kaygının bize sunduğu yorumu tek gerçek olarak kabul etmeden değerlendirebilmektir.
Belirsizliğe tahammül geliştirmek, her durumu kabullenmek, riskleri görmezden gelmek veya hiçbir önlem almamak değildir. Bir risk gerçekten varsa gerekli önlemleri almak rasyoneldir. Ancak her ihtimali önceden çözmeye çalışmak mümkün değildir. Bizim temel amacımız kaygının hiç ortaya çıkmaması değil; kaygı ortaya çıktığında onu ortadan kaldırmak için her düşüncenin peşinden gitmek zorunda olmadığımızı öğrenmektir.
Kaynakça
- Clark, D. A., & Beck, A. T. (2010). Cognitive Therapy of Anxiety Disorders: Science and Practice. Guilford Press https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0887618516300469?via%3Dihub https://journals.sagepub.com/doi/10.1177/0145445500245002



