Psikolog BulŞehrinde bir uzman
Pazar, Ekim 25, 2026

Brain Rot: Sürekli İçerik Tüketirken Zihnimize Ne Oluyor?

Arda Güray Yazar: Arda Güray
4 dk.okuma süresi
Brain Rot: Sürekli İçerik Tüketirken Zihnimize Ne Oluyor?

Telefonumuzu yalnızca birkaç dakikalığına elimize aldığımızda kendimizi bazen yarım saat boyunca birbirinden tamamen farklı videolar izlerken bulabiliyoruz. Birkaç saniye önce güldüğümüz bir içerikten hemen sonra üzücü bir habere, ardından bir yemek tarifine veya hiç ilgilenmediğimiz bir konuya geçebiliyoruz. Peki, sürekli değişen bu içerik akışı dikkat süreçlerimizi ve psikolojik iyi oluşumuzu nasıl etkiliyor?

Dijital dünyanın gündelik yaşamımıza kazandırdığı kavramlardan biri olan Brain Rot, Türkçeye “beyin çürümesi” olarak çevriliyor. Oxford University Press tarafından 2024 yılının kelimesi seçilen bu kavram, özellikle zihinsel açıdan fazla çaba gerektirmeyen dijital içeriklerin aşırı tüketimiyle ilişkilendirilen, zihinsel veya entelektüel kapasitede algılanan gerilemeyi ifade ediyor (Oxford University Press, 2024).

Ancak burada önemli bir ayrım bulunuyor: Brain Rot, bilimsel olarak tanımlanmış bir psikiyatrik bozukluk veya beynin gerçekten çürüdüğünü gösteren nörolojik bir durum değildir. Daha çok, dijital içerik tüketimi sonrasında deneyimlenebilen zihinsel yorgunluğu, dikkat güçlüklerini ve verimsizlik hissini tanımlamak için kullanılan popüler bir kavramdır.

Kısa Videolar ve Dikkat Süreçleri

TikTok, Instagram Reels ve YouTube Shorts gibi platformlar, kullanıcıların kısa süre içerisinde çok sayıda ve birbirinden farklı içerikle karşılaşmasına olanak tanıyor. Bu platformların sunduğu hızlı geçişler ve sonsuz kaydırma özelliği, dikkatin sürekli yeni uyaranlara yönlendirilmesini kolaylaştırabiliyor.

Nguyen ve arkadaşlarının (2025) 71 araştırmadan ve toplam 98.299 katılımcıdan elde edilen verileri incelediği meta-analizde, kısa video kullanımının artmasıyla bilişsel performans göstergelerinin düşmesi arasında bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Özellikle dikkat ve engelleyici kontrol becerileriyle ilişkilerin daha belirgin olduğu görülmüştür.

Engelleyici kontrol, bireyin dikkat dağıtıcı uyaranlara karşı davranışlarını düzenleyebilmesi ve otomatik tepkilerini gerektiğinde durdurabilmesi açısından önemlidir. Bu nedenle kısa videoların yoğun tüketimiyle ilişkili bulgular, yalnızca ekran başında geçirilen süreyi değil, bireyin dikkatini yönetme biçimini de tartışmaya açmaktadır.

Bununla birlikte, araştırmalarda belirlenen ilişkiler kısa video izlemenin doğrudan bilişsel bozulmaya yol açtığını kanıtlamamaktadır. Dikkatini sürdürmekte güçlük yaşayan bireylerin bu tür içeriklere daha fazla yönelmesi de olası açıklamalardan biridir.

Sürekli Uyarılma ve Zihinsel Yorgunluk

Dijital platformlarda içeriklerin hızla değişmesi, bireylerin kısa süre içerisinde çok farklı duygusal uyaranlarla karşılaşmasına neden olabiliyor. Eğlenceli bir videonun hemen ardından kaygı uyandıran bir haberle karşılaşmak, ardından yeniden mizahi bir içeriğe geçmek, günümüz dijital deneyiminin sıradan bir parçası haline gelmiş durumda.

Bu durumun psikolojik açıdan önemli yönlerinden biri, içerik tüketiminin her zaman bilinçli bir tercihin sonucu olmamasıdır. Bazen yalnızca dinlenmek veya kısa süreliğine zihnimizi meşgul etmek amacıyla başladığımız dijital etkinlik, planladığımızdan çok daha uzun sürebilmektedir.

Üstelik zihni dinlendirmek amacıyla gerçekleştirilen her etkinlik aynı ölçüde dinlendirici olmayabilir. Kişinin ekran başında geçirdiği zamanın ardından kendisini daha yorgun, huzursuz veya dikkatini toplamakta güçlük çeker halde hissetmesi, dijital alışkanlıklarını değerlendirmesi açısından önemli bir işaret olabilir.

Sorun Teknolojide mi, Kullanım Biçimimizde mi?

Brain Rot tartışmalarında dijital teknolojileri bütünüyle zararlı olarak değerlendirmek eksik bir yaklaşım olacaktır. Aynı platformlar öğrenme, yaratıcılık, eğlenme ve sosyal bağ kurma açısından da önemli olanaklar sunmaktadır.

Bu noktada yalnızca ne kadar süre ekran kullandığımız değil, hangi içeriklerle karşılaştığımız, bu içerikleri hangi amaçla tükettiğimiz ve kullanım sonrasında kendimizi nasıl hissettiğimiz de önem kazanmaktadır.

Örneğin kişinin bilinçli bir tercihle eğitici bir video izlemesi ile farkında olmadan uzun süre boyunca içerikler arasında geçiş yapması, psikolojik deneyim açısından aynı olmayabilir. Dolayısıyla dijital alışkanlıkları değerlendirirken kullanım süresinin yanında kullanımın niteliğini de göz önünde bulundurmak gerekir.

Sonuç: Dikkatimizi Nereye Yönlendiriyoruz?

Brain Rot kavramı, dijital çağın insan zihnine ilişkin kaygılarını görünür kılan güncel bir ifade olarak değerlendirilebilir. Ancak bu kavramı bilimsel bir tanı gibi ele almak yerine, dikkatimizi nasıl kullandığımızı ve dijital dünyayla nasıl ilişki kurduğumuzu sorgulamak için bir başlangıç noktası olarak görmek daha anlamlı olabilir.

Belki de bugün üzerinde düşünmemiz gereken soru, telefonlarımızın beynimize zarar verip vermediğinden çok, dijital alışkanlıklarımızın gündelik yaşamımızdaki yeridir.

Çünkü zihnimizi neyle meşgul ettiğimiz kadar, dikkatimizi neye ve ne kadar süreyle yönlendirebildiğimiz de önemlidir.

Kaynakça

  • Nguyen ve ark. (2025) Feeds, feelings, and focus: A systematic review and meta-analysis examining the cognitive and mental health correlates of short-form video use. Psychological Bulletin, 151(9), 1125–1146.
  • Arouch ve ark. (2026) Short-form video, cognitive and mental health outcomes: A systematic review. BMJ Public Health, 4(3), e004086.
  • Oxford University Press (2024, 2025) Brain Rot kavramının tanımı, kültürel geçmişi ve Oxford İngilizce Sözlüğü'ne eklenmesi.
Arda Güray Arda Güray
İzmir doğumlu olup lisans eğitimini İzmir Ekonomi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde yüksek onur derecesiyle tamamlamıştır. Şu anda Okan Üniversitesi Klinik Psikoloji yüksek lisans programında eğitimine devam etmektedir. Akademik süreci boyunca insan davranışlarını anlamaya, bireyin düşünce-duygu-davranış örüntülerini incelemeye ve psikoterapi alanında derinleşmeye odaklanmıştır. Mesleki gelişim sürecinde özellikle Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) yaklaşımı üzerine eğitimler ve süpervizyon süreçlerinden geçmiş; depresyon, anksiyete bozuklukları, obsesif kompulsif bozukluk, travma sonrası stres bozukluğu, sosyal kaygı ve performans kaygısı gibi alanlara ilgi duymuştur. Bunun yanında Şema Terapi yaklaşımına özel bir ilgi geliştirmiş; bireyin erken dönem yaşantıları, temel duygusal ihtiyaçları ve yaşam boyu tekrar eden örüntülerinin psikolojik süreçler üzerindeki etkileri üzerine çalışmalarını sürdürmektedir. Eğitim hayatı boyunca çeşitli kurumlarda staj deneyimleri edinmiş, psikolojik değerlendirme, danışan gözlemi ve psikoeğitim süreçlerinde aktif rol almıştır. Klinik psikolojiyi yalnızca bir meslek alanı değil, insanı daha derin bir şekilde anlamaya yönelik çok yönlü bir keşif süreci olarak görmektedir. Bilimsel temelli, etik ilkelere bağlı ve insan odaklı bir yaklaşımı benimsemekte; mesleki gelişimini sürekli eğitim, araştırma ve uygulama ile desteklemektedir. Aynı zamanda sosyal medya ve dijital platformlar üzerinden psikoloji içerikleri üretmekte; psikolojik kavramları daha anlaşılır hale getirmeyi, ruh sağlığı farkındalığını artırmayı ve psikoloji bilgisini daha geniş kitlelere ulaştırmayı amaçlamaktadır. Özellikle günlük yaşam, duygusal süreçler, ilişkiler, öz değer, kaygı ve psikolojik dayanıklılık gibi konular üzerine içerikler paylaşmaktadır. İnsanların kendilerini daha iyi tanımalarına, duygularını anlamlandırmalarına ve psikolojik farkındalık geliştirmelerine katkı sağlamayı hedeflemektedir. Klinik psikoloji alanında akademik ve profesyonel gelişimini sürdürürken; öğrenmeye, üretmeye ve insan psikolojisini daha derinlemesine anlamaya yönelik çalışmalarına aktif olarak devam etmektedir.
Psikolog Rehberi Psikolog · Kadıköy, Maltepe, İstanbul · Yüz yüze ve online

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!