Psikolog BulŞehrinde bir uzman
Pazar, Ekim 25, 2026

Sınırların Gölgesinde Yaşamak

3 dk.okuma süresi
sınırların gölgesinde yaşamak konulu Psychology Times psikoloji yazısı görseli

Bugünlerde gökyüzüne baktığımızda sadece bulutları veya yaklaşan baharın müjdesini değil, sınır ötesinden gelen fırtınaların ağırlığını da hissediyoruz. İran, İsrail ve ABD ekseninde giderek gerilen fay hatları, sadece coğrafi haritaları değil; bizim zihinsel haritalarımızı da sarsıyor. Bir sabah uyanıp haber akışına düştüğümüzde hissettiğimiz o ani göğüs sıkışması, aslında sadece bireysel bir endişe değil; coğrafyanın kaderimize fısıldadığı kolektif bir kaygının yansımasıdır. Bir birey olarak şu soruyu sormak zorundayız: Savaşın fiziksel olarak uzağında ama psikolojik olarak tam kalbindeyken, zihnimiz bu devasa yükle nasıl başa çıkıyor?

Belirsizliğin Yarattığı Sessiz Travma ve “Vekaleten Travma”

İnsan zihni, hayatta kalabilmek için tahmin edilebilirliğe ve güvenli bir zemine ihtiyaç duyar. Psikolojide “Belirsizliğe Tahammülsüzlük” olarak adlandırılan kavram, geleceğin muğlak olduğu durumlarda beynimizin en yüksek alarm seviyesine geçmesini ifade eder. Savaş tamtamları çalarken, “Bize ne olacak?”, “Yarını hangi manşetle karşılayacağız?” soruları, beynimizin ilkel bölgesi olan amigdalayı sürekli tetikte tutar. Ancak bu durumun daha sinsi bir boyutu vardır: Vekaleten Travma (Vicarious Trauma).

Vekaleten travma, olaylara doğrudan maruz kalmasak da, sürekli olarak dehşet görüntülerine, acı dolu hikayelere ve yıkım haberlerine tanıklık etmemizle gelişir. Televizyon ekranlarından evlerimize sızan patlama sesleri, sosyal medyadaki kontrolsüz bilgi akışı, bizde bir “empati yorgunluğu” yaratır. Bir yandan coğrafyadaki sivil halklar için derin bir üzüntü duyarken, diğer yandan kendi güvenliğimiz için duyduğumuz korku bizi bir cendereye sıkıştırır. Bu çatışma, zamanla kişide uykusuzluk, iştah kaybı ve genel bir mutsuzluk hali gibi somatik belirtilerle kendini gösterebilir.

Öğrenilmiş Çaresizlikten Psikolojik Sağlamlığa

Sürekli olarak kontrol edemediğimiz büyük felaket haberlerine maruz kalmak, bizi “Öğrenilmiş Çaresizlik” girdabına sürükleyebilir. “Ben ne yaparsam yapayım dünya kötü bir yer olmaya devam edecek” düşüncesi, bireyin kendi hayatındaki değişim gücünü de elinden alır. Oysa savaşın yarattığı o büyük dalganın bizi yutmaması için kendi güvenli limanlarımızı inşa etmeliyiz.

Psikolojik sağlamlık, zorlukları yok saymak veya Polyannacı bir tutum sergilemek değildir; aksine, o zorlukların içinden geçerken esneyebilme ve yeniden ayağa kalkabilme becerisidir. Burada devreye “Bilişsel Yeniden Yapılandırma” girer. Evet, Orta Doğu’daki büyük siyasi denklemleri değiştiremeyiz ancak kendi evimizdeki huzuru, okuduğumuz kitabın derinliğini, bir arkadaşımızla içtiğimiz kahvenin samimiyetini koruyabiliriz. Kontrol edilemeyeni kabul edip, kontrol edilebilir olan “mikro alanlarımıza” odaklanmak, zihnimizin savunma mekanizmalarını güçlendirir.

Dijital Hijyen: Bir Öz Savunma Yöntemi

Günümüzde savaş sadece cephede değil, avucumuzun içindeki telefonlarda da sürdürülüyor. Sürekli kötü haberleri kaydırma davranışı, zihnimize aralıksız bir stres hormonu pompalanmasına neden olur. Yazarlık yaptığım bu platformda okuyucularıma en büyük tavsiyem, dijital hijyeni bir öz savunma yöntemi olarak kullanmalarıdır. Doğruluğu kanıtlanmamış her haber, zihnimize atılmış birer el bombasıdır. Bu kirlilikten uzaklaşmak, dünyada olup bitene duyarsızlaşmak değil, yardım edebilmek için gereken zihinsel enerjiyi muhafaza etmektir.

Sonuç: Umudu Bir Direniş Biçimi Olarak Görmek

Sonuç olarak, savaşın gölgesi ne kadar koyu olursa olsun, insan ruhu her zaman ışığa yönelme eğilimindedir. Coğrafyanın ortasında bir sarkaç gibi sallanırken, birbirimize tutunmak ve sosyal desteği canlı tutmak, kolektif bir iyileşmenin anahtarıdır. Unutmamalıyız ki; belirsizlikle başa çıkmanın yolu, kesin cevaplar bulmak değil, bu belirsizliğin içinde bile anlamlı bir hayat sürmeye devam etme cesaretini göstermektir.

Barış, önce kendi zihnimizde yeşerttiğimiz o sakinlik tohumlarıyla başlar. Yarın uyandığımızda daha huzurlu, daha şeffaf ve sınırların değil, paylaşılan güzelliklerin konuşulduğu bir dünyaya göz açma umuduyla… Ruh Sağlığımızı korumak ve bu karanlık dönemde birbirimize fener olmak, bugün en büyük insanlık sorumluluğumuzdur.

Kaynakça 

  • American Psychological Association. (2024). Building your resilience.

  • Seligman, M. E. P. (1972). Learned helplessness. Annual Review of Medicine.

  • Pearlman, L. A., & Saakvitne, K. W. (1995). Vicarious Traumatization. Norton.

İlayda GÖNÜLAÇAR İlayda GÖNÜLAÇAR
Aydın’da doğan İlayda Gönülaçar, İstanbul’da Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi ile Psikoloji lisans eğitimlerini birlikte yürütmektedir. İki farklı disiplinin kesişiminde şekillenen bakış açısı, bireysel deneyimi toplumsal bağlamından ayırmadan düşünmesini sağlamaktadır. Akademik birikimini, özel bir kurumda klinik psikoloji alanında gerçekleştirdiği stajla uygulamaya taşımaktadır. Çalışmalarında kişilik bozuklukları ve patolojik süreçler, nörodejeneratif hastalıklar ve bellek, bağlanma örüntüleri ile kişilerarası ilişkiler üzerine yoğunlaşan Gönülaçar, psikolojiyi yalnızca kuramsal bir alan olarak değil, insana ve topluma dokunan canlı bir anlamlandırma biçimi olarak ele almaktadır. Adli psikoloji ve suç psikolojisine de yakından ilgi duyan yazar, bir insanı suça iten düşünce, duygu ve yaşantıları anlamaya çalışmaktadır. Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi geçmişinden gelen bakışıyla bu soruyu yalnızca bireysel düzeyde bırakmamakta; devletin suça yaklaşımını, ceza adaleti ve rehabilitasyon politikalarını da psikolojik süreçler açısından değerlendirmektedir. Ayrıca toplumsal travma, kolektif hafıza ve ruh sağlığı politikaları gibi alanlarda psikolojik süreçlerin toplumsal yansımalarını incelemektedir. Psikodinamik yaklaşıma ilgi duyan Gönülaçar, ileride sorunların kökenini anlamaya odaklanan terapi çalışmaları yürütmeyi hedeflemektedir. Psychology Times’ta, psikolojik kavramların ve toplumsal mekanizmaların bireysel yaşam deneyimleri üzerindeki etkisini inceleyen yazılar kaleme almaktadır. Yazılarında akademik bilgiyi sade ve erişilebilir bir dille okurla buluşturmayı amaçlamaktadır.

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!