Psikolog BulŞehrinde bir uzman
Pazartesi, Ekim 26, 2026

“İÇSEL SES MANZARAMIZLA” BİRLİKTE YÖN BULMAK: “YETERİNCE GERÇEK” BİR ETKİLEŞİM

12 dk.okuma süresi
“İÇSEL SES MANZARAMIZLA” BİRLİKTE YÖN BULMAK: “YETERİNCE GERÇEK” BİR ETKİLEŞİM

ÖNSÖZ

Bu yazıda, sesleri bir ifade kanalı olarak ele alıp oluşturduğum bir harita üzerinden, bilinçdışımızda taşıdıklarımızla yapacağımız bir içsel diyalog pratiği eşliğinde “yeterince gerçek” bir etkileşim kurmanın olası yollarını keşfedeceğiz. Bu keşifte bize bazı teorilerle desteklenmiş metaforlar ve pratikler eşlik edecek. Yolculuğumuza başlamadan önce, bilinçdışı adını taktığımız bu esrarengiz varlığın taşıdıklarının seslerin çok ötesine uzandığının altını çizmek isterim. Bu yazının nihai dileği, onunla iletişime hangi kanaldan başlarsak başlayalım, kurabileceğimiz bir temasın hayatımızın akışında ne kadar değerli dönüşümlere alan açabileceğini aydınlatmak. Sevgili Jung’un sözleriyle: “İnsan, ışık figürleri hayal ederek değil, karanlığı bilince taşıyarak aydınlanır.”

UVERTÜR

Her an, birbiriyle iç içe geçen pek çok sesle karşılaşıyoruz. Canlı cansız tüm varlıkların seslerinin buluştuğu bu ses manzarasına biz de bazen ses üreterek, bazen dinleyerek; bu iki eylem arasında hareket ederek katılıyoruz. Peki ya “içsel ses manzaramızda (inner soundscape)” karşılaştığımız sesler? Ses derken neyi kastediyorum?… “İçsel ses manzarası” dediğim bu şey ne?… Bu etkileşim nasıl formlar alabilir?… Bizim ona nasıl katıldığımız, aldığı formu nasıl etkileyebilir? “Yeterince gerçek” bir etkileşime nasıl alan açabiliriz? Ve tüm bunları nasıl pratiğe taşıyabiliriz ki yalnızca teoriden değil, kendi deneyimimizden de öğrenebilelim? Bu yaratım sürecine varlıklarıyla fazlasıyla ilham veren İçsel Aile Sistemleri (IFS) ve Jung psikolojisinden bazı kavramlarla başlayalım.

BİZE EŞLİK EDEN KAVRAMLAR

Önce, bu yazı boyunca ortak dilimizin bir parçası olacak bazı kavramları; oluşturduğum haritayı anlamamıza yardımcı olacak yönleriyle tanıtmak istiyorum. Bu kısa tanımlar, kavramları tüm derinlikleriyle anlatmaya yetmese de birlikte keşfetmeye başlayabileceğimiz bir zemin sunabilir.

IFS

IFS, iç dünyamızın farklı yönlerini “parçalar” olarak ele alan bir psikoterapi modeli. Her parçanın kendine ait duyguları, inançları, ihtiyaçları ve bir bakış açısı var. Bunlardan bazıları fosilleşmiş acıları taşırken bazıları bizi o acıdan korumaya çalışabilir. IFS’nin “Self” dediği “Kendilik” ise içimizde zaten var olan, şefkatle fark edebilen ve rehberlik edebilen özümüz. IFS bizi, “parçalarımızın” içinde kaybolmadan onları fark etmeye ve “Kendilik” ile bu “parçalar” arasında bir diyaloğa alan açmaya davet ediyor; merakla ve şefkatle, ne taşıdıklarını anlamaya yaklaşabileceğimiz bir diyalog…

JUNG PSİKOLOJİSİ

Jung’un yaklaşımında “I” dediği “Ben”, yani ego, bilincimizin merkezinde yer alıyor. “Self” yani “Kendilik” ise bilinçli ve bilinçdışı tüm yönlerimizi içeren ruhsal bütünlüğümüzü ve bu bütünlüğün merkezini ifade ediyor. Bireyleşme, bu yönlerimiz arasında ilişki kurdukça daha bütün hâle geldiğimiz bir süreç. Jung’un Aktif İmgelem yöntemi de bilinçdışından beliren imgelerle, duygularla ve figürlerle bilinçli bir diyaloğa girerek bu sürece alan açıyor.

“İÇSEL SES MANZARAMIZ” VE ÖZELLİKLERİ

Ses manzarası (soundscape) bir kişi veya kişiler tarafından, belirli bir bağlam içinde algılanan, deneyimlenen ve anlamlandırılan akustik çevre şeklinde tanımlanıyor. Ben de “içsel ses manzarasını (inner soundscape)”, içimizde farklı ifade şekilleriyle karşılaşabileceğimiz sesler için bir metafor olarak kullanıyorum. Bu yazının çerçevesinde bu sesler, “parçalarımıza” ses veren “iç seslerimizi” anlatıyor. Ama “iç ses” dediğim şey yalnızca kelimelerle ya da sözel düşüncelerle sınırlı değil. İmgeler ve bedensel duyumlar da bu seslerin kendilerini ifade etme şekillerine örnek gösterilebilir. Burada “iç ses” ile yalnızca kendi kendimize yaptığımız iç konuşmaları da kastetmiyorum. İç konuşmayı, “içsel ses manzaramızdaki” “parçaların” fark edebildiğimiz ifadelerinden biri olarak düşünebiliriz. Ama bu “parçaların” derinliği, fark edebildiğimiz ifadelerinin ötesine uzanıyor. Benim burada “iç ses” diyerek yaklaştığım şey, onların henüz bilmediğimiz yönlerinin kendiliğinden gelen yanıtlarla ifade bulması. Bir de “iç ses” ile “dış ses” arasında bir ayrım yapmak istiyorum. Bu haritada “dış ses”, “Kendiliğimizin” bilinçli yönlerini, yani “Ben”i; “iç ses” ise bilinçdışı yönlerini anlatıyor. Burada Jung’un “Ben” ve “Kendilik” anlayışından yararlanıyorum; IFS’nin “Kendilik” kavramı ise bundan farklı. Kendimiz dışındaki sesleri ifade eden “öteki sesin” de altını çizmek isterim. Bu ses, “iç” ve “dış” seslerimizi sürekli şekillendirirken kendisi de onlarla şekilleniyor. Onun varlığını da aklımızda tutarak, bu yazıda olabildiğince “iç” ve “dış” ses arasındaki etkileşime odaklanacağız. İnsanlarla, nesnelerle ve olaylarla karşılaştığımız dış dünya ve duyumların, duyguların, düşüncelerin ve imgelerin içinde belirdiği iç dünyamız sürekli etkileşim halinde olduğu için tüm bu sesler de sürekli değişmeye ve birbirlerini etkilemeye devam ediyorlar. Dolayısıyla bu yaklaşım, bizi etkileşim sürecini tam olarak şimdi ve burada yaşanırken keşfetmeye davet ediyor. Bu sebeple “içsel ses manzaramızla” kurmaya niyet ettiğimiz etkileşim formunu “yeterince gerçek” olarak adlandırmak istiyorum. Burada bahsi geçen gerçeklik; “büyük harfli Hakikate” ulaşmayı değil, şu anki deneyimimizde bize açılan gerçeklikle anın içerisinde deneyimleyebileceğimiz en çıplak hâliyle, yani bir diğer deyişle “olanla olduğu gibi” karşılaşmanın yeterliliğine dikkat çekmek istiyor.

ETKİLEŞİMİN OLASI FORMLARI: EYLEMİ HARİTALAMAK

“Yeterince gerçek” bir etkileşimin taşıdığı bu dönüşüm ihtimalinin yanında, “iç ve dış seslerimiz” arasında gelişen diyalogda yönelebileceğimiz başka etkileşim formları da olabilir. Bu formlar, “iç seslerimizle” nasıl ilişki kurduğumuzla birlikte şekilleniyor. Bu ilişki kurma yollarını keşfetmek için sizi, eksenleri sırasıyla “eylem” ve “eylemin niteliği”ni temsil eden iki boyutlu bir spektrumla tanıştırmak istiyorum. Oluşturduğum harita, diyaloğu “Ben”in perspektifinden çiziyor: x ekseni “üretmek” ile “dinlemek” arasında, y ekseni ise “sessiz” ile “gürültülü” arasında uzanıyor. Birlikte dört alan oluşturuyorlar; her biri, etkileşime girmenin sonsuz olasılığını içinde barındırıyor. Ancak her birimizin farklı etkileşimlerde, farklı yoğunluk ve sıklıklarda “sessizliğe” ya da “gürültülülüğe” yönelebileceğinin altını çizmek isterim. Bu kavramlar, sesin gerçek anlamdaki yüksekliğini ya da bir kişinin sabit özelliklerini değil, o anda içinde bulunduğumuz spesifik etkileşime nasıl katılabileceğimizi anlatıyor. O zaman hazırsak, tüm bunların ışığında etkileşimin; şimdi ve burada yaşandığını, eksenler boyunca hareket ettikçe değişebileceğini ve sayısız formlar alabileceğini kendimize hatırlatarak bu spektrumların iki ucunu temsil eden kavramların uç tanımlarına ve özelliklerine bakalım.

EKSENLER VE ÖZELLİKLERİ

Üretmek: “Dış sesimizi” üretme eylemi. Dinlemek: “İç sesimizi” dinleme eylemi. Sessiz: Doğasında sessizlik taşıyan bir “eylem niteliği”. Hayatta kalmak ve uyum sağlayabilmek için susmak zorunda olduğumuz, zorlanmış ya da öğrenilmiş bir sessizlik değil bu. Aksine, sakinliğin içinden doğan, karşılaşmaya olabildiğince hazır olduğu için bilinmeyene ses verebilen bir sessizlik. Bahsi geçen sessiz eyleme halini, bilinmeyene teslim olabilmekle ilişkilendirebiliriz; ancak bu teslimiyeti, eylemin yokluğunda kontrolsüzce sürüklenen bir saldan ziyade, rüzgarın fısıldadığı rehberliği sessizce duyabilen ve yelkenlerini ona göre hizalayarak kendi hareketine yön verebilen bir yelkenli gibi hayal edebiliriz. Kendi eylemlerimize yön verebilmek, güvende hissetmenin açtığı yerden IFS’in sakinlik, merak, şefkat, berraklık, güven, cesaret, yaratıcılık ve bağlılık özellikleriyle tarif ettiği “Kendiliğimize” duyduğumuz güvenle desteklenebilir. Bu nitelikler, diyaloğa sessizce yön vererek “parçalarımızla” ilişki kurma biçimimizi şekillendirebilir. Böyle bir temas, kendi temposunda açılan bir keşif halini mümkün kılarak bilinmeyenle kurduğumuz ilişkiyi de etkiler: “İç seslerimizi” tepkisel bir dirençle baskılamak yerine, onların otantik halleriyle ortaya çıkabilmesine alan açtığımız ve böylece “yeterince gerçek” bir etkileşimin kapısının aralandığı bir keşif hali…

Gürültülü: Doğasında “gürültü” taşıyan bir “eylem niteliği”. Buradaki gürültü, yukarıda sözünü ettiğim güvenin yokluğunda açılan boşluğu doldurmak adına ortaya çıkan bir kakafoni hali. Belirsizlik dayanılmaz olarak kodlandığında, birey bilinmeyenle karşılaşmasını bir tehlike olarak algılayabiliyor ve kendini korumak için oradan gelebilecek olası sesleri “susturma” yollarına başvurma ihtiyacı duyabiliyor. Bilinmeyeni taşımaya, dolayısıyla onunla karşılaşmaya henüz hazır olmamanın içinden farklı direnç biçimleri doğabiliyor. Çünkü öngörülemeyenin getireceği “dayanılamaz acıya” yakalanmamak, hayatta kalabilmek için mümkün olduğunca kontrol etmeyi zorunlu kılıyor. Böyle bir temas, “Kendilik” de dahil olmak üzere ulaştığı yerlere kendi içinde sessizliğin sürdürülemediği bir enerji taşıyor. Bu enerji, bize yön gösterebilecek olanı berrakça duymayı, yeni olasılıkları görmeyi ve onların açtığı daha geniş alana adım atmayı zorlaştırabiliyor. Kendini “Kendiliğin” rehberliğine ve bu rehberlikle bilinmeyene teslim edebilmekte yaşanan güçlük, “yeterince gerçek” bir etkileşimle karşılaşma ihtimalinin de önüne geçebiliyor.

“YETERİNCE GERÇEK” BİR ETKİLEŞİME ALAN AÇMAK

İçsel diyalog pratiğimize başlamadan önce, anlayışımızdaki bazı küçük değişimlerin “yeterince gerçek” bir etkileşime nasıl alan açabileceğine değinmek isterim. Öncelikle bedenimizin bu diyalogdaki rolüne ışık tutarak başlayabiliriz: Bedenimiz, “iç, dış ve öteki” seslerin etkileşiminden doğan deneyimleri hissetmemizde, işlememizde, taşımamızda ve ifade etmemizde hayati bir yere sahip. Bu yüzden kendisinden gelen işaretlere ve duyumlara: henüz söze dökülmemiş, işlenmemiş olanla temas kurmamıza ve orada bizi bekleyen ince işlemelerin izini sürmemize yardımcı olabilecek bir köprü olarak görebiliriz. Belki “iç sesimizden” gelebilecek yanıtlara nasıl yaklaştığımızla devam edebiliriz: Aşağıdaki soruları okurken uzun uzun zihinsel analizlere girmek yerine, kısa ve kendiliğinden beliren cevaplara dikkat verebiliriz. Ama buradaki “bir andalık”, keskinlik taşıyan bir acelecilikten değil; yumuşaklığı bedenleyen bir sakinlikten doğuyor. Dolayısıyla cevaplar belirirken, halihazırda zihnimizde yer alan kısayollara başvurmaktansa, “Henüz bilmediğimiz neler ortaya çıkabilir?” merakına yer verebiliriz. Bu merak, bedensel bir baskıdan ziyade, kendimizi bırakabildiğimizde belirebilecek bir hafiflikle bize eşlik edebilir. Son olarak, “iç sesimizin” ses verdiği “parçalarımıza” dair taşıdığımız ön kabulleri de fark edebiliriz: “Her biri benim kim olduğumu tanımlıyor” diyen, “Ben” odaklı direnç uyandırabilecek katı bir anlayıştan, onları iç dünyamızda bir arada var olan, kimi zaman çelişen ancak kim olduğumuzu bütünüyle tanımlamayan farklı “parçalar” olarak görmeye doğru hareket edebiliriz. Duyulmayı, görülmeyi, anlaşılmayı ve böylece entegre edilerek bilincimizde kendilerine yer bulmayı bekleyen “parçalar”…

İÇSEL DİYALOG: İNTERAKTİF EGZERSİZ

Esas değişim, analizden önce, belki de deneyimin içindedir. Ve belki de bu değişime, diyaloğa daha başlamadan belirli bir değişim beklentisine sımsıkı sarılarak değil, deneyimin kendisine duyduğumuz merakla “iç sesimize” aşağıdaki soruları “sessizce üretip” kendiliğinden beliren cevapları “sessizce dinlemeyi” seçerek yaklaşabiliriz. Sizi buraya kadar okuduğunuz her şeyin sizdeki karşılığını bedenlemek ve bu olası değişimi deneyimle keşfetmek adına en fazla beş dakikanızı alacak bir pratiği denemeye davet ediyorum. Bu pratiği, dilerseniz gözlerinizi kapatarak ve mümkünse uzanarak yapabilirsiniz. Kendimizi deneyime bırakabilmek adına, belki soruları cevaplamaya çalışmadan önce akışın tamamını okuyabilir; sonrasında sizinle kalan yönergeleri tek tek uygularken cevapların belirmesine alan açabilirsiniz. Ne zaman isterseniz deneyebilirsiniz; ama eğer mümkünse, neden şimdi olmasın?

Pratiğimizin Akışı: Başlamadan önce, bedenimizin zeminle buluştuğu yerleri fark etmek için bir an duralım. Rahat hissediyorsak uzanabilir veya oturabilir, bedenimizi hafifçe zemine bastırıp ardından serbest bırakabiliriz. Bedenimizi serbest bıraktığımızda da zeminin bizi desteklemeye devam ettiğini fark edebiliriz. Ve belki bir süre bu temasta kalıp zemin tarafından tutulmanın tadını çıkarabiliriz. Şimdi sizi, şu sıralar gündeminizde olan; belki üzerine çalışmak, belki biraz daha anlamak istediğiniz bir konuyu seçmeye davet ediyorum. Sizde hafif bir stres ya da gerilim uyandıran bir deneyim, vermeye çalıştığınız bir karar, tekrar tekrar döndüğünüz bir düşünce veya henüz adlandıramadığınız bir şey olabilir. Belki bu davetle birlikte içinizde ilk beliren şeye dikkatinizi getirebilirsiniz. Şu anda onunla temas etmek mümkün gibi geliyorsa, sizinle bir şekilde kalmış olan bu deneyimle siz de bir süre kalmayı seçebilirsiniz. Güvenli hissettiriyorsa, bu konuyla temas ederken bedeninizde neler olduğunu fark edebilirsiniz. Belki bir sıcaklık, karıncalanma, baskı, hareketlenme, genişleme ya da daralma… Belki henüz adı olmayan bir duyum… Devam etmek rahat hissettiriyorsa, bu duyumun daha belirgin olduğu bir beden bölgesine dikkatinizi getirebilirsiniz. Belki birkaç nefes alıp, bu duyuma eşlik eden bir parçanız varsa ona aşağıdaki dört kısa soruyu nazikçe yönelterek bir diyaloğa başlayabiliriz. Cevapları önceden belirlemeye ya da uzun uzun düşünmeye ihtiyacımız yok; kendiliğinden belirmelerine alan açabiliriz. Her sorunun ardından bir iki kelimelik kısa cevaplar belirebilir. Beliren cevaba bir süre yer verdikten sonra diğer soruya geçebiliriz. Bir cevap gelmiyorsa da zorlamamıza gerek yok. Belki bu sessizlik de başlı başına bir cevaptır. Sevili beden bölgem, Nasıl hissediyorsun? Neye inanıyorsun? Neye ihtiyacın var? Senin için ne yapabilirim?

Ve hazır olduğumuzda, “içsel ses manzaramızla” bu karşılaşmadan geriye kalanlarla birlikte, dikkatimizi yeniden bedenimizin zeminle temasına ve çevremizdeki seslere getirebilir; iç dünyamıza açtığımız gözlerimizi yavaşça yeniden dış dünyaya açabiliriz.

Zeynep Duru Görgün Zeynep Duru Görgün
Zeynep Duru Görgün; yürümekte olduğu yolda, an içerisinde sisteminde beliren temaları yazmakta olduğu yazılar eşliğinde deneyimlemeyi; deneyimlerken anlamın potansiyel şekillere girişine tanıklık edebilmeyi ve tüm bunlar yaşanırken merakla teslim olabildiğinde beliren yaratım ihtimalini oldukça anlamlı buluyor. İç ve dış dünyaları keşfederken ortaya çıkan yaşantıları, psikoloji literatüründe yer alan farklı yaklaşımlarla sentezlediği bu yazıların hem yaratım sürecine hem de paylaşımına değer veriyor. Psikoloji Lisansını Koç Üniversitesi Psikoloji bölümünde tamamlamış, Klinik Psikoloji yüksek lisansına Roma’da Sapienza Üniversitesi’nde Applied Dynamic and Clinical Psychology programında devam etmektedir.

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!