Erteleme Alışkanlığı: Bugünün İşini Yarına Bırakma
“Bugünün işini yarına bırakma.”
Yazıma çok sevdiğim bir atasözüyle başlamak isterim. Belki de yüzlerce yıl önce söylenmiş olan bu söz, neden hâlâ bir nasihat niteliği taşıyor? Çünkü insanlığın bugün pek çok işini yapmasına engel olan erteleme davranışı, geçmişten günümüze varlığını sürdürüyor. Yapmanız gereken, belki de yalnızca 10 dakikanızı alacak basit bir görevin zihninizde büyüdükçe büyüdüğü oldu mu? Belki de o işi o kadar uzun süre ertelediniz ki sonunda gözünüzde olduğundan çok daha zor bir hâle geldi. Oysa başlangıçta yalnızca 10 dakikanızı alacak basit bir görevdi. Peki, bu davranışın sebebi tembellik mi, yoksa arkasında daha derin bir düşünce sistemi mi yatıyor? Pek çok insanın düşündüğünün aksine, erteleme alışkanlığı her zaman tembellikten kaynaklanmaz. Bu davranışın arkasında gerçekçi olmayan inançlardan düşük öz yeterlilik algısına kadar pek çok etken bulunabilir. Bir öğrenciyi ele alalım. Ertesi gün bir sınavı olduğunu düşünelim. Akşam eve geldiğinde ebeveynleri ona ders çalışması gerektiğini söyler. Öğrenci, yemekten sonra çalışacağını belirtir. Yemekten sonra ise saat tam sekizde çalışmaya başlayacağını söyler. Ancak saat sekizi birkaç dakika geçer ve kendisine yeni bir başlangıç saati belirler. Çalışması gereken her saatte yeni bir bahane bulur. Sonunda geriye yalnızca bir saat kaldığında, “Artık bir saat çalışsam da faydası olmaz.” diye düşünür. Böylece çalışmayı tamamen erteler. En sonunda uyku saati gelir ve öğrenci yatağına gider. Yatağa uzandığında ise içinde derin bir pişmanlık hissi oluşur. “Keşke çalışsaydım.” diye düşünür. Belki bu düşünceler nedeniyle uykuya dalmakta zorlanır ve gece boyunca zihnini meşgul eden kaygılarla uğraşır. Bu davranış örüntüsü pek çok kişiye tanıdık gelmiştir. Birçok öğrenci benzer bir döngü yaşar ve bu döngüyü kırmakta zorlanır. Peki, ertelemenin ardında hangi düşünceler vardır? Gelin, birlikte inceleyelim.
Gerçekçi Olmayan İnançlar
Erteleme davranışının arkasında çoğu zaman kişinin kendisine, yapacağı işe veya elde edeceği sonuca ilişkin gerçekçi olmayan düşünceleri bulunur. Bunlardan bazıları şunlardır: • Mükemmeliyetçilik: “Tamamen hazır olmadan çalışmaya başlamamalıyım.” • Başarısızlık korkusu: “Düşük not alırsam bu, yetersiz olduğumu gösterir.” • Ya hep ya hiç düşüncesi: “Bugün üç saat çalışamayacaksam hiç başlamayayım.” • Felaketleştirme: “Bu sınav kötü geçerse geleceğim mahvolur.” • Aşırı genelleme: “Bir kez başaramadım, demek ki hiçbir zaman başaramayacağım.” Şimdi yeniden öğrencimize dönelim. Öğrenci, ders çalışabilmek için her şeyin mükemmel olması gerektiğini düşünüyordu: Tam bir saatlik boş zaman, eksiksiz notlar ve kusursuz bir çalışma planı… Karşılaştığı en küçük aksaklık bile çalışma isteğini azaltıyor ve işe başlamasını engelliyordu. Soru çözerken yanlış yapmaktan korkuyor, hatalarıyla yüzleşmemek için soru çözmeyi erteliyordu. Saat ilerledikçe çalışma süresinin azaldığını görüyor, ancak bu durum karşısında harekete geçmek yerine kendisine yeni bahaneler üretiyordu. Sonunda geriye yalnızca bir saat kaldığında, “Ya tam anlamıyla çalışırım ya da hiç çalışmam.” düşüncesiyle karşı karşıya kalıyor ve hiç başlamamayı tercih ediyordu. Üstelik bütün akşamını huzursuz geçiriyordu. Zihninde sürekli aynı sorular dönüp duruyordu: “Ya sınavım kötü geçerse? Ya başaramazsam?” Kaygısı, harekete geçmesini zorlaştırıyor ve onu kendi düşüncelerinin içinde kaybolmaya sürüklüyordu. Sonunda geçmişte aldığı düşük notu hatırlayarak, “Bu derste daha önce de başarısız olmuştum. Demek ki bu dersi hiçbir zaman başaramayacağım.” diye düşünüyordu. Oysa geçmişte yaşanan bir başarısızlık, gelecekte de başarısız olunacağının kanıtı değildir. Benzer şekilde, bir işe başlamak için bütün koşulların kusursuz olmasını beklemek de çoğu zaman kişinin harekete geçmesini engeller. Peki, ertelemenin tek sebebi gerçekçi olmayan inançlar mıdır? Elbette hayır. Bir diğer önemli etken de öz yeterlilik algısıdır.
Düşük Öz Yeterlilik Algısı
Öz yeterlilik, bireyin belirli bir görevi yerine getirmek için gerekli davranışları gerçekleştirebileceğine ilişkin inancıdır. Öz yeterlilik algısı düşük olan bireyler, bir işi başarabilmek için gerekli adımları atabileceklerine dair yeterli inanç duymayabilirler. İşe başlamadan önce görev gözlerinde büyüyebilir ve başarısız olacaklarını düşünerek daha en başında vazgeçebilirler. Öz yeterlilik algısı yüksek olan bireyler ise bir görevi yerine getirmek için hangi adımları atmaları gerektiğini daha iyi değerlendirebilir ve bu adımları uygulayabileceklerine daha fazla inanabilirler. Burada önemli olan, kişinin her zaman başarılı olacağından emin olması değildir. Asıl önemli olan, zorluklarla karşılaşsa bile gerekli çabayı gösterebileceğine ve süreç içinde kendisini geliştirebileceğine inanmasıdır. Ertelemenin Ardındaki Düşüncelerle Nasıl Baş Edilir? • Mükemmel zamanı beklemeyin: Bir işe başlamak için her şeyin kusursuz olmasını beklemeyin. Bazen doğru zamanı beklerken yapmanız gereken işi sürekli ertelersiniz. Oysa önemli olan her şeyin mükemmel olması değil, bir yerden başlayabilmektir. • Başarısızlık değil, geliştirilmeye açık yönler: Beklediğiniz sonucu alamadığınızda bunu yetersiz olduğunuzun bir göstergesi olarak görmeyin. Bunun yerine, hangi konularda eksikleriniz olduğunu fark edin ve bu eksikleri gidermeye odaklanın. • Büyük hedefleri bölün: Ulaşılması zor görünen büyük hedefler, işe başlamanızı güçleştirebilir. Bunun yerine hedefinizi küçük adımlara bölün. Böylece nereden başlayacağınızı daha kolay belirleyebilir ve her adımda hedefinize biraz daha yaklaştığınızı görebilirsiniz. • Geçmişteki olumsuz deneyimlerin geleceğinizi belirlemesine izin vermeyin: Geçmişte beklediğiniz puanı alamamış olabilirsiniz. Ancak bu, gelecekte de aynı sonucu alacağınız anlamına gelmez. Önceki deneyimlerinizden ders çıkarın ama geçmişte yaşadıklarınızın gelecekteki başarınızı belirlemesine izin vermeyin. • Gelişiminizi somutlaştırın: Yalnızca elde ettiğiniz sonuçlara değil, süreç boyunca gösterdiğiniz çabaya da odaklanın. Çözdüğünüz soru sayısını ve tamamladığınız konuları not alın. Böylece gelişiminizi takip edebilir ve ilerlediğinizi somut olarak görebilirsiniz. Unutmayın, kusurları olsa da bitirilmiş bir iş, hiç başlanmamış bir işten daha değerlidir. Çünkü ilerlemek için mükemmel olmak değil, ilk adımı atmak gerekir.
Kaynakça
- Berber Çelik, Ç., & Odacı, H. (2015). Akademik erteleme davranışının bazı kişisel ve psikolojik değişkenlere göre açıklanması. Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 30(3), 31–47.
- Aydoğan, D., & Özbay, Y. (2012). Akademik erteleme davranışının benlik saygısı, durumluluk kaygı, öz-yeterlilik açısından açıklanabilirliğinin incelenmesi. Pegem Eğitim ve Öğretim Dergisi, 2(3).


