Mezopotamya’da Çocuk Olmak: Bastırılmış Duyguların İzinde
Mezopotamya, farklı kültürlerin, dillerin ve inançların bir arada yaşadığı kadim bir coğrafyadır. Bu topraklarda büyüyen çocukların hikâyeleri de en az bu coğrafyanın tarihi kadar değerlidir. Ancak çocukluk, yalnızca büyümek, oyun oynamak ve okula gitmekten ibaret değildir. Çocukluk aynı zamanda anlaşılmak, sevilmek, kendini güvende hissetmek ve duygularını özgürce ifade edebilmektir.
Ben de bu coğrafyada büyümüş bir çocuk olarak geçmişe dönüp baktığımda, çocukluğumun hem güzel anılarını hem de eksik kalan yanlarını hatırlıyorum. Oyuncaklar, kitaplar, oyun alanları ve sosyal etkinlikler her zaman kolayca ulaşabildiğimiz imkânlar değildi. Sinemaya gitmek, farklı şehirleri görmek ya da çocuklar için düzenlenen etkinliklere katılmak, bazen yalnızca hayalini kurduğumuz şeylerdi.
O yıllarda belki de en çok istediğimiz şey, çocukluğumuzu daha özgür yaşayabilmekti. Çünkü bir çocuk için oyun yalnızca eğlenmek değildir. Oyun, kendini ifade etmenin, dünyayı tanımanın ve duygularını anlamanın en doğal yollarından biridir. Çocuk oyun oynarken bazen korkularını canlandırır, bazen hayallerini kurar, bazen de günlük yaşamda anlatamadığı duyguları davranışlarıyla ortaya koyar.
Peki, bir çocuk oyun oynayamadığında, duygularını anlatamadığında ya da sürekli sorumluluk almak zorunda kaldığında ne olur?
Mezopotamya’da büyüyen birçok çocuk için aileye yardımcı olmak, büyüklerin sözünü dinlemek ve toplumun beklentilerine uygun davranmak erken yaşlarda öğrenilen kurallardı. Elbette aile bağları, dayanışma ve saygı, çocukların gelişiminde önemli bir yere sahiptir. Aile içinde sorumluluk almak, çocuğun kendisini değerli hissetmesine de katkı sağlayabilir. Ancak çocuklardan yaşlarının üzerinde sorumluluklar beklemek, onların kendi ihtiyaçlarını geri plana atmalarına neden olabilir.
Bazen bir çocuk üzülür ama ağlamaz. Korkar ama korktuğunu söylemez. Kırılır ama kendisini üzen kişiye bunu anlatamaz. Çünkü zamanla bazı duygularını göstermemesi gerektiğini öğrenmiştir. Belki ağladığında susturulmuş, bir şey istediğinde ayıplanmış ya da kendisini savunduğunda saygısız olmakla suçlanmıştır. Böylece duygularını ifade etmek yerine onları içinde tutmayı tercih etmeye başlayabilir.
“Büyüdün artık, ağlama.”
“Büyüklerin yanında konuşma.”
“Bunda üzülecek ne var?”
Bu cümleler yetişkinler için sıradan görünebilir. Fakat bir çocuk, duygularının sürekli küçümsendiğini hissettiğinde kendisini ifade etmekten vazgeçebilir. Üzüntüsünü saklamayı, öfkesini içine atmayı ve korkularıyla tek başına baş etmeyi öğrenebilir. Zamanla yalnızca ne hissettiğini değil, hangi duyguları göstermesinin kabul edilebilir olduğunu da düşünmeye başlayabilir.
Burada yetişkinlerin niyetini de anlamak gerekir. Çoğu anne baba çocuklarının üzülmesini istemez. Bazen onları güçlü yetiştirmek, bazen de hayatın zorluklarına hazırlamak amacıyla duygularını bastırmalarını isteyebilir. Ancak çocuğu üzülmekten uzak tutmaya çalışmakla, üzüntüsünü ifade etmesine izin vermek aynı şey değildir. Çocuğun her zaman mutlu olması mümkün değildir. Önemli olan, zor duygular yaşadığında da kendisini yalnız hissetmemesidir.
Bir psikolog gözüyle baktığımızda, önemli olan yalnızca çocuğun nasıl davrandığı değil, bu davranışın arkasında ne hissettiğidir. Sessiz bir çocuk her zaman mutlu olmayabilir. Sorumluluklarını yerine getiren bir çocuk da her zaman kendisini iyi hissetmeyebilir. Bazen yetişkinlerin olgunluk olarak gördüğü davranışların arkasında, çocuğun anlaşılma ve kabul görme ihtiyacı bulunabilir.
Bir çocuk sürekli uslu olduğu için takdir ediliyor, ancak üzüldüğünde ya da öfkelendiğinde eleştiriliyorsa zamanla başkalarının beklentilerine göre davranmayı öğrenebilir. Herkesin memnun olmasını sağlamaya çalışırken kendi ihtiyaçlarını fark etmekte zorlanabilir. Elbette her sessiz çocuk duygularını bastırıyor değildir. Çocukları anlamaya çalışırken onları tek bir davranış üzerinden değerlendirmek yerine yaşadıkları koşulları ve duygusal ihtiyaçlarını birlikte ele almak gerekir.
Mezopotamya’nın kültürel yapısı da bu konuda üzerinde düşünmeye değer bir alandır. Güçlü aile bağları, dayanışma ve toplumsal birliktelik bu coğrafyanın önemli değerleri arasındadır. Bu değerler çocuklara aidiyet duygusu kazandırabilir. Ancak bazen toplumun beklentileri, çocuğun bireysel ihtiyaçlarının önüne geçebilir. Ailenin kararlarına uyum sağlamak, büyükleri üzmemek ya da çevrenin düşüncelerini önemsemek, çocuğun kendi isteklerini dile getirmesini zorlaştırabilir.
Burada mesele kültürü suçlamak ya da geçmişte yaşananları bütünüyle olumsuz değerlendirmek değildir. Her ailenin ve her çocuğun hikâyesi farklıdır. Asıl mesele, sahip olduğumuz değerleri korurken çocukların duygusal ihtiyaçlarını da gözetebilmektir. Saygı ile korku, sorumluluk ile yük, uyum ile kendinden vazgeçmek arasındaki farkı görebilmek önemlidir.
Çocuklukta öğrenilen duygusal alışkanlıklar, ilerleyen yıllarda kişinin kendisini ve çevresindeki insanları nasıl algıladığını etkileyebilir. Duygularını ifade etmesine izin verilmeyen bir çocuk, yetişkin olduğunda ihtiyaçlarını dile getirmekte zorlanabilir. Hayır demekten çekinebilir, başkalarını üzmemek için kendi isteklerinden vazgeçebilir ya da yardım istemeyi güçsüzlük olarak görebilir. Bunlar her çocuk için kaçınılmaz sonuçlar değildir. Ancak çocukların duygusal ihtiyaçlarını dikkate almanın neden önemli olduğunu gösterir.
Bastırılmış duyguların izleri her zaman açıkça görülmeyebilir. Bazen sürekli başkalarını memnun etmeye çalışmakta, bazen hata yapmaktan aşırı korkmakta, bazen de bir sorun yaşandığında ne hissettiğini anlatamamakta kendini gösterebilir. Bu nedenle çocukların yalnızca davranışlarını düzeltmeye çalışmak yeterli değildir. Onların bu davranışlara hangi koşullarda yöneldiğini anlamaya çalışmak da gerekir.
Örneğin okulda hata yapmaktan korkan bir çocuğa yalnızca daha çok çalışmasını söylemek yerine, hata yaptığında ne hissettiğini sormak önemlidir. Sürekli öfkelenen bir çocuğa hemen kızmak yerine, öfkesini hangi durumlarda yaşadığını anlamaya çalışabiliriz. Çünkü öfke bazen hayal kırıklığının, anlaşılmama hissinin ya da kendini ifade edememenin bir sonucu olabilir. Çocuğun duygusunu anlamak, her davranışını kabul etmek anlamına gelmez. Duygularını kabul ederken davranışlarına sağlıklı sınırlar koymak mümkündür.
Bugün geçmişe baktığımızda, çocuklarımız için farklı bir gelecek kurma şansımız var. Onlara yalnızca derslerinde başarılı olmayı, büyüklerine saygı göstermeyi ve sorumluluklarını yerine getirmeyi öğretmek yeterli değildir. Aynı zamanda üzülmenin doğal olduğunu, korkularını anlatabileceklerini ve hata yaptıklarında sevilmeye devam edeceklerini de hissettirmeliyiz.
Bir çocuğa “Neden ağlıyorsun?” diye sormak yerine “Seni üzen bir şey mi oldu?” demek bile büyük bir fark yaratabilir. Bazen çocukların ihtiyacı öğüt vermemiz değil, onları gerçekten dinlememizdir. Duygularını anlatırken sözünü kesmemek, hemen çözüm sunmaya çalışmamak ve yaşadıklarını küçümsememek, çocuğa kendisini ifade edebileceği güvenli bir alan sunar.
Ebeveynler kadar öğretmenlerin de bu süreçte önemli bir yeri vardır. Çocuklar günün büyük bir bölümünü okulda geçirir. Öğretmeni tarafından dinlenen, hata yaptığında aşağılanmayan ve arkadaşları arasında kendisini güvende hisseden bir çocuk, duygularını daha rahat paylaşabilir. Okul yalnızca akademik bilgilerin öğrenildiği bir yer değil, aynı zamanda çocukların kendilerini tanımayı ve başkalarıyla ilişki kurmayı öğrendikleri bir yaşam alanıdır.
Çocukların ihtiyaç duyduğu şey kusursuz ebeveynler ya da her sorunu çözen yetişkinler değildir. Onların yanında olmaya çalışan, hata yaptığında bunu kabul edebilen ve gerektiğinde özür dileyebilen yetişkinlere ihtiyaçları vardır. Çünkü çocuklar yalnızca söylediklerimizden değil, onlara nasıl davrandığımızdan da öğrenirler.
Mezopotamya’nın çocukları olarak geçmişimizde birçok zorluk yaşamış olabiliriz. Ancak kendi çocukluğumuzda eksik kalanları fark etmek, yeni nesiller için önemli bir başlangıçtır. Geçmişi değiştiremeyiz ama çocuklarımıza nasıl yaklaştığımızı değiştirebiliriz. Onlara sunacağımız her güvenli alan, kuracağımız her anlayışlı cümle ve göstereceğimiz her sabırlı yaklaşım, daha sağlıklı bir çocukluk deneyiminin parçası olabilir.
Belki de değişim, büyük kararlarla değil, gündelik hayatın küçük anlarında başlayacaktır. Bir çocuğun anlattığı hikâyeyi dikkatle dinlemek, oyununa zaman ayırmak, korkusunu küçümsememek ya da üzgün olduğunda yanında kalmak… Bunlar basit davranışlar gibi görünse de çocuğun kendisini nasıl gördüğünü etkileyebilir. Çocuk, duygularının önemsendiğini gördükçe kendisini ifade etmenin yanlış olmadığını öğrenebilir.
Mezopotamya’nın geçmişi, kuşaktan kuşağa aktarılan hikâyelerle doludur. Şimdi bu hikâyelere çocukların sesini de daha fazla katmanın zamanı. Onların yalnızca başarılı olduklarında değil, zorlandıklarında da değerli olduklarını hissettirmek bizim sorumluluğumuzdur. Çocukların güçlü olmasını istiyorsak önce onların kendilerini güvende hissedebilecekleri bir dünya kurmalıyız.
Çünkü her çocuk yalnızca büyümeyi değil, çocuk olmayı da hak eder. Oynamayı, hayal kurmayı, soru sormayı, üzülmeyi ve kendisini özgürce ifade etmeyi…
Belki de bu coğrafyada değişimin ilk adımı, çocukların sessizliğini kabullenmek yerine onların sesini duymaya çalışmaktır. Bir çocuğun duygularını anlamak, yalnızca onun bugününe değil, gelecekte kuracağı ilişkilere ve kendisiyle geliştireceği bağa da dokunmaktır.
Mezopotamya’da çocuk olmak, geçmişin bütün zorluklarını geleceğe taşımak zorunda olmak demek değildir. Kendi çocukluğumuzda yaşayamadığımız bazı güzellikleri yeni nesillere sunabilir, onlara duygularını saklamak zorunda olmadıklarını gösterebiliriz. Bunun için önce çocukların ne hissettiğini merak etmeli, sonra da onları gerçekten dinlemeliyiz.
Unutmayalım: Çocuklarımızın güçlü olması için duygularını saklamaları değil, duygularıyla baş etmeyi öğrenirken kendilerini güvende hissetmeleri gerekir. Çünkü çocukların duygularına bugün gösterdiğimiz anlayış, yarının yetişkinlerinin kendileriyle ve başkalarıyla kuracakları ilişkinin temelini oluşturabilir. Ve belki de bu topraklarda daha umutlu bir gelecek, bir çocuğun sesini duyduğumuz ve ona gerçekten kulak verdiğimiz anda başlayacaktır.
Kaynakça
- World Health Organization\. (2022)\. *World mental health report: Transforming mental health for all*\. World Health Organization\. https://www\.who\.int/publications/i/item/


