Hislerin Ardındaki İnsan
Hislerin Ardındaki İnsan
Mutsuzluğun genel bir tanımı var mıdır bilmiyorum ama benim için mutsuzluğun tanımı; sevdiğim insanların üzgün oluşu, değer verdiğim kişilerin ölümü, ülke gündemindeki üzücü olaylar, hayvanların kötü muameleye maruz kalması ve bunun gibi sayabileceğim bir sürü şey. Fark ettim ki bunların hepsi ben dışında gelişen durumların yarattığı mutsuzluk. Peki bireysel olarak beni ne mutsuz eder? Buna pek de bir cevabım yok sanırım. Çünkü nasıl mutluluğun varlığını kabul edip sarıp sarmalıyorsak mutsuzluğun da varlığını kabul etmemiz gerekiyor. İnsanoğlu var olduğu sürece ölümler, üzücü olaylar hep olacak. Peki bu durumlar karşısında bizim nasıl olmamız bize iyi gelecek? Duygu her ne olursa olsun ondan kaçmayarak, o duyguyu kabul ederek ve onun getirdikleriyle hayata devam ederek. Mutsuzluk yaratan bir durum mu var? Hayatın en olağan şeyi, kendini sorgulayarak şu an bu yaşanan şey beni neden bu kadar etkiledi veyahut bu durumu sessiz bir taraftan karşılayarak duygunun getirdiği hissi yaşayarak o anda o hisle kalabilmektir. Nasıl ki hayatımızda bizi mutlu eden, iyi hissettiren durumlar varsa aynı şekilde zorlayıcı durumlar da var. O sebeple her duruma karşı mental olarak hazır olmalıyız. İnsanlar kendilerine türlü türlü mutsuzluklar çıkarıyor. Bunlardan ilki beklentiler; insanlardan, ilişkilerden ve hayattan bir sürü gerçekçi olmayan beklentiler. İnsanın her şeyle ilgili bir fikri ve olması gerektiğini düşündüğü şeyler var. Mesela bir ilişkiye başlayacaksın. Benim kriterim bunlar, şöyle olsun böyle olsun sanki sipariş verir gibi ideal bir eş adayına dair beklentiler. Fakat insanlar karşısındakinin bir insan olduğunu ve onu bu şekilde beklentileriyle kendinden uzaklaştırdığının farkında değil. Bu bana çok bencilce geliyor. Kafanda bir şeyi ideal bir kalıba koyuyorsun, karşı taraf da bu kalıplardan birinde bile beklentini karşılayamazsa hayal kırıklığına uğruyorsun. Peki sen bir başkasının idealleştirdiği kişiliğe uyuyor musun? Bir diğer mutsuzluk yaratan durum ise bir şeylere takılıp kalmak, ilerleyememek. Çevresindeki insanların tepkilerine göre kendi ruh halini belirleyen, "o niye böyle dedi, acaba beni yanlış mı anladı?" gibi sürekli bir şeylere takılmak. Bence bunun en büyük sebebi kendini hayatının merkezinden uzaklaştırıp, kendi öz değerini bir kenara atıp diğerlerini merkeze koyarak onların en ufak dalgalanmalarında kendisinin de savrulması, çok dağılması bu sebeptendir diye düşünüyorum.
Üzüntünün İnsan Psikolojisi Üzerindeki Etkileri: Bilimsel Bir İnceleme: Üzüntü, insanın kayıp, hayal kırıklığı ve yaşamındaki değişimler karşısında deneyimleyebildiği temel duygulardan biridir. Arias ve arkadaşları (2020), üzüntünün yalnızca öznel bir his olmadığını; bilişsel süreçler, beyin etkinliği, bedensel tepkiler ve davranışlarla ilişkili çok boyutlu bir deneyim olduğunu vurgulamaktadır. Araştırmacıların amacı, farklı bilimsel alanlarda üretilen bulguları bir araya getirerek üzüntünün nasıl ortaya çıktığını ve insanı nasıl etkilediğini daha kapsamlı biçimde açıklamaktır. Araştırmacılar, daha önce yürütülen nörogörüntüleme, fizyoloji ve duygu araştırmalarını incelemiştir. Bulgular, üzüntünün sosyal etkileşimden uzaklaşma, hareketlerde yavaşlama, olumlu uyaranlara yönelmede azalma ve dikkatin kişinin kendi iç dünyasına yönelmesi gibi değişimlerle ilişkili olabileceğini göstermektedir. Ayrıca üzüntü sırasında kalp atımı, solunum ve diğer fizyolojik tepkilerde değişiklikler görülebilmektedir. Ancak bu tepkiler her insanda aynı şekilde ortaya çıkmamaktadır; üzüntünün kaynağı ve kişinin duyguyu deneyimleme biçimi sonuçları değiştirebilmektedir (Arias et al., 2020).
Sonuç
Mutsuzluk ve üzüntü, insanın yalnızca ne hissettiğini değil, dünyayı nasıl algıladığını, düşüncelerini nasıl şekillendirdiğini ve çevresiyle nasıl ilişki kurduğunu da etkileyen psikolojik deneyimlerdir. Arias ve arkadaşlarının (2020) çalışması, üzüntünün sinirsel, bedensel ve davranışsal süreçlerle iç içe olduğunu ortaya koymaktadır. Bu açıdan mutsuzluğu yalnızca ortadan kaldırılması gereken bir duygu olarak görmek yerine, kişinin yaşantıları ve psikolojik süreçleriyle birlikte değerlendirmek gerekir. Çünkü duygusal iyi oluş, her zaman mutlu hissetmekten değil, üzüntümüzü anlayabilmek ve ona sağlıklı biçimde alan açabilmekten de geçer. İnsanların çıkardığı mutsuzluklardan daha birçoğunu sayabilirim ama bence mutluluktan konuşalım. Mutlu olmak o kadar basit ki. Yani yağmurun yağmasından tutun, bir çocuğun gülümsemesine kadar basit diyebileceğimiz anlar bile mutlu olmaya yetiyor. Bu hayatta gerçekten birbiriyle samimi ilişkiler kuran, hiçbir çıkar gözetmeden birbirinin yanında durmaya gönüllü insanlar var mı bilmiyorum. Bildiğim tek şey, kendi değerimizi yine bize biz vereceğiz. Kendimize mutsuzluklar çıkarmak yerine, mutlulukların peşinden koşarak onlara sahip olmaya çalışacağız. Çünkü en büyük mutluluk kendi içimizde. Mutluluk, her şeyin yolunda gitmesi değil; hayat yolunda gitmediğinde de kendimize şefkatle yaklaşabilmektir. Psikolojik iyi oluş, sürekli mutlu hissetmekten ziyade, tüm duygularımıza yaşamımızda yer açabilmekle ilgilidir. Çünkü bazen mutluluk, bir şeylerin değişmesinde değil, kendimize bakışımızın değişmesinde saklıdır.
Kaynakça
- Kaynakça Arias, J. A., Williams, C., Raghvani, R., Aghajani, M., Baez, S., Belzung, C., Booij, L., Busatto, G., Chiarella, J., Fu, C. H. Y., Ibanez, A., Liddell, B. J., Lowe, L., Penninx, B. W. J. H., Rosa, P., & Kemp, A. H. (2020). The neuroscience of sadness: A multidisciplinary synthesis and collaborative review. Neuroscience & Biobehavioral Reviews, 111, 199–228. https://doi.org/10.1016/j.neubiorev.2020.01.006



