Gülüşün Ardında: Mizah Bir Sığınak mı, Savunma mı?
“Mizah, ruhun kendini koruma mücadelesinde kullandığı silahlardan biriydi.”
— Viktor E. Frankl, Man's Search for Meaning
İnsan bazen yaşadıklarına rağmen güler. İçinde bulunduğu durumun ağırlığını hafifletmek, söyleyemediklerini bir esprinin içine sığdırmak ya da hayatın ciddiyetinden kısa bir süreliğine uzaklaşmak için... Viktor Frankl, Nazi toplama kamplarında yaşadıklarını anlattığı eserinde, mizahın en ağır koşullarda bile insana kısa süreli bir rahatlama ve yaşadıklarına belli bir mesafeden bakabilme imkânı sağlayabildiğinden söz eder. Bu gözlem, gülmenin her zaman mutluluktan doğmadığını, kimi zaman insanın dayanma çabasına eşlik ettiğini hatırlatır.
Peki, insanı ayakta tutan mizah, bazen onun duygularını sakladığı bir sığınağa da dönüşebilir mi?
Hemen herkesin çevresinde, en olmadık anlarda bile espri yapabilen, bulunduğu ortamın havasını değiştiren biri vardır. Arkadaşları onun neşesine alışmıştır. Fakat bu neşenin hayatındaki yerini ne kadar bilirler? Belki gerçekten mutludur. Belki zor bir dönemden geçerken neşeli görünmek ona iyi geliyordur. Belki de konuşmaya cesaret edemediği meseleleri şakaya dönüştürüyordur.
Dışarıdan bakıldığında birbirine benzeyen bu davranışların ardında farklı duygular ve ihtiyaçlar bulunabilir. Bir insanın gülüşünü görmek kolaydır; o gülüşün onun için ne ifade ettiğini anlamak ise her zaman o kadar kolay değildir.
Mizahın İki Yüzü: Başa Çıkmak mı, Kaçınmak mı?
Mizah, günlük yaşamda çoğunlukla olumlu bir özellik olarak görülür. Esprili insanlar ortamın gerginliğini azaltabilir, başkalarıyla daha kolay iletişim kurabilir ve güçlükler karşısında farklı bir bakış açısı geliştirebilir. Ancak mizahın her kullanım biçimi kişinin ruhsal yaşamına aynı şekilde yansımaz.
Martin ve arkadaşları (2003), geliştirdikleri Humor Styles Questionnaire ile mizahı dört farklı tarzda incelemiştir: Affiliative Humor (ilişkileri güçlendiren mizah), Self-Enhancing Humor (kişinin kendisini desteklemek için kullandığı mizah), Aggressive Humor (başkaları pahasına yapılan mizah) ve Self-Defeating Humor (kişinin kendisi pahasına yaptığı mizah).
Bunlardan Self-Enhancing Humor, insanın güçlükler karşısında mizahi bakış açısını koruyabilmesiyle ilişkilidir. Yaşadığı sorunu inkâr etmeden, içinde bulunduğu duruma farklı bir yerden bakabilen kişi, mizah aracılığıyla duygusal yükünü hafifletebilir. Sorun hâlâ oradadır; fakat onunla baş etmek bir süreliğine daha mümkün hissedilebilir.
Self-Defeating Humor ise başkalarını güldürmek veya kabul görmek amacıyla kişinin kendisini küçümseyen şakalara sıkça başvurmasını içerir. Kendi başarısızlıklarını, güvensizliklerini ya da eksiklik olarak gördüğü özelliklerini sürekli espri konusu hâline getirmek, sosyal ilişkilerde benimsenen bir alışkanlığa dönüşebilir. Martin ve arkadaşlarının araştırmasında bu mizah tarzı, daha olumsuz psikolojik göstergelerle ilişkili bulunmuştur.
Ancak kendisiyle dalga geçebilen herkesin özgüven sorunu yaşadığı söylenemez. Üstelik mizahın biçimi ile hangi amaçla kullanıldığı her zaman aynı şeyi anlatmaz. Kişi kendisini küçümseyen şakalar yapmadan da rahatsız edici duygularından uzaklaşmak için mizaha başvurabilir. Bu nedenle Self-Defeating Humor ile duygusal kaçınma aynı kavram değildir.
Bir esprinin psikolojik işlevini anlamak için yalnızca ne söylendiğine değil, hangi durumda ve hangi amaçla söylendiğine de bakmak gerekir.
Söylenemeyenlerin Yerine Geçen Espriler
Friends dizisindeki Chandler Bing, mizahı kişiliğinin ayrılmaz bir parçası hâline getirmiş karakterlerden biridir. Arkadaşları arasında hazırcevaplığı ve alaycı esprileriyle tanınır. Ancak Chandler'ın aile geçmişinden söz ettiği bir sahne, bu alışkanlığının ardında başka bir hikâye de olabileceğini gösterir.
Dizinin üçüncü sezonundaki “The One Without the Ski Trip” bölümünde Chandler, yeniden sigara içmeye başlamasını anne babasının boşandığı döneme benzetir. Henüz dokuz yaşındayken yaşadığı bu olaydan söz ederken bile şaka yapmadan duramaz. Ardından, anne babası boşandığında mizahı bir savunma mekanizması olarak kullanmaya başladığını açıkça söyler.
Bu sahneyi ilginç kılan, Chandler'ın yalnızca zorlayıcı bir anısını espriyle anlatması değildir. Mizahın, onun geçmişiyle kurduğu ilişkinin bir parçası hâline gelmiş olmasıdır.
Psikolojide Coping (başa çıkma), bireyin stres yaratan durumlarla baş etmek için kullandığı bilişsel ve davranışsal çabaları kapsar. Carver'ın (1997) başa çıkma stratejilerine ilişkin çalışmasında mizah da bu süreçte başvurulabilen tepkiler arasında değerlendirilmiştir.
Bazen espri yapmak, yaşananları anlatmayı kolaylaştırır. Kişi kendisini rahatsız eden bir anıyı mizah sayesinde daha rahat paylaşabilir. Ancak her ciddi konuşmanın şakaya dönüşmesi, bazı durumlarda duyguların açıkça ifade edilmesini güçleştirebilir. Mizahın konuşulması zor duygulardan uzaklaşmak amacıyla kullanılması, Avoidant Coping (kaçınmacı başa çıkma) açısından yorumlanabilir.
Yine de Chandler'ın sözleri, yaptığı her esprinin duygularından kaçmak için ortaya çıktığını kanıtlamaz. Mizah, onun arkadaşlarıyla yakınlık kurmasını da sağlar. Dolayısıyla aynı davranış, bir durumda kişinin kendisini ifade etmesine yardımcı olurken başka bir durumda daha derin bir konuşmanın önüne geçebilir.
Bir insanın yaşadığı acıyı şakaya dönüştürebilmesi, o acıyla yüzleştiğini mi gösterir, yoksa bazen yüzleşmeyi ertelemesinin bir yolu mudur?
Gülümsemek, Hissetmemek Değildir
Günlük yaşamda hissettiklerimizle gösterdiklerimiz her zaman birbirini tutmaz. Üzüldüğümüz hâlde gülümsediğimiz, kaygılandığımız hâlde sakin görünmeye çalıştığımız ya da kırıldığımızı belli etmediğimiz anlar olur.
Psikolojide Expressive Suppression (duygusal ifadenin bastırılması), yaşanan duygunun dışarıdan gözlemlenebilen ifadesini azaltmaya yönelik bir duygu düzenleme stratejisidir. Bir duyguyu göstermemek, onu hissetmediğimiz anlamına gelmez.
Gross ve John (2003), duygusal ifadeyi bastırmayı sık kullanan bireylerin daha fazla olumsuz duygu bildirme ve kişilerarası ilişkilerde güçlük yaşama eğiliminde olduğunu bulmuştur. Butler ve arkadaşlarının (2003) deneysel araştırması da belirli sosyal etkileşimlerde duygusal ifadeyi bastırmanın iletişimi zorlaştırabildiğini ve fizyolojik stres tepkileriyle bağlantılı olabildiğini göstermiştir.
Mizah ile bu süreç arasında olası bir bağlantı kurulabilir. Örneğin kişi, kırıldığını belli etmek yerine konuyu bir espriyle geçiştirebilir. Ancak her şaka duygusal bastırma anlamına gelmez. Belirleyici olan, mizahın hissedilen duygunun ifade edilmesini gerçekten sınırlandırıp sınırlandırmadığıdır.
Üstelik insanın her duygusunu her ortamda açığa vurması beklenemez. Kişisel sınırlarımızı korumak, neyi kiminle paylaşacağımıza karar vermek doğal bir ihtiyaçtır. Güçlük, duygularını saklamanın kişi için bir tercihten çok mecburiyete dönüşmesiyle başlayabilir.
Herkesi Güldüren İnsan Kendi Acısını Kime Anlatır?
Bir insanın çevresinde çok sayıda arkadaşı bulunması, yaşadığı her şeyi rahatlıkla paylaşabildiğini göstermez. Kalabalık bir sosyal çevreye sahip olmakla kendini birine açabilmek farklı deneyimlerdir.
Burada Expressive Suppression ile Self-Concealment (kendini gizleme) arasındaki ayrım önem kazanır. İlki hissedilen duygunun dışarıya yansıtılmasını azaltmakla, ikincisi ise sıkıntı verici kişisel bilgilerin başkalarından aktif biçimde saklanmasıyla ilgilidir.
Larson ve Chastain (1990), Self-Concealment eğiliminin kaygı ve depresif belirtiler gibi psikolojik sıkıntı göstergeleriyle ilişkili olduğunu bulmuştur.
Peki, insan neden kendisini seven kişilerden bile bazı duygularını saklar?
Anlaşılmayacağını düşünebilir. Yargılanmaktan veya başkalarına yük olmaktan çekinebilir. Bazen de çevresinde öylesine alışılmış bir yeri vardır ki bunun dışına çıkmakta zorlanır: Herkesi dinleyen, sorunlara çözüm bulan, arkadaş grubunu neşelendiren kişi...
Başkaları ona dertlerini anlatmaya alışmıştır. O ise kendi sorunlarından söz etmeye başladığında nasıl karşılanacağını bilemeyebilir. İnsanların kendisini farklı görmesinden çekinebilir.
Burada sorun kişinin esprili olması değil, kendisini yalnızca esprili hâliyle kabul görebilecek biri gibi hissetmesidir. Çünkü bir insanın çevresindekileri güldürebilmesi ile onların yanında kırılgan olabilmesi aynı şey değildir.
Paskal: Sahnedeki Kahkaha, Sahne Dışındaki Sessizlik
Samipaşazade Sezai'nin Küçük Şeyler adlı eserinde yer alan “Pandomima” hikâyesi, insanın başkalarının gözündeki kimliğiyle kendi yaşantısı arasındaki farkı çarpıcı biçimde anlatır.
Hikâyenin ana karakteri Paskal, seyircileri güldüren bir pandomim sanatçısıdır. İnsanlar onun sahnedeki hareketlerini izlerken eğlenir; oysa Paskal, sahne dışında yalnızlık ve karşılıksız aşkın acısını yaşamaktadır.
Sevdiği kadının evlendiğini öğrenmesinin ardından Paskal'ın yaşamına son vermesi, anlatının trajik kırılma noktasıdır. Onu bulanların karşılaştıkları manzarayı başlangıçta bir taklit sanarak gülmeleri ise Paskal'ın başkalarının gözünde ne kadar güçlü biçimde bir eğlendirici kimliğiyle yer ettiğini gösterir.
Paskal'ın hüznü, onu izleyen insanların gözünde bir kez daha eğlenceye dönüşmüştür.
Bu hikâye psikolojik bir araştırma değildir; Paskal'ın yaşantısından hareketle mizahın belirli bir ruhsal soruna yol açtığı da söylenemez. Ancak edebiyatın sunduğu bu sahne, insanların birbirlerini alıştıkları rollerin dışında görmekte ne kadar zorlanabileceklerini sorgulatır.
Chandler'ın gündelik konuşmalarındaki esprilerle Paskal'ın sahne performansı birbirinden farklıdır. Buna rağmen iki karakterin hikâyesinde ortak bir durum vardır: Çevrelerindeki insanların tanıdığı neşeli yüz, onların bütün duygusal yaşamını anlatmaya yetmez.
Mizah Ne Zaman İyi Gelir, Ne Zaman Uzaklaştırır?
Mizahın psikolojik işlevini değerlendirirken kısa süreli rahatlama ile uzun vadeli başa çıkma arasındaki farkı göz önünde bulundurmak gerekir.
Zor bir durum karşısında espri yapmak, kişinin o anki gerginliğini azaltabilir. Ancak bir davranışın o anda rahatlama sağlaması, her koşulda uzun vadede yararlı olacağı anlamına gelmez.
Örneğin kişi, kendisini rahatsız eden bir meseleyi konuşmaya başlamak için mizahı kullanabilir. Buna karşılık aynı meseleyi her gündeme geldiğinde şakaya dönüştürerek konuşmaktan sürekli uzaklaşıyorsa, mizah kaçınmanın bir parçası olabilir.
Kashdan ve Rottenberg (2010), Psychological Flexibility (psikolojik esneklik) kavramını, kişinin değişen koşullara uyum sağlayabilmesi ve gerektiğinde davranışlarını yeniden düzenleyebilmesiyle ilişkilendirir.
Bu bakış açısından mizahın her durumda kullanılacak tek bir başa çıkma yöntemi olmaması önemlidir. Bazen gülmek iyi gelir. Bazen konuşmak, yardım istemek veya bir duyguyu olduğu gibi kabul etmek gerekir. Mizahın değerini belirleyen, her zaman ne kadar güldürdüğü değil, kişinin yaşadıklarıyla nasıl bir ilişki kurmasına yardımcı olduğudur.
Gülüşün Ardında Bir Acı Aramak Zorunda mıyız?
Mizah ile psikolojik sıkıntı arasındaki ilişkiyi anlamaya çalışırken, neşeli insanların aslında en çok acı çeken kişiler olduğuna inanmak kolaydır. Oysa bu düşünce, insan davranışlarının karmaşıklığını tek bir açıklamaya indirger.
Psikolojik güçlükler yaşayan biri içtenlikle gülebilir, arkadaşlarıyla güzel vakit geçirebilir ve hayatındaki bazı anlardan keyif alabilir. Aynı şekilde sık sık espri yapan birinin mutlaka gizlediği bir mutsuzluğu bulunması gerekmez.
İnsanların kahkahalarının ardında sürekli bir hüzün aramak yerine, farklı duygularını da rahatça ifade edebilecekleri ilişkiler kurabilmek daha anlamlıdır. Neşesiyle tanıdığımız birinin üzgün olmasına şaşırmamak, her zaman güçlü gördüğümüz birinin yardıma ihtiyaç duyabileceğini kabul etmek, belki de onu gerçekten tanımaya başladığımız yerdir.
Frankl'ın sözlerine yeniden dönersek, mizah bazen insanın kendisini korumak için başvurduğu güçlü bir kaynak, bazen de paylaşmakta zorlandığı duygularla arasına koyduğu bir mesafe olabilir. Bir insanı anlamak ise neden güldüğünü çözmeye çalışmaktan çok, gülmediği zamanlarda da onu görebilmeyi gerektirir.
Gülüşün ardında mutlaka acı yoktur; ancak gülüşün varlığı da acının yokluğunu kanıtlamaz.
Kaynakça
- Kaynakça
- Butler, E. A., Egloff, B., Wilhelm, F. H., Smith, N. C., Erickson, E. A., & Gross, J. J. (2003). The social consequences of expressive suppression. Emotion, 3(1), 48–67. https://doi.org/10.1037/1528-3542.3.1.48
- Carver, C. S. (1997). You want to measure coping but your protocol's too long: Consider the Brief COPE. International Journal of Behavioral Medicine, 4(1), 92–100. https://doi.org/10.1207/s15327558ijbm0401_6
- Frankl, V. E. (2006). Man's search for meaning. Beacon Press.
- Gross, J. J., & John, O. P. (2003). Individual differences in two emotion regulation processes: Implications for affect, relationships, and well-being. Journal of Personality and Social Psychology, 85(2), 348–362. https://doi.org/10.1037/0022-3514.85.2.348
- Kashdan, T. B., & Rottenberg, J. (2010). Psychological flexibility as a fundamental aspect of health. Clinical Psychology Review, 30(7), 865–878. https://doi.org/10.1016/j.cpr.2010.03.001
- Larson, D. G., & Chastain, R. L. (1990). Self-concealment: Conceptualization, measurement, and health implications. Journal of Social and Clinical Psychology, 9(4), 439–455. https://doi.org/10.1521/jscp.1990.9.4.439
- Martin, R. A., Puhlik-Doris, P., Larsen, G., Gray, J., & Weir, K. (2003). Individual differences in uses of humor and their relation to psychological well-being: Development of the Humor Styles Questionnaire. Journal of Research in Personality, 37(1), 48–75. https://doi.org/10.1016/S0092-6566(02)00534-2 Samipaşazade Sezai. (1892). Pandomima. Küçük Şeyler.
- Friends. (1997). The One Without the Ski Trip (Season 3, Episode 17) [TV series episode]. NBC.



