Psikolog BulŞehrinde bir uzman

İçimizdeki Yankılar: Affetmek İsterken Kendimize Ne Kadar Yer Açıyoruz?

Sude Sevindik Yazar: Sude Sevindik
7 dk.okuma süresi
İçimizdeki Yankılar: Affetmek İsterken Kendimize Ne Kadar Yer Açıyoruz?

Bazen en yakınlarımız bizi incitebilir ve bu incinmenin getirdikleriyle baş başa kalmak kolay olmayabilir. Birine kırgınken hem ondan uzak durma ihtiyacı hissettiğiniz hem de onu sevmeye, onunla yakınlığınızı sürdürmeye devam etmek istediğiniz oldu mu hiç? Kırıldığımız ve affetmek istediğimiz kişiyle vakit geçirmek isteyebiliriz. Ancak henüz affedemediğimiz biriyle görüşmeye devam etmek, bazen kendimize karşı mahcubiyet duymamıza, kendimizi güçsüz ve tükenmiş hissetmemize neden olabilir. Hatta kendimize duyduğumuz saygıyı sorgulayabiliriz. Bir yandan onunla aramızdaki bağı korumaya çalışırken diğer yandan kendimize haksızlık ettiğimizi hissedebiliriz. Peki, bu çelişkiye neden olan şey tam olarak nedir? Affetmek istemek ile affetmeye hazır olmak arasında önemli bir ayrım vardır.

Yaşananların üzerine konuşmak, duyguları dile getirmek ve olayın üzerimizdeki etkisini ortaya koymak açısından rahatlatıcı görünebilir. Ancak içimizden geçenleri karşı tarafla paylaşmak bizi savunmasız hissettirebilir ve buna hazır olmayabiliriz. Konuşmanın varmasını istediğimiz yer ile gerçekte varacağı nokta aynı olmayabilir. Bu belirsizlik, yeniden hayal kırıklığına uğramaktan çekinerek susmayı tercih etmemize yol açabilir. Çünkü duyguları ifade etmek bir bakımdan rahatlama sağlasa da yaşananları tekrar hatırlamayı da beraberinde getirir. Anlaşılma ihtiyacımız ile karşı tarafın kendini açıklama ihtiyacı çatışma yaratabilir. Bu noktada cevabını duymaya hazır olmanın zor olduğu bir soru devreye girer: “Neden?” Karşımızdaki kişinin açıklamaları bizim için tatmin edici olmayabilir. “Beni seviyorsa sevgisi bunu yapmasına neden engel olmadı?” diye sorgulayabiliriz.

Konuşma ertelendikçe dile getirilmeyen kırgınlıklar bazen küçük tepkilerle, bazen de büyük patlamalarla ortaya çıkabilir. Bu durumda karşı tarafa “Beni duy” çağrısı yapıyor olabiliriz fakat karşı taraf neyi duyması gerektiğinden emin olmayabilir. Bazen ifade edilmek istenenle karşı tarafın duyduğu aynı şey olmayabilir; geçmiş deneyimler, duygular ve düşünceler söylenenlerin nasıl anlamlandırıldığını etkileyebilir. Anlaşılmayı istemek kadar, bu ihtiyacın nasıl ifade edildiği de kendimiz ve karşı tarafla kurduğumuz ilişki açısından önem taşır. Ancak biz de karşı taraftan ne beklediğimizi tam olarak bilemeyebiliriz. Bir açıklama mı, samimi bir özür mü, yoksa yaşadığımız incinmenin kabul edilmesini mi istiyoruz? Anlaşılmak istediğimizi bilsek de neyin bizi anlaşılmış hissettireceğini bulmak zorlayıcı olabilir.

Neye ihtiyacımız olduğunu bulamamanın verdiği belirsizlik, içsel bir karmaşa yaratabilir. Bazen yakınlık, bazen uzaklık isteyerek kendi içimizde duygusal bir denge sağlamaya çalışabiliriz. Peki, bu kararsızlığın çözülmesinde karşı tarafın tutumu ve kendi içsel hesaplaşmamız nasıl bir rol oynar? Telafi, yapılan hatanın yarattığı zararı giderebilir mi? Bu soruların cevabını ararken hem içimizde yaşadıklarımıza hem de karşı tarafın tutumuna bakmak gerekebilir. Bazen kendimizi durumun içerisinde sıkışıp kalmış bulabiliriz. Böyle zamanlarda hissettiklerimize kulak vermek, neye ihtiyaç duyduğumuzu ve karşı taraftan ne beklediğimizi anlamak için kendimize doğru attığımız anlamlı bir adım olabilir.

Affetmek derken ne anlıyoruz? Birini affetmek yapılan şeye hak vermek midir ya da her affetmek barışmak ile mi sonuçlanır? Affetmek farklı biçimlerde tanımlansa da bu kavrama yüklediğimiz anlam, süreci nasıl yaşadığımızı etkileyebilir. Affetmek; sözlü bir kabul veya tek bir davranıştan ziyade, kişinin iç dünyasında ortaya çıkan motivasyonel bir dönüşümdür. Biri tarafından zarar görüldüğünde bireyde misilleme yapma ve karşı taraftan uzak durma isteği oluşabilir. Affetme gerçekleştiğinde ise bu misilleme ve kaçınma istekleri azalır. Yaşanan incinmeye rağmen, karşı tarafa iyi niyet gösterme ve uzlaşma eğilimi artar (McCullough ve ark., 1997). Ancak tanımdaki bu “uzlaşma eğilimi”, karşı tarafla fiilen barışmayı ifade eden uzlaşmadan farklıdır. Affetmek bireyin kendi içinde gerçekleşirken, fiilî uzlaşma zedelenen güvenin yeniden kurulmasını ve iki tarafın da iyi niyetini gerektiren bir süreçtir. Dolayısıyla birey karşı tarafı içsel olarak affetse ve ona iyi niyet beslese dahi ilişkiyi devam ettirmemeyi tercih edebilir (Fincham, 2000).

Buradan hareketle, karşımızdaki kişiyi affetmeyi düşünürken o kişiyle barışmak zorunda olmadığımızı göz önünde bulundurabiliriz. Bazen kendimiz için adaleti sağlamak adına bizi inciten kişiyi affetmek istemeyebiliriz. Bir yandan da affedersek kendimize saygısızlık yapacağımızı düşünebiliriz. Ancak unutmamak gerekir ki affetmek, bize yapılan şeye hak vermek değildir. Karşı tarafa yönelik duygularımız değişse de yapılanın haksız olduğunu düşünmeye devam edebiliriz.

Barışmak istendiğinde, hata yapan kişinin hatasını onarma biçimi de önemlidir. İnciten kişi, özür dilemenin yaşananları sileceği yönünde bir beklentiye sahip olabilir. İçsel sürecimize karşı sabırsız davranışlar sergileyebilir ve bu da duygularımızın küçümsendiğini ve yok sayıldığını hissetmemize yol açabilir. Özür dilenmesi ile davranışın değiştirilmesi arasında fark vardır. Davranış değişikliği, güvenin yeniden kurulması için iyi bir adımdır. Aceleye getirmeden sürece sabırla eşlik edilmesi de bize görüldüğümüzü ve özürde samimi olunduğunu hissettirebilir. Bu onarım aşamasında hatayı yapan kişinin sorumluluğu üstlenmesi, ilişkiyi onarma yükünü tek başımıza taşımadığımızı hissetmemize yardımcı olabilir.

Affetmek istenilen kişinin hayatımızdaki yeri de süreci etkileyebilir. Bu kişiyle olan yakınlığımız ve hayatımızda kapladığı yer, affetmek dışında bir seçeneğimiz olmadığını düşünmemize yol açabilir. İçsel olarak hazır olmadığımız hâlde ilişkinin bozulmasının yaratacağı sorunlar sebebiyle kırgınlığımızı geri plana atabiliriz. Duygularımızın hızla geçmesini isteyebiliriz. Çünkü burada önemli bir faktör karşımıza çıkar: kaybetme korkusu. İlişkiyi sürdürme isteğiyle kendi sınırlarımızı koruma isteğini bir arada nasıl tutacağımızı bilememek bizi çıkmaza sokabilir. İlişkiler şekil alabilir, değişebilir. Bu durum tarafları etkiler fakat belki de bazen ilişkinin yeni bir biçim kazanması gerekebilir. Belki de ihtiyaç duyulan şey eskisi değildir. Burada sorgulamamız gereken şey, o kişiyi kaybetmemek için kendimizden ne kadar vazgeçtiğimizdir. İlişkinin değişmesi karşımızdaki insanı kaybetmek anlamına mı gelir, yoksa birbirimizin sınırlarına yer açarak devam etmek de mümkün müdür?

Bu noktada ilişkinin eskisi gibi olmamasının bizim için ne anlam ifade ettiğini sorabiliriz. İlişkinin değiştiğini kabul etmek zorlayıcı olabilir. Affetmek ve devam etmek isterken yaşananlar hâlâ aklımıza gelebilir ve bu da duygularımızda dalgalanmalar yaratabilir. Yaşanan kırgınlık güzel anlara gölge düşürebilir ve ilişkideki eski güveni özleyebiliriz. Burada bir bakıma ilişkinin geçmişteki hâline veda ediyor olabiliriz. Artık daha temkinli davrandığımızı fark etmek ve karşı tarafın bizi incittiğini kabullenmek zorlayıcı bir deneyim olabilir.

Bu karmaşık süreçte kendimizi affetmeye zorlamak yerine kendi duygularımıza bakmak iyi gelebilir. İhtiyaçlarımızı, beklentilerimizi ve sınırlarımızı gözden geçirebiliriz. Karşı tarafa verdiğimiz alanı kendimize de verebilmek kıymetlidir. İlişkiyi sürdürüp sürdürmemek ile affetmeyi ayrı değerlendirebilmek, ne istediğimizi anlamamıza yardımcı olabilir. Çünkü hepimizin karar hakkı vardır. Bazen ilişkiyi bitirmek ve affetmemek isteriz. Bu duygularımıza da yer açabiliriz. Herkes aynı sürede affetmeye hazır olmayabilir; affetmek de bir zorunluluk değildir. Bu kararı yalnızca doğru veya yanlış olarak değerlendirmek yerine, kabul edebileceğimiz ve edemeyeceğimiz durumlara da bakmak gerekir. Belki de asıl mesele, kendimiz için neyi göze aldığımız ve kendi sınırlarımızı, değerlerimizi ne kadar gözettiğimizdir. Kabullenmek de bazen kendimizi zorlamak yerine hissettiklerimize alan açmakla başlayabilir.

Kaynakça

  • McCullough, M. E., Worthington, E. L., Jr., & Rachal, K. C. (1997). Interpersonal forgiving in close relationships. Journal of Personality and Social Psychology, 73(2), 321–336. https://doi.org/10.1037/0022-3514.73.2.321
  • Fincham, F. D. (2000). The kiss of the porcupines: From attributing responsibility to forgiving. Personal Relationships, 7(1), 1–23. https://doi.org/10.1111/j.1475-6811.2000.tb00001.x
Sude Sevindik Sude Sevindik
Sude Sevindik, psikoloji lisans öğrencisidir ve psikolojiye dair yazılar yazmaktadır. Anksiyete ve stres, depresyon, travma ve yas süreci ile çocuk ve ergen psikolojisi başlıca ilgi alanları arasındadır. Sivil toplum kuruluşlarında aktif olarak yer almakta; gönüllülük çalışmaları sayesinde sahada yer alarak öğrendiklerini gözlemleme ve teorik bilgilerini pratiğe dökme fırsatı bulmaktadır. Güncel psikoloji araştırmalarını takip ederek öğrendiklerini sade, anlaşılır ve bilgilendirici bir şekilde paylaşmayı ve yazılarıyla farkındalık yaratmayı hedeflemektedir.

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!