Aynı Evde, Başka Bir Hayatın Eşiğinde: Genç Yetişkinliğin Görünmeyen Sıkışmışlığı
Aile evi, insanın kendisini güvende hissettiği alanlardan biri olabilir. Ancak yetişkinliğe geçiş sürecinde sınırların en fazla ihlal edildiği alanlardan birine de dönüşebilir. Ailenin sunduğu ekonomik ve duygusal konfor güven verirken, kişinin bir yetişkin olarak görülme ve kendi kararlarını verebilme ihtiyacını zorlaştırabilir. Kişi artık çocuk değildir ancak kendi hayatını kurabildiği bir yaşamı da henüz yoktur. Bu iki durum arasında kalmak, zamanla kişinin kendi yaşamına yabancılaşmasına neden olabilir.
Bu yabancılaşma yalnızca ekonomik bağımsızlığın kazanılamamasıyla ilgili değildir. Aynı zamanda anlaşılmamak, görülmemek, duyulmamak ve kabul görmemek gibi duygusal deneyimlerle de beslenir. Özellikle genç yetişkinlik döneminde kişinin duygularının küçümsenmesi, ihtiyaçlarının yok sayılması ve davranışlarının sürekli şımarıklık olarak değerlendirilmesi, kendisini tekrar tekrar ispatlama çabasına dönüşebilir. Bir yandan kendi hayatını kurmaya çalışan, diğer yandan ailesine bağımlı yaşamayı sürdüren genç yetişkinler, çoğu zaman görünmeyen bir sıkışmışlığın içinde kalırlar.
Özellikle eğitimini tamamlamış ancak iş bulamamış genç yetişkinler için bu süreç daha karmaşıktır. Tam da ailesinden ayrışmaya ve kendi ekonomik yaşamını kurmaya hazırlandığı dönemde işsizlik gerçeğiyle karşılaşan genç, yalnızca ekonomik bağımsızlığını değil, yetişkin kimliğini de inşa etmekte zorlanabilir. Bir yetişkin olarak görülmek isterken evin içinde yeniden çocukluk rollerine dönmek, kararlarının sorgulanması ve sürekli kendini açıklamak zorunda kalmak duygusal yükünü artırabilir.
Oysa yetişkinlik yalnızca aile evinden ayrılmak ya da ekonomik bağımsızlık kazanmak değildir; aile içindeki rollerin de yeniden düzenlenmesini gerektirir. Aile danışmanlığı perspektifinden bakıldığında, aileye bağlı kalmak ile aileden bağımsızlaşmak birbirinin karşıtı değildir. Sağlıklı bir aile ilişkisi, bireyin aidiyet duygusunu korurken kendi kararlarını alabilmesine de alan açabilmelidir. Yalın'ın (2022) beliren yetişkinlik üzerine yaptığı araştırma da aile ilişkilerinin özerklik gelişimindeki önemini ortaya koymaktadır.
Bu nedenle genç yetişkinin ev içindeki katkısı ve sorumlulukları da yaşına, koşullarına ve imkânlarına göre yeniden konuşulmalıdır. Ev işlerine katılmak, ortak kararlarda söz sahibi olmak ve kişisel alanına saygı duyulması, yetişkinliğin gündelik hayatta tanınmasını sağlar. Böyle bir yaklaşım, aile üyelerinin birbirinden uzaklaşmasını değil, ilişkilerini değişen ihtiyaçlara göre yeniden kurmasını mümkün kılar. Bu değişim karşılıklı güveni de zamanla güçlendirebilir. Bu süreçte karşılıklı anlayış önemlidir.
Bu noktada ailelerin iyi niyetle gösterdiği koruyucu tutumların da yeniden değerlendirilmesi gerekir. Genç yetişkinin iş bulamaması, geleceğe dair belirsizlik yaşaması ailede kaygı yaratabilir. Ancak bu kaygı sürekli öğüt vermeye, kararları onun yerine almaya ya da her adımını denetlemeye dönüştüğünde, destek olma çabası genç tarafından yetersiz görülmek şeklinde deneyimlenebilir. İhtiyaç duyulan şey, sorunları genç adına çözmek değil; onun kendi çözüm yollarını geliştirebileceği güvenli bir ilişki alanı sunmaktır.
Bu sıkışmışlığı yalnızca bireysel bir başarısızlık olarak değerlendirmek de doğru değildir. Genç işsizliği, kişinin psikolojik dünyasını, aile ilişkilerini ve toplumsal yaşama katılımını birlikte etkileyen yapısal bir sorundur. İş bulamamak zamanla kişinin kendisini değerlendirme biçimini değiştirebilir. Ulaşamadığı hedefleri, ideal benliğiyle arasındaki mesafe olarak görmeye başlayabilir. Denemek istediği bir hobiyi, katılmak istediği bir sosyal ortamı bile başarısız olacağı düşüncesiyle erteleyebilir. Başkalarının gözünden kendisine bakmaya başladıkça kendi yeterliliğini de onların değerlendirmeleri üzerinden tanımlayabilir. Atay ve Güneri'nin (2023) araştırması, benlik saygısı, istihdam umudu ve aile desteğinin işsiz üniversite mezunlarının psikolojik iyi oluşuyla ilişkili olduğunu göstermektedir.
Peki, bu dönemde ne yapılabilir?
Öncelikle içinde bulunulan koşulların kişinin bütün kimliğini tanımlamadığını hatırlamak gerekir. İşsiz olmak başarısız bir insan olmak, aile evinde yaşamak ise yetişkin olamamak anlamına gelmez. Bu süreci sürekli kendini kanıtlama zorunluluğu olarak görmek yerine, kişinin kendisiyle yeniden ilişki kurabileceği bir zaman dilimi olarak değerlendirmek mümkündür. Yeni ilgi alanları keşfetmek, ertelenmiş hobilerle ilgilenmek ve küçük hedefler belirlemek kişinin yeterlilik duygusunu destekleyebilir.
Bir diğer önemli nokta bilişsel esneklik geliştirebilmektir. Çevreden gelen her değerlendirmeyi kendimize ait bir gerçeklik olarak kabul etmek zorunda değiliz. Bazen kendimize şu soruyu sormak gerekir: Gerçekten böyle miyim, yoksa karşımdaki insanın beni gördüğü yerden mi kendime bakıyorum? Kendi düşüncelerimizi başkalarının beklentilerinden ayırabilmek, benlik algımızı korumak açısından önemlidir.
Elbette bütün bunlar işsizliğin ekonomik güçlüklerini ortadan kaldırmaz. Gençlerin yalnızca sabretmeye veya kendilerini geliştirmeye çağrılması yeterli değildir. Ailelerin genç yetişkinlerin özerkliklerini desteklemesi, toplumun ise genç işsizliğini bireysel bir yetersizlik olarak değerlendirmekten vazgeçmesi gerekir.
Belki de en önemlisi, hayatın her döneminin aynı hızda ilerlemek zorunda olmadığını kabul etmektir. İnsan bazen ilerlediğini hissetmediği bir dönemde de gelişmeye ve kendini yeniden tanımaya devam eder. Çünkü insanın kendi hayatını henüz kuramamış olması, kendisini kuramadığı anlamına gelmez.
Kaynakça
Atay, B., & Güneri, O. Y. (2023). Thriving in the face of youth unemployment: The role of personal and social resources. Journal of Employment Counseling, 60(3), 175–190. https://doi.org/10.1002/joec.12209
Yalın, H. S. (2022). Beliren yetişkinlikte özerklik olgusunun aile sistemi ve bireysel psikolojik etkiler bağlamında incelenmesi [Doktora tezi, Marmara Üniversitesi].



