Psikolog BulŞehrinde bir uzman

Sevelim, Sevilelim Ama Hiç Üzülmeyelim

5 dk.okuma süresi
Sevelim, Sevilelim Ama Hiç Üzülmeyelim

Son dönemlerde herkesin dilinde gezen o laflar: "Eskiden ilişkiler böyle miydi? Erkekler/kadınlar, böyleler miydi?" Sahiden, eskiden ilişkiler nasıldı? Kadınlar evlerinde yemek yapardı, erkekler de evlerine ekmek getirir, eşlerinin alnına bir öpücük mü kondururdu? Buradaki asıl soru, acaba ilişkiler eskiden daha mı gerçekti?

Eskiden kurulan ilişkileri büyüklerimizden dinleyebiliriz; neden daha iyi ya da neden daha kötü olduklarına dair farklı yorumlar duyabilir, tarafımızı belirleyebiliriz. Zaman ilerledikçe insanların ilişkilerden beklentilerinin değiştiği, değişmez bir gerçektir. Bu beklentiler aslında zamanla farklılaşan ekonomik, toplumsal, duygusal ve psikolojik etkenlerin bir araya gelmesiyle oluşmaktadır. Geçmişteki ilişkileri incelerken gözden kaçırdığımız bir nokta var: Bir ilişkinin uzun süreli olması, onun mutlaka sağlıklı ve mutlu ilerlediği anlamına gelmez. Eskiden ayrılıkların, boşanmaların azlığının sebebi insanların ilişkilerini daha sağlıklı kuruyor olmaları veya birbirlerine daha güçlü bir aşkla bağlı olmaları değil; o zamanki toplumsal normların, ekonomik bağımlılığın ya da aile baskısının insanlar üzerindeki rolünün daha büyük olmasıyla ilgili olabilir.

Bugün ise ayrılıklar sağlıklı ilişkilerin önüne geçmiş gibi görünüyor. Çevremizden çoğunlukla ilişkilerin nasıl bittiğiyle ilgili farklı hikayeler duyuyoruz. Bu durum, insanların artık daha az sevmek ya da sevilmek istemesi, derin bağlara daha az ihtiyaç duymalarıyla ilgili değil; bazı ilişkileri sürdürmek zorunda hissetmemeleriyle ilgili olabilir. Çünkü sevilmek, görülmek, takdir edilmek ve aynı şekilde bunları başka birine göstermek insanın zamanın dışında sahip olduğu bir ihtiyaçtır; değişen ise ancak insanın biricikliğinden kaynaklı farklılıklar olabilir.

Peki, teknolojinin bu kadar geliştiği ve birbirimize ulaşmamızın bu kadar kolay olduğu bir çağda, neden birbirimize tutunmakta zorlanıyoruz?

Flört uygulamaları ve sosyal medyanın kullanımının artmasıyla yeni insanlar tanımak oldukça kolaylaştı. Bir tıkla insanların hayatına dahil olabilirken yine bir düğmeye dokunarak hayatlarından çıkabiliyor, sanki hiç hayatımızda var olmamışlar gibi davranabiliyoruz. Ayrıca sosyal medya, insanların ilişkilerden beklentilerinin ne olması gerektiği ve nelerin iyi bir ilişkiyi belirlediğiyle ilgili birçok insanı etkilemekte. Romantik bir ilişki nasıl kurulacağı, gerçek sevginin nasıl anlaşılacağı, hangi cinsiyetin hangi jestlerde bulunması gerektiğiyle ilgili sayısız örnekle karşı karşıya geliyoruz. Bu yüzden bir ilişkiden beklentilerimiz, kendimizin kişisel kararlarından biri olmak yerine, başkalarının ilişkilerini ölçüt olarak belirleyip tıpatıp aynısına benzetmeye çalıştığımız dinamikler haline geldi. Partnere yapılması gereken jestler, mesajlara dönülmesi gereken süre, kimin kimi daha çok sevmesi gerektiği gibi dayatılan kurallar insanları hem ilişkilere başlamaktan soğutuyor, hem de başlayan ilişkilerin çabucak sonlanmasına sebep oluyor. Anlaşmazlıkların çoğu problemleri çözmeye çalışmak yerine, insanların birbirini kestirip atması ve başta belirlenen ölçütlere uyan başka birini aramaya başlamasıyla sonuçlanıyor.

Hep bir ilişkiden ne alınması gerektiğinden bahsettik. İlişkilerin kısa soluklu olmasındaki bir diğer olası sebep ise, herkesin ilgiye, sevgiye ve anlaşılmaya ihtiyacı varken, bunu karşı tarafa göstermekte oldukça cimri davranması. Bir ilişkinin doğası yalnızca hediyeler almak, yemek ısmarlamak, güzel sözler söylemek değildir. İki insan bir araya geldiğinde aynı zamanda bazı zorluklar da ortaya çıkacaktır. Bazen birbirimizi sevdiğimiz gibi, hatalarımızla yüzleşmek, incinmek ya da reddedilmemiz gerekebilir. Bu zorluklar ilişkinin kendisiyle ilgili olsun ya da çevresel faktörlerden ötürü olsun, bunları çözmek iki kişinin çaba göstermesini gerektirmektedir. Tabii ki bunlar insana kolay gelen davranışlar değillerdir. Özveri, sabır ve elimizi taşın altına sokmamız için yeterli sebepler gerekmektedir. Bugünlerde ise, sanki çoğu kişinin bir ilişki için sabır ve özveri göstermesi için hiç yeterli bir sebebi yok gibi.

İlişkilerin kolayca bitmesinin bir diğer nedeni ise, popülerleşmiş bağlanma kavramları olabilir. İnsanların çevresindeki insanların ve kendilerinin bağlanma şekilleri hakkında eskiye göre daha bilgili olması, genel olarak faydalı bir durum olarak görülebilse de bazı sıkıntılara da yol açabilmektedir. Bunun sebeplerinden biri bağlanma ile ilgili ulaşılan bilgilerin çoğunun bilimsel ve kanıtlanabilir kaynaklardan değil, yalan yanlış popüler kültür kaynaklarından gelmesi olabilir. Bu hem birbirimizi etiketlemeye hem de karşımızdakinin ya da kendi davranışlarımızla ilgili pek de doğru olmayabilecek bir sebebe bağlamamıza neden olmaktadır. Çevremizden şu sıralarda çoğunlukla “Ben kaçıngan bağlanıyormuşum, o yüzden bu mesaja saatler sonra cevap vermem benim için normal,” ya da “O sanırım kaygılı bağlanıyor, ben ise kaçıngan bağlanıyorum, onun davranışları beni bozar.” gibi yorumları sıkça duymuşuzdur.

Sonuç olarak, günümüz ilişkilerinde büyük bir çelişki bulunmaktadır. Aslında başkalarının hayatında özel bir yere sahip olma isteğimiz azalmadı, yalnızca bu yere sahip olmak için minimum efor sarf edebileceğimizi söyleyen bir zamanda yaşamaktayız. Belki de bunun için daha fazla insanla tanışmaya çalışmak, kendi kurallarımızı ya da bizlere aktarılan şeyleri ilişkilerimize, karşımızdaki insanlara dayatmak yerine; hayatımıza aldığımız insanlara gerçekten alan açmaya çalışmalıyız.

Zeynep İrem Güven Zeynep İrem Güven
Zeynep İrem Güven, Ankara Medipol Üniversitesi Psikoloji Bölümünden mezundur. İnsan zihninin işleyişine ve duygusal süreçlerin davranış üzerindeki etkilerine duyduğu ilgi, onu psikoloji alanında derinleşmeye yönlendirmiştir. Üniversite eğitimi sırasında hastanede staj yaparak klinik gözlem ve vaka analizi deneyimi kazanmıştır. Klinik psikolojiye olan ilgisinin yanı sıra nöropsikolojiye ve insanın bilişsel süreçlerine dair konulara da özel bir merak duymaktadır. Kendini klinik alanda geliştirmeyi hedefleyen Zeynep, yazılarında psikolojik kavramları hem bilimsel temelde hem de insan deneyimiyle ilişkilendirerek ele almayı sever. Ona göre yazmak, hem kendini anlamanın hem de başkalarına dokunmanın en samimi yollarından biridir. Kaleme aldığı yazılarında insanın iç dünyasına dokunabilmeyi, bu dokunuşun farkındalığını paylaşmayı ve psikolojiyi herkes için anlaşılır kılmayı amaçlamaktadır.

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!