Tartışırken Aslında Kim Konuşuyor?
Akşam eve geldiniz. Yorgunsunuz, anlatacaklarınız var. Karşınızdaki ise siz konuşurken telefonuna bakıyor. “Beni hiç dinlemiyorsun” diyorsunuz. O da başını kaldırıp “Yine başladın, bütün gün çalıştım zaten” diye karşılık veriyor. Birkaç dakika sonra konu telefon olmaktan çıkıyor. Geçen haftaki ziyaret, unutulan bir mesaj, hatta yıllar önce söylenmiş bir söz masaya geliyor. Sonunda iki kişi de aynı şeyi düşünüyor: “Beni anlamıyor.”
Tanıdık bir sahne. Üstelik yalnızca çift ilişkilerinde yaşanmıyor. Annemizle konuşurken, arkadaşımıza kırıldığımızda, iş yerinde eleştirildiğimizde de benzer bir yere sürüklenebiliyoruz. Peki, nasıl oluyor da anlaşılmak için başladığımız bir konuşma, birbirimizi duyamadığımız bir tartışmaya dönüşüyor?
Şema terapinin “mod” kavramı, bu soruya bakmak için kullanışlı bir pencere açıyor.
İçimizdeki hâller
Mod dediğimiz şey, belli bir anda yaşadığımız duyguların, düşüncelerin ve tepkilerin bir araya gelmesiyle oluşan ruh hâlidir. Ama günlük dildeki “Bugün modum düşük” ifadesinden biraz daha kapsamlıdır. Bir anda kendimizi küçük ve çaresiz hissedebilir, başka bir anda sertleşip saldırıya geçebiliriz. Bazen de hiçbir şey hissetmiyormuş gibi uzaklaşırız.
Bunlar ayrı kişilikler değildir. Hepimizin yaşayabildiği, bazen hızla değişen hâllerdir. Geçmişte öğrendiklerimiz, karşılanmamış ihtiyaçlarımız ve bugünkü koşullarımız bu geçişleri etkileyebilir. Uykusuzluk da etkiler, yoğun bir iş günü de. Yani her tartışmanın altında mutlaka büyük bir çocukluk hikâyesi aramak gerekmiyor.
Yine de bazı sözlerin neden bize bu kadar ağır geldiğini anlamak için, o anda içimizde hangi hâlin öne çıktığına bakmak işe yarayabilir.
Kırılan tarafımız konuşmak istediğinde
Şema terapide “İncinmiş Çocuk” olarak adlandırılan modda kişi kendisini yalnız, değersiz, sevilmeyen ya da güvende olmayan biri gibi hissedebilir. Buradaki çocuk sözcüğü, yetişkinin çocukça davrandığı anlamına gelmez. Daha çok, korunmaya ve anlaşılmaya ihtiyaç duyan hassas tarafını anlatır.
Mesela arkadaşınız mesajınıza dönmediğinde aklınızdan “Yoğundur” yerine hemen “Ben zaten kimsenin önceliği değilim” geçebilir. Olay küçük görünür; hissettirdiği şey pek küçük değildir.
Fakat bu kırılganlığı açıkça söylemek kolay olmaz. “Senden haber alamayınca kendimi önemsiz hissettim” demek yerine “İşin düşünce yazarsın zaten” diyebiliriz. İçeride incinme vardır, dışarıya suçlama çıkar. Karşımızdaki de çoğunlukla incinmişliğimizi değil, kendisine yönelen suçlamayı duyar.
Tam burada iletişim düğümlenmeye başlar. Çünkü birimizin “Beni önemse” diye vermeye çalıştığı mesaj, diğerine “Sen kötü birisin” gibi ulaşabilir. Ardından herkes kendi iyi niyetini anlatmaya uğraşır; ilk kırgınlık ise konuşmanın kenarında kalır.
Öfke sözü devralınca
İhtiyaçlarımız görülmediğinde “Öfkeli Çocuk” modu öne çıkabilir. “Yeter artık!”, “Bir kere de beni düşün!” gibi cümleler duyulur. Öfke bazen gerçekten ihlal edilen bir sınırı haber verir. Bu yüzden onu yalnızca susturulması gereken bir sorun gibi görmek doğru olmaz.
Ancak öfkenin taşıdığı ihtiyaçla, öfkeyi ifade etme biçimi aynı şey değildir. Dinlenmek istemek anlaşılırdır; hakaret etmek ilişkiyi yaralar.
Diyelim ki eşiniz ortak bir kararı size danışmadan aldı. “Benim fikrimin de sorulmasına ihtiyacım var” demek yerine “Sen hep bildiğini okuyorsun” dediğinizde, konuşma kararın nasıl alındığından uzaklaşıp kimin nasıl biri olduğuna kayabilir. Sonra savunmalar başlar. Evet, bazen tek bir “hep” kelimesi bile yetiyor.
Kimi saldırır, kimi kapanır
Bazılarımız incindiğinde kendisini güçlü göstererek korunur. Üste çıkar, karşısındakinin açığını bulur, son sözü söylemeye çalışır. Şema terapide bu tür tepkiler, aşırı telafi eden başa çıkma modları içinde ele alınır. Dışarıdan özgüven gibi görünebilir ama bazen altında küçük düşme ya da yetersiz bulunma korkusu vardır.
Bazılarımız ise tam tersine kapanır. “Tamam, sen haklısın” der ama aslında konuşmadan çekilmiştir. Televizyona döner, başka odaya gider, duygularıyla arasına mesafe koyar. “Kopuk Korungan” denilen mod, kişiyi zor gelen duygulardan uzaklaştırarak korumaya çalışır.
Böylece tanıdık bir döngü oluşabilir: Biri duyulmak için sesini yükseltir, diğeri bunaldığı için uzaklaşır. Uzaklaşma ilk kişiye terk edilmek gibi gelir; daha çok üzerine gider. Diğeri daha fazla kapanır. İkisi de kendisini korumaya çalışırken aralarındaki mesafe büyür.
Elbette susan herkes kopuk değildir, öfkelenen herkes aynı nedenle öfkelenmez. Modlar, insanları etiketlemek için değil, olup biteni merak etmek için kullanıldığında anlamlıdır.
İçimizdeki sert ses de tartışmaya katılır
Bazen karşımızdakinden önce kendimize yükleniriz: “Bu kadar alıngan olma”, “Yine her şeyi mahvettin”, “İyi bir eş olsaydın böyle olmazdı.”
Bunlar cezalandırıcı ya da talepkâr ebeveyn modlarının diline benzeyebilir. Bir tarafımız incinirken başka bir tarafımız o incinmeyi ayıplar. Sonuçta hem üzülür hem üzüldüğümüz için kendimize kızarız.
Bu sertliği karşı tarafa da yöneltebiliriz: “Normal bir insan bunu yapmaz.” Böyle bir cümleden sonra anlaşılmak iyice zorlaşır. Çünkü artık bir davranışı konuşmuyor, kişinin değerini yargılıyoruzdur.
Konuşmaya başka bir yerden devam etmek
Şema terapide “Sağlıklı Yetişkin” dediğimiz taraf, duyguları fark ederken bugünün gerçeklerini de değerlendirebilen yanımızdır. Sürekli sakin kalan, hiç kırılmayan kusursuz biri değildir. Kızabilir, sınır koyabilir, gerekirse konuşmaya ara verebilir.
İlk adım bazen yalnızca şudur: “Şu an çok incindim ve kendimi savunmaya geçtim.”
Bu farkındalık, otomatik tepkiyle aramıza küçük bir boşluk koyar. Ardından suçlama yerine yaşanan olayı ve ihtiyacı söylemek mümkün olabilir: “Ben konuşurken telefona baktığında dinlenmediğimi hissediyorum. Birkaç dakika telefonu bırakıp beni dinler misin?”
Karşı tarafın payı da önemlidir. “Abartıyorsun” yerine “Dikkatim dağıldı, seni dinlemediğim hissini vermiş olabilirim” diyebilmek, savunmayı azaltabilir. Birinin duygusunu anlamaya çalışmak, onun bütün yorumlarına katılmak anlamına gelmez.
Çok yükseldiğimizde ara vermek de yardımcı olabilir. Ama “Seninle konuşulmaz” diyerek çekip gitmekle, “Şu an toparlanamıyorum, yarım saat sonra devam edelim” demek aynı etkiyi yaratmaz. Belirlenen zamanda geri dönmek, verilen aranın ilişkiyi kesmek için kullanılmadığını gösterir.
Yalnız burada küçük ama gerekli bir ayrım var: Tehdit, aşağılama ve şiddeti yalnızca “modlar çarpıştı” diye açıklayamayız. Böyle durumlarda öncelik güvenliktir.
Her çatışmayı doğru cümlelerle çözemeyiz. Bazen özür gerekir, bazen davranış değişikliği, bazen de aynı konuyu birkaç kez konuşmak. Fakat tartışmanın ortasında “Şu an hangi tarafım konuşuyor?” diye sorabilmek bir başlangıç olabilir. Belki karşımızdakine söylemek istediğimiz şey, bütün o sert cümlelerin altında oldukça sadedir: “Kırıldım. Beni duymanı istiyorum.”



