Başka Bir Dilde, Başka Bir Ben mi?
Konuştuğumuz dil, karakterimizi, davranışlarımızı ve duygusal tepkilerimizi düşündüğümüzden daha fazla etkiliyor olabilir mi? Birden fazla dil konuşan bazı insanlar, farklı dillerde kendilerini de farklı hissettiklerini ifade eder. Bir dilde daha mesafeli ve kontrollüyken diğerinde daha rahat, cesur, esprili veya dışa dönük olabilirler. Hatta bazen bir dilde söylemeye çekindikleri bir şeyi başka bir dilde hiç düşünmeden ifade edebilirler. Aynı kişi, aynı geçmiş, aynı deneyimler… Peki, konuştuğumuz dil değiştiğinde kendimizi ve çevremizdekileri algılama biçimimiz de değişiyor olabilir mi?
Çok dillilik denildiğinde genellikle akla hafıza, bilişsel esneklik ve zihinsel gelişim geliyor. Ancak konunun daha az konuşulan, oldukça ilginç bir başka boyutu var: Dilin, kişinin kendisini algılama ve ifade etme biçimi üzerindeki etkisi.
Aynı insan, farklı bir ifade biçimi
İnsanlar genellikle kişiliklerini belirli özellikler üzerinden tanımlar. Duygusal, mantıklı, dışa dönük, sakin, özgüvenli veya mesafeli… Kendimizi çoğu zaman bu özelliklerden birkaçını kullanarak anlatırız. Oysa kişiliğimizin her ortamda aynı şekilde ortaya çıkmadığını biliyoruz. Ailemizle, arkadaşlarımızla veya iş ortamında kurduğumuz iletişim birbirinden farklı olabilir. Konuştuğumuz dil de bu farklılıkta rol oynayabilir.
Örneğin, ana dilinde duygularını ifade etmekte zorlanan biri, başka bir dilde kendisini çok daha özgür hissedebilir. Bazı insanlar ise farklı bir dil konuşurken daha mesafeli, daha kontrollü davranabilir.
Bu farklılıklar, kişinin her dilde başka bir kişiliğe sahip olduğu anlamına gelmez. Konuştuğumuz dil, aynı kişinin düşüncelerini, duygularını ve davranışlarını farklı şekillerde ortaya çıkarabilir.
Dil, Kültür ve Kimlik
Dil yalnızca ne söylediğimizi değil, dünyayı nasıl algıladığımızı ve kendimizi nasıl konumlandırdığımızı da etkiler. Bir dili öğrenmek, yalnızca yeni kelimeler ve dilbilgisi kuralları öğrenmek değildir. Her dil, beraberinde belirli bir kültürün izlerini de taşır. Mizah anlayışı, insanlarla kurulan mesafe, nezaket kuralları, duyguların ifade edilme biçimi ve sosyal ilişkiler bu kültürel yapının parçalarıdır. Zamanla bir dili kullanırken yalnızca o dilde konuşmayı değil, o dilin içinde şekillenen bazı davranış biçimlerini de öğreniriz.
Örneğin, bazı kültürlerde doğrudan konuşmak açıklık ve özgüven göstergesi olarak görülürken, bazılarında daha dolaylı bir iletişim biçimi tercih edilebilir. Bir toplumda oldukça doğal karşılanan bir şaka, başka bir kültürde aynı şekilde anlaşılmayabilir. Benzer şekilde, bireysellik, aile ilişkileri, kişisel sınırlar ve duyguların ifade edilmesi de kültürden kültüre farklılık gösterebilir. Dolayısıyla birden fazla dil konuşan bir kişi, zamanla bu farklı iletişim ve davranış biçimleri arasında geçiş yapmayı öğrenebilir.
Psikolojide Cultural Frame Switching olarak ele alınan bu durum, bireylerin içinde bulundukları kültürel ortama göre farklı düşünme ve davranma biçimlerini ortaya çıkarabilmeleriyle ilişkilidir. Özellikle birden fazla kültürle güçlü bağları olan kişilerde, kullanılan dilin kültürel çağrışımları farklı düşünce ve davranış kalıplarını harekete geçirebilir. Böylece dil, yalnızca iletişim kurmanın değil, farklı kültürel bakış açılarını deneyimlemenin de bir parçası hâline gelir.
Öte yandan, çok dilli bireylerin günlük iletişiminde Code-Switching de önemli bir yere sahiptir. Konuşma sırasında diller arasında geçiş yapmak olarak bilinen bu durum, kişinin kendisini ifade ederken hangi dili, hangi kelimeleri ve hangi anlatım biçimini tercih ettiğini de etkileyebilir. Bazen bir düşünceyi anlatmak için diğer dildeki bir kelimeyi kullanmak, kişinin kendisini daha doğru ifade etmesine yardımcı olabilir.
Bazı duygular neden başka bir dilde daha kolay ifade edilir?
Diller arasındaki farklılıklar yalnızca davranışlarımızda değil, duygularımızı deneyimleme ve ifade etme biçimimizde de kendini gösterebilir. Bazı kelimelerin bir dilde çok daha ağır, başka bir dilde ise çok daha kolay söylendiğini fark etmiş olabilirsiniz. Birine sevgimizi ifade etmek, özür dilemek, hayal kırıklığımızı anlatmak veya bir tartışmada kendimizi savunmak farklı dillerde farklı hissettirebilir.
Bunun olası nedenlerinden biri, ana dilimizin geçmişimizle kurduğu güçlü duygusal bağdır. Çocukluk anılarımız, ailemizden duyduğumuz ifadeler, ilk ilişkilerimiz ve yaşadığımız önemli deneyimler çoğunlukla ana dilimizle iç içedir. Bu nedenle bazı kelimeler yalnızca anlam taşımaz; beraberinde anıları ve duygusal çağrışımları da getirir.
Sonradan öğrenilen bir dilde ise aynı kelimenin karşılığı her zaman aynı duygusal yoğunluğu yaratmayabilir. Bu durum bazı insanların ikinci bir dilde özellikle hassas konuları daha kolay ifade etmesini sağlayabilir. Ancak ikinci dilin her zaman daha az duygusal olduğu düşünülmemelidir. Bazı insanlar duygularını ikinci dillerinde çok daha kolay ifade ederken bazıları için ana dil, duyguların en güçlü ve en doğal şekilde yaşandığı alandır.
Burada belirleyici olan yalnızca dilin kendisi değil, kişinin o dille kurduğu duygusal ilişkidir.
Bilim bu konuda ne söylüyor?
Dil ile kişilik arasındaki ilişkiyi inceleyen dikkat çekici çalışmalardan biri, Ramírez-Esparza ve arkadaşlarının 2006 yılında Journal of Research in Personality dergisinde yayımlanan araştırmasıdır. Araştırmacılar, İngilizce ve İspanyolca konuşan iki dilli bireylerden kişilik özelliklerini her iki dilde de değerlendirmelerini istemiştir. Bulgular, katılımcıların kendilerini tanımlama biçimlerinin kullanılan dile göre farklılaşabildiğini ortaya koymuştur. Özellikle dışadönüklük, uyumluluk ve sorumluluk gibi kişilik özelliklerine ilişkin değerlendirmelerde farklılıklar gözlemlenmiştir.
Bu çalışma, dilin yalnızca düşüncelerimizi aktardığımız bir araç olmadığını, kendimizi nasıl değerlendirdiğimiz ve ifade ettiğimizle de ilişkili olabileceğini gösteren önemli örneklerden biridir. Ancak araştırma sonuçları, kişinin kişiliğinin dil değiştirerek tamamen değiştiği anlamına gelmez. Daha çok, dilin ve onunla bağlantılı kültürel deneyimlerin kendimizi algılama biçimimizi etkileyebileceğine işaret eder.
Peki, hangi dildeki hâlimiz gerçek biziz?
Belki de mesele hangi dilde gerçek biz olduğumuz değil, her dilde kendimizin başka bir yönünü keşfedebilmemizdir. Çünkü bazen başka bir dil öğrenmek, kendimize hiç bilmediğimiz bir yerden bakmayı öğretir.
Kaynakça
- Ramírez-Esparza, N., et al. (2006). Do Bilinguals Have Two Personalities? A Special Case of Cultural Frame Switching. Journal of Research in Personality, 40, 99–120.



