Psikolog BulŞehrinde bir uzman

Yeterince İyi Ebeveynlik: Çocuğun Kendisi Olabilmesine Eşlik Etmek

8 dk.okuma süresi
Yeterince İyi Ebeveynlik: Çocuğun Kendisi Olabilmesine Eşlik Etmek

Çocuğunuzla ilişkinizde ne kadar ona uyumlanıyorsunuz ya da ne kadar onu kendi beklentilerinize uyumlandırıyorsunuz? Bu konuyu hiç düşündünüz mü?

Bu soruyu nesne ilişkileri kuramı çerçevesinde ele almak istiyorum. Çünkü bu kuram, kişiliğin gelişiminde erken dönemde bakım verenle ve diğer kişilerle kurulan ilişkilerin önemini vurgular. Nesne ilişkileri kuramı, ilişkinin niceliğinden ziyade niteliğine odaklanır. Yani ilişkinin dışarıdan nasıl göründüğünden çok, çocuğun bu ilişkiyi bilinçli ya da bilinç dışı olarak nasıl deneyimlediği ve içselleştirdiği önemlidir.

Bu süreci, nesne ilişkileri kuramının önemli isimlerinden Donald Winnicott üzerinden aktarmak istiyorum.

Winnicott’a göre bebek, dünyaya anneden tamamen ayrı bir birey olarak gelmez. Dünyaya geldiğinde, çekirdek benlik olarak adlandırılabilecek potansiyel bir kimliğe sahiptir. Bu kimlik, var olmayı deneyimlemekte ve kendi hızında, kendi yolunda gelişmektedir. Winnicott, bu potansiyel benliğin gelişerek bir kimliğe dönüşmesinde ilk nesne ilişkilerinin önemini vurgular.

Ona göre her bireyin büyümeye, gelişmeye ve kendini gerçekleştirmeye yönelik doğuştan gelen bir eğilimi vardır. Bu eğilim, uygun ve kolaylaştırıcı bir çevreyle karşılaştığında kendi yolunu bulabilir.

Peki, Winnicott’un sözünü ettiği kolaylaştırıcı çevre nedir?

Winnicott’a göre bebek dünyaya geldiğinde kendisini anneden ya da bakım verenden ayrı bir birey olarak algılayamaz. Yaşamının ilk dönemlerinde bakım verene büyük ölçüde bağımlıdır ve zaman içerisinde bağımsızlığını kazanmaya başlar. Ancak Winnicott, insan yaşamında mutlak bağımsızlığın mümkün olmadığını düşünür. İnsan gelişim boyunca farklı biçimlerde başkalarına ihtiyaç duymaya devam eder.

Bebek ise yaşamının ilk dönemlerinde son derece savunmasızdır. Annenin ya da bakım verenin ilgisi olmadan hayatta kalabilecek durumda değildir. Bu nedenle gelişebilmek ve potansiyelini gerçekleştirebilmek için kolaylaştırıcı bir çevreye ihtiyaç duyar.

Winnicott’a göre bu kolaylaştırıcı çevrenin ilk basamaklarından biri, onun “birincil annelik meşguliyeti” olarak adlandırdığı özel durumdur. Bu dönemde anne, bebeğinin ihtiyaçlarına karşı oldukça hassastır ve onun ihtiyaçlarını adeta kendi ihtiyaçları gibi algılayabilmektedir. Winnicott, bu özel durumun hamilelik boyunca aşamalı olarak geliştiğini ve doğumdan sonraki birkaç ayda en yoğun hâliyle yaşandığını belirtir. Anne, bebeğin ihtiyaçlarına bu şekilde duyarlı olarak onun için kolaylaştırıcı bir çevre sağlar.

Winnicott, bebeğe sunulan bakım verme faaliyetlerinin bütününü “kucaklayıcı çevre” olarak ele alır. Kelime anlamıyla düşünüldüğünde kucaklamak, annenin bebeğine bakım verirken onu güvenli bir şekilde kollarında ve fiziksel olarak yakınında tutmasını ifade eder. Ancak Winnicott’a göre kucaklama yalnızca fiziksel bir tutma biçimi değildir. Aynı zamanda anne ve bebek arasındaki duygusal bağı da ifade eder.

Bebeğin kucaklanması ve duygularının, spontan hareketlerinin ya da mimiklerinin anne tarafından aynalanması, onun kendi iç dünyasını fark etmeye başlamasına yardımcı olur. Anne, bebeğin yaşantısını ona tekrar yansıttığında bebek zaman içerisinde kendi duygularının, canlılığının ve kendisini aynalayan başka bir insanın varlığının farkına varmaya başlar.

Winnicott, bu bakım verme biçimini sunan anneyi “yeterince iyi anne” olarak adlandırır. Buradaki “yeterince iyi” kavramı oldukça önemlidir. Çünkü Winnicott, annenin mükemmel olmasını beklemez. Anne bir insandır; her ihtiyacı her zaman doğru şekilde anlayamaz ve her durumda bebeğe kusursuz biçimde uyumlanamaz.

Ancak özellikle gelişimin ilk dönemlerinde annenin, bebeğin ihtiyaçlarına yeterince duyarlı ve eş duyumlu bir biçimde tekrar tekrar cevap verebilmesi önemlidir.

İlk başta da ifade edildiği gibi bebek, kendisini anneden bağımsız bir birey olarak algılayamaz. Anne, bebeğin ihtiyaçlarına yeterince uyumlu bir biçimde cevap verdiğinde, bebeğin ihtiyaç duyduğu nesnenin tam da ihtiyaç anında karşısına çıkması, bebekte tüm güçlülük deneyimini destekler. Böylece bebek, ihtiyaç duyduğu şeyi kendisi yaratmış gibi bir deneyim yaşar.

Winnicott’a göre dış dünyanın zorluklarına dayanabilen sağlam bir benlik geliştirebilmek için erken dönemde deneyimlenen bu tüm güçlülük hisleri büyük önem taşır. Ancak anne ya da bakım veren bebeğin ihtiyaçlarına yeterince uyumlanamadığında, bebek bu kez bakım verenin davranışlarına uyumlanmaya çalışabilir. Başka bir ifadeyle, çocuk kendi ihtiyaçları doğrultusunda var olmak yerine, çevrenin beklentilerine göre şekillenmeye başlayabilir.

Bu durum, Winnicott’ın gerçek benlik ve sahte benlik kavramlarını gündeme getirir.

Gerçek benlik; canlı, otantik, doğal ve benliğin sahici olan kısmı olarak tanımlanabilir. Anne, bebeğin ihtiyaçlarına tekrar tekrar yeterince duyarlı ve eş duyumlu bir biçimde cevap verebildiğinde, bebek gerçek benliğini saklama ihtiyacı hissetmez. Başka bir deyişle, bakım veren bebeğe kucaklayıcı ve güvenli bir çevre sunduğunda, çocuk gerçek benliğiyle var olabilmenin mümkün olduğunu deneyimler.

Winnicott, yeterince iyi olmayan anne deneyimlerini ise sahte benliğin gelişimiyle ilişkilendirir. Anne ya da bakım veren, bebeğin ihtiyaçlarına tekrar tekrar yeterince uyumlanamadığında, bebek sağlam bir benlik gelişimi için gerekli olan bazı temel deneyimleri yaşayamayabilir.

Bebeğin ihtiyaçları yeterince karşılanmadığında, onun için varlığını sürdürmek ve kendi spontanlığıyla hareket etmek zorlaşabilir. Bu durumda bebek, kendi ihtiyaçları yönünde hareket etmek yerine dış dünyaya ve bakım verenin beklentilerine tepki vermek üzerine uyumlanabilir. Winnicott’a göre bu durum, sahte benliğin ortaya çıkışındaki ilk aşamalardan biri olarak düşünülebilir.

Sahte benliğin temel rollerinden biri, gerçek benliği saklamaktır ayrıca Winnicott, sahte benliğin farklı düzeylerde ortaya çıkabileceğini ifade eder.

En ileri düzeyde sahte benlik, dış dünyayla iletişim kuran tek benlik hâline gelir ve gerçek benliğin üzeri büyük ölçüde örtülür. Orta derecede işlevsiz düzeyde ise gerçek benlik kısmen kabul edilmiştir, ancak gizli bir varlığını sürdürmektedir.

Minimum derecede uyumlu düzeyde sahte benlik, gerçek benliğin kendini gösterebilmesi için uygun koşullar oluşana kadar bekler. Orta derecede uyumlu düzeyde ise sahte benlik, formunu özdeşleşmelerden ve bakım verenlere benzeyen kişilerden alır.

Son olarak, uyumlu düzeyde sahte benlik bir tür sosyal kibarlık biçiminde ortaya çıkar. Bu son form, sahte benliğin sosyalleşmek için gerekli olan ve işlevsel kabul edilebilecek iyi huylu hâli olarak değerlendirilmektedir (Gürsoy, 2016, s. 6).

Gerçek ve sahte benliğin gelişimi, nesne ilişkileri kuramının önemli konularından biri olan bireyleşme (bireylerin annelerinden ayrılma ve bağımsız olma biçimleriyle ilgilidir) süreciyle de ilişkilidir. Yeterince iyi anne, başlangıçta bebeğine eş duyumlu bir bakım sunarak kucaklayıcı bir çevre oluşturur. Bebeğin ihtiyaçlarına tekrar tekrar uygun biçimde cevap vermesi, onda tüm güçlülük deneyiminin gelişmesini destekler. Ancak bebek geliştikçe Winnicott, annenin bebeğin ihtiyaçlarına yönelik bu yoğun uyumlanmasının aşamalı olarak azalması gerektiğini ifade eder. Böylece bebek küçük ve katlanılabilir hayal kırıklıkları aracılığıyla dış gerçeklikle karşılaşmayı ve hayal kırıklıklarına dayanabilmeyi öğrenir. Aynı zamanda annenin kendisinden ayrı bir birey olduğunu fark etmeye başlar. Bu süreç, bebeğin mutlak bağımlılıktan göreli bağımsızlığa doğru ilerlemesini ifade eder. Başka bir deyişle, başlangıçta bakım verenle kurduğu güvenli ilişki üzerine kendi ayrı varlığını inşa etmeye başlar. Bu nedenle sağlıklı ayrışmanın temeli sağlıklı bir birleşme deneyiminden gelir.

Bütün bu süreçleri düşündüğümüzde, bebeğin kendi spontanlığı içerisinde gelişebilmesi için bakım verenin onun ihtiyaçlarına uyumlanmasının ne kadar önemli olduğunu görebiliriz. Çünkü yetişkin bir birey, içinde bulunduğu koşullara göre kendini düzenleyebilme ve davranışlarını değiştirebilme kapasitesine sahiptir. Oysa bebek henüz bu kapasiteye sahip değildir ve dünyayı anlamlandırabilmek için bakım verenin sunduğu çevreye ihtiyaç duyar. Bu nedenle bakım verenin, bebeği kendi beklentilerine göre şekillendirmek yerine onun gelişimsel ihtiyaçlarını gözeterek kendisini bebeğe göre düzenlemesi çok daha önemlidir. Belki de burada bakım verenin kendisine sorması gereken soru şudur: Çocuğumuzun bize uyum sağlamasını mı bekliyoruz yoksa onun kendi benliğini geliştirebilmesi için ona ne kadar alan açıyoruz?

Kaynakça

  • Sarısoy, G. (2016). Winnicott’ın gerçek benlik ve sahte benlik kavramlarının bir vaka ve terapi ilişkisi bağlamında incelenmesi. AYNA Klinik Psikoloji Dergisi, 3(1), 1-15.
  • Sharf, R. S. (2018). Psikoterapi ve psikolojik danışma kuramları: Kavramlar ve örnek olaylar (N. Voltan Acar, Ed.). Nobel Akademik Yayıncılık.
  • Kaya, N. (2023). Erteleme: Nedenleri ve çözümleri. Eksik Parça Yayınları.
Nurgül Çelikkollu Nurgül Çelikkollu
Nurgül Çelikkollu, Erzurum Teknik Üniversitesi Psikoloji Bölümü 3. sınıf öğrencisidir. Aynı zamanda Erzurum Teknik Üniversitesi Genç Yeşilay Kulübü Başkanlığı görevini yürütmekte ve Yeşilay Türkiye Bağımlılıkla Mücadele Programı kapsamında akran eğitimcisi olarak aktif rol almaktadır. Sosyal psikoloji alanında çalışmalar yürüten SociaLab araştırma grubunun aktif bir üyesi olan Çelikkollu’nun akademik ilgi alanları arasında otantik benlik, kitle psikolojisi, insan ilişkileri ve bağımlılıklar yer almaktadır. Yeşilay, UCİM ve benzeri sivil toplum kuruluşlarında saha çalışmaları yürüterek bireylerle doğrudan temas kurmakta; özellikle sosyal sorumluluk projelerinde aktif görev almaktadır. Kendisini, bireyin kendi yaralarından ışığı keşfetmesine katkı sunmayı ve psikolojiyi yaşamla buluşturan bir yaklaşımla ilerlemeyi temel misyon edinmiş bir yolcu olarak tanımlamaktadır.

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!