Psikolog BulŞehrinde bir uzman

Neden Rüya Görürüz? Uyku Evreleri ve Rüyalar

5 dk.okuma süresi
Neden Rüya Görürüz? Uyku Evreleri ve Rüyalar

Rüyalar, insanlık tarihi boyunca merak uyandıran ve çeşitli şekillerde yorumlanan bir psikoloji konusudur. Psikoloji alanının gelişmesiyle birlikte doğaüstü yorumlamalar geride kalmıştır ve rüyalar zihinsel süreçleri anlamaya çalışan yaklaşımların konusu olmuştur. Rüyaların nasıl ortaya çıktığını anlamak için öncelikle uyku sırasında gerçekleşen süreçlere bakabiliriz.

Uyku Evreleri ve Rüyalar

EEG, uyanıklık ve uyku halinde beyin etkinliğini yansıtır ve EEG verileri sayesinde araştırmacılar kişinin uyku evreleri sırasında beyin dalgalarının faaliyetlerini inceleyebilir, kişinin ne tür bir uykuya daldığını saptayabilir. Temel olarak iki tür uykudan bahsedebiliriz; bunlar REM uykusu ve REM dışı uykudur ve her gece hem REM hem de REM dışı uyku içeren evrelerden geçilir. Uyanıkken nasıl bir gün geçirdiğimize göre gece hangi evrede ne kadar süre kaldığımız değişkenlik gösterebilir. Bazı araştırmalar şöyle düşündürmektedir ki; eğer fiziksel olarak yorucu bir gün geçirilmişse REM dışı uykuda daha fazla kalınır, bu sayede vücut daha çok dinlenir. Duygusal olarak daha yorucu bir günün sonunda ise REM uykusunda daha çok zaman geçirilir ve rüyalar da genelde bu sırada görülür. REM dışı uykuda da rüya görülse bile rüyaların büyük çoğunluğu REM uykusundayken görülür ve farklı evrelerde görülen rüyalar arasında farklılıklar vardır. REM uykusunda görülen rüyalar daha canlı, ayrıntılı, uzun ve garipken; REM dışı uyku sırasında görülen rüyalar daha gündelik ve kısadır.

Neden Rüya Görürüz?

Neden rüya gördüğümüze dair farklı kuramlarda farklı açıklamalara yer verilmektedir. Sigmund Freud’a göre rüya, kişi için bir arzu gerçekleştirme yoludur ve rüyalarda görülen imgeler bu arzuları gösteren simgesel ögelerdir. Ayrıca Freud’a göre hastalarının sorunlarının kaynağı, çocukluktan bu yana bilinçdışında yer alan çatışma ve olaylardır. Rüyalar da bilinçdışı için bir rehber niteliği taşır. Bilinçdışındaki çatışmalar, olaylar ve kişinin arzuları rüyalarda simgesel olarak gösterirler. Bu sebeple Freud’un kuramında sorunların kökenine inerken rüyaların incelenmesi yol gösterici bir rol oynar. Ancak rüyalar değerlendirilirken rüyanın içeriğindeki ögelerden yola çıkarak bu ögeleri yorumlamak ve kesin bir yargıya varmaktansa beyin etkinliklerinin incelenmesi, hem psikolojik hem de fizyolojik yönler göz önünde bulundurularak bir inceleme yapılması bilimsel açıdan daha sağlam temelli bir yaklaşım olabilir. Aktivasyon-Sentez Hipotezi, rüya görmeyi daha nörolojik bir süreç olarak açıklar. Bu görüşe göre uyku sırasında beynin alt kısımda bulunan pons bölgesi, beynin üst kısımlarına rastgele sinyaller gönderir. Korteks, bu düzensiz sinyalleri anlamlandırmak için anıları ve diğer bilgileri kullanarak bir sentezleme yapar, bir hikâye kurar. Yani rüya aslında rastgele uyarımların beyin tarafından anlamlı bir hikâyeye dönüştürülmesi olarak ele alınmıştır. Bu hipotez daha sonra yeniden düzenlenmiştir ve buna göre uyanık olunan zaman diliminde alınan bilgilerin, beynin rüya oluşturmak için yaptığı sentez üzerinde etkisi vardır. Yani rüya oluşumunda, hafızamızdan rastgele gelen bilgilerle değil de uyanık saatlerde edindiğimiz bilgiler etkilidir. Beynimizin bildiklerimizi bütünleştirerek, bellekte bir nevi düzenleme yaptığı söylenebilir. Günlük olayların rüya içeriklerine aktarılması, yeni anılar ve eski tecrübelerimizin bütünleşmesine yardımcı olur. Güncel araştırmalarda rüyaların duygusal içerikli anıların işlenmesine katkıda bulunabileceği söyleniyor. Rüyaların buradaki işlevi, duygusal açıdan önemli deneyimlerin yeniden etkinleşmesini sağlamak ve mevcut anılarla ilişkilendirilmesi denebilir. Ayrıca rüyalar, travmatik deneyimler sonrasında duygu düzenlemenin bozulduğu durumlarda duygusal travmatik anıların etkisini azaltabilir. Bu yaklaşıma göre rüyalar, travmatik deneyimler sonrasında duygusal anıların yeniden işlenmesine katkıda bulunabilir. Travmatik anıların rüya içeriğinde tuhaf ögelerle bir araya gelmesi, bu anıların olumsuz duygusal yükünün hafifletilmesinde rol oynayabilir. Süreklilik hipotezine göre ise kişinin gördüğü rüya içeriği ile uyanık halde içinde bulunduğu duygu durumu ve düşünce içeriği benzerdir. Bu hipoteze göre uyanıklık anında duygusal süreçleri yöneten beyin yapılarının REM uykusu sırasında da benzer şekilde aktif kaldığı, beynin duygusal süreçleri yönetirken uyku ve uyanıklık arasında bir süreklilik içinde çalıştığı savunulur. Ve rüyalar aracılığıyla günlük hayatımızda öğrendiğimiz şeylerin alıştırmasını yapması için beynimize alan açmış oluruz. Rüyalar, gerçekliğin zihinsel bir simülasyonunu oluşturur. Bu simülasyon ortamı sayesinde karşılaştığımız zorluklarla baş etme ve problem çözme becerimizi risk almadan ölçmüş oluruz. Sonuç olarak, farklı görüşler rüyaların tek bir açıklamayla ele alınamayacak kadar komplike olduğunu gösteriyor. Rüyalar uyku sürecinin rastgele bir ürünü değil, birçok işlevi bulunan bir mekanizma olduğunu söyleyebiliriz. Uyanıklık yaşantılarıyla süreklilik içinde çalışan bu süreç, duygusal yükü hafifleterek zihinsel adaptasyonu destekleyebilir, kişinin gün içinde edindiği bilgileri zaten var olan bilgilerle birleştirebilir. Rüyalar doğrudan gözlemlenemese de uyanıldığında rüya içeriğinin kaydedilmesi yoluyla ve beyin görüntüleme teknikleriyle incelenmeye devam etmektedir.

Kaynakça

  • Ciccarelli, S. K. & White, J. N. (2021). Psikoloji: Bir keşif gezintisi (3. basımdan çeviri; D. N. Şahin, Çev. Ed.). Nobel Akademik Yayıncılık.
  • Güven, E. (2015). Rüyaların dili: Psikolojide rüya çalışmaları. Türk Psikoloji Yazıları, 18(36), 15-25.
  • Poyraz, C., & Karahan, M. (2026). Psikolojik Kuramlar Çerçevesinde Rüya Olgusunun İncelenmesi. Klinik ve Ruh Sağlığı Psikolojik Danışmanlığı Dergisi, 6(1), 112-133. https://izlik.org/JA46TJ68RL Scarpelli S, Bartolacci C, D'Atri A, Gorgoni M, De Gennaro L. The Functional Role of Dreaming in Emotional Processes. Front Psychol. 2019 Mar 15;10:459. doi: 10.3389/fpsyg.2019.00459. PMID: 30930809; PMCID: PMC6428732.
İzel Bilirgen İzel Bilirgen
İzel Bilirgen, Pamukkale Üniversitesi’nde psikoloji öğrencisi olarak lisans eğitimine devam etmektedir. Klinik psikoloji alanına ilgi duyan yazar, gelecekte mesleki hayatında bu alanda uzmanlaşmak ve psikoloji alanında akademik araştırmalara katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Özel eğitim ve rehabilitasyon merkezi ve hastanelerde stajyer olarak saha deneyimi kazanmıştır. Farkındalık temelli yaklaşımlar ve psikolojinin diğer alanlarına ilgi duymaktadır. Bilimsel bilgileri yaratıcı disiplinlerle birleştirmeye önem vermektedir. Dijital mecralarda çoğunlukla sanat ve psikoloji ortaklığında içerikler üretmektedir.

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!