Kendimizin Bitmeyen Projesi Olmak: Sürekli Daha İyi Olma Baskısı
Hiç kendiniz için belirlediğiniz bir hedefe ulaştığınız hâlde neden yeterince mutlu olamadığınızı düşündünüz mü? Bir şeyi başardığınızda kısa süreliğine iyi hissedip ardından hemen başka bir eksiğinize odaklandığınız oluyor mu? Sanki her zaman ulaşılması gereken yeni bir hedef, değiştirilmesi gereken bir özellik veya geliştirilmesi gereken başka bir yönümüz var. Bir noktadan sonra insan, kendini geliştirmeye çalışırken kendisiyle sürekli mücadele eder hâle gelebiliyor.
Günümüzde kişisel gelişim hayatımızın önemli bir parçası. Daha başarılı, daha üretken, daha özgüvenli ve daha iyi bir versiyonumuza dönüşmek istiyoruz. Kendimiz için hedefler belirlemek ve ilerlemek elbette doğal. Ancak bazen bu istek, olduğumuz hâlimizi kabul etmemizin önüne geçebiliyor. Henüz ulaşamadığımız hedefler, yapamadıklarımız ve başkalarına göre geride kaldığımızı hissettiğimiz noktalar zihnimizde daha fazla yer kaplıyor. Böylece hayatı deneyimlemek yerine kendimizi sürekli düzeltmeye çalıştığımız bir döngüye girebiliyoruz.
İnsan bazen kendisinden o kadar yüksek beklentiler içine girer ki yaptığı hiçbir şeyi yeterli bulmamaya başlar. Hata yapmayı kabul etmekte zorlanır, başarılarını küçümser ve sürekli daha iyisini yapması gerektiğini düşünür. Psikolojide bu durum mükemmeliyetçilik kavramı çerçevesinde ele alınır. Mükemmeliyetçilik yalnızca yüksek hedefler belirlemek değildir; kişinin kendisine gerçekçi olmayan beklentiler koyması ve bunları karşılayamadığında kendisini sert biçimde eleştirmesiyle de ilişkilidir.
Örneğin bir sınavdan yüksek not alan kişi, başarısını görmek yerine neden daha yüksek alamadığını düşünebilir. Uzun zamandır istediği bir hedefe ulaşmasına rağmen zihni çoktan bir sonraki hedefe yönelmiş olabilir. Başarı, mutluluk veren bir sonuç olmaktan çıkar ve sürekli aşılması gereken yeni bir eşiğe dönüşür. Belki de insanı en çok yoran şey başarısızlık değil, ne kadar çabalarsa çabalasın kendisini yeterli hissedememesidir.
Kendimizi değerlendirme biçimimizi etkileyen bir diğer unsur da başkalarıyla yaptığımız karşılaştırmalardır. Özellikle sosyal medyayla birlikte başkalarının başarılarını, ilişkilerini, dış görünüşlerini ve günlük yaşamlarını daha sık görebiliyoruz. Ancak çoğu zaman gördüğümüz şey, onların hayatlarının yalnızca paylaşmayı tercih ettikleri kısmı oluyor. Bir başkasının akademik başarısını gördüğümüzde kendi ilerlememizi yetersiz bulabiliyor, yaşıtlarımızın belirli noktalara ulaşmış olması nedeniyle geride kaldığımızı düşünebiliyoruz. Herkesin farklı koşullara ve yaşam deneyimlerine sahip olduğunu unutup başkalarının hayatlarına yetişmeye çalışırken kendi yolculuğumuzu görmezden gelebiliyoruz. Sorun başkalarından ilham almak değil, kendi değerimizi onların hayatları üzerinden belirlemeye başlamak.
Bazen bu durumun altında, kendimize verdiğimiz değeri başarılarımıza ve başkalarının değerlendirmelerine bağlamamız da yatıyor. Akademik başarısını kendi değerinin ölçütü olarak gören biri, başarısız olduğu bir sınavı yalnızca bir sonuç olarak değerlendirmekte zorlanabilir; kendisini de başarısız veya yetersiz hissedebilir. Oysa insanın değeri, sahip olduğu başarıların veya başkalarından aldığı takdirin toplamından ibaret değildir.
Peki, gerçekten her zaman daha fazlasını yapmak zorunda mıyız? Bir hedefimize ulaşamadığımızda kendimize neden bu kadar sert davranıyoruz? Bir arkadaşımız aynı hatayı yaptığında ona gösterebildiğimiz anlayışı kendimize neden gösteremiyoruz? Çoğu zaman başkalarına karşı daha sabırlıyken kendimize karşı oldukça eleştirel olabiliyoruz. Oysa hata yapmak, yorulmak veya bazı şeyleri istediğimiz zamanda başaramamak insan olmanın doğal bir parçası.
Kendimize karşı daha anlayışlı olabilmek, bu döngüyü değiştirmek için önemli bir başlangıç olabilir. Öz şefkat, kişinin zorlandığı veya başarısız olduğu durumlarda kendisine nazik ve anlayışlı davranabilmesini, yaşadığı güçlüklerin yalnızca kendisine özgü olmadığını fark etmesini içerir. Kendimize şefkat göstermek, hatalarımızı görmezden gelmek veya gelişmekten vazgeçmek değildir. Kendimizi sürekli eleştirmek yerine ihtiyaçlarımızı fark ederek ilerleyebilmektir.
Belki de kendimize sormamız gereken soru her zaman “Nasıl daha iyi olabilirim?” değil, bazen “Kendimden neden bu kadar fazlasını bekliyorum?” olmalı. Çünkü sürekli daha iyi olma çabası içindeyken bugün sahip olduklarımızı fark etmekte zorlanabiliyoruz. Daha başarılı olduğumuzda veya bütün hedeflerimize ulaştığımızda mutlu olacağımızı düşünüyor, mutluluğu sürekli geleceğe erteliyoruz.
Kendimizi geliştirmek istememiz yanlış değil. Önemli olan, bu isteğin bizi motive mi ettiği yoksa kendimizden uzaklaştırıp uzaklaştırmadığı. Her gün verimli olmak, her konuda başarılı olmak veya sürekli ilerlemek zorunda değiliz. Bazen dinlenmek, hata yapmak ve hiçbir şey başarmadan bir günü tamamlamak da yaşamın doğal bir parçası.
Belki de kendimizle kurduğumuz ilişkiyi değiştirmek için her zaman daha fazlasını yapmamız gerekmiyordur. Bazen yaptıklarımızı fark etmek, kendimize anlayış göstermek ve olduğumuz hâlimizi kabul etmek de önemli bir başlangıçtır. Çünkü kendimizi geliştirmek, kendimizde sürekli bir kusur aramak değildir. İnsan değişebilir, gelişebilir ve yeni şeyler öğrenebilir; fakat bütün bunları yaparken kendisine yabancılaşmak zorunda değildir.
Hayatımızı sürekli kendimizin daha iyi bir versiyonuna ulaşmayı bekleyerek geçirmek yerine, şu an olduğumuz kişiyle de yaşamayı öğrenmemiz gerekiyor. Belki de kendimize verebileceğimiz en büyük fırsat, tamamlanması gereken bir proje olmadığımızı kabul etmektir.
Kaynakça
- Crocker, J., & Wolfe, C. T. (2001). Contingencies of self-worth. Psychological Review, 108(3), 593–623.
- Festinger, L. (1954). A theory of social comparison processes. Human Relations, 7(2), 117–140.
- Hewitt, P. L., & Flett, G. L. (1991). Perfectionism in the self and social contexts: Conceptualization, assessment, and association with psychopathology. Journal of Personality and Social Psychology, 60(3), 456–470.
- Neff, K. D. (2003). Self-compassion: An alternative conceptualization of a healthy attitude toward oneself. Self and Identity, 2(2), 85–101.



