Psikolog BulŞehrinde bir uzman

Kültürel Suç Psikolojisi: Süregelen Kriminal Davranışlar Toplumlarda Patolojik Hale Gelebilir Mi?

7 dk.okuma süresi
Kültürel Suç Psikolojisi: Süregelen Kriminal Davranışlar Toplumlarda Patolojik Hale Gelebilir Mi?

Giriş

Daha önce hiç merak ettiniz mi acaba belli toplumlarda daha çok görülen ruh sağlığı bozuklukları var mı diye? Ve sizce bu ruh sağlığı bozuklukları bireysel psikopatolojilerden bağımsız, aynı zamanda kültürel normlardan ve epigenetik aktarım gibi nedenlerden oluşabilir mi? Sonuç olarak da bir gün başta azınlıkta olan bu değişiklikler, toplumların belirli patolojilere bağlı suç davranışları göstermesine ve o toplumun bu suçlarla örtüşmesine sebebiyet verebilir mi? Mesela son dönemlerde gündemde olan Barcelona'daki hırsızlık suçları, 1970'lerden beri değişen oranlarıyla Amerika'daki seri katil vakaları veya bugün Latin Amerika'nın yüksek cinayet oranları ve yaklaşık olarak dünyadaki her üç cinayetten birinin burada gerçekleşiyor olması, kültürel, politik ve ekonomik bileşenlerin yan yana gelmesinden mi yoksa bir patolojiden mi kaynaklanıyor? Günümüzde hâlâ kültür ve ruh sağlığı bozuklukları arasındaki ilişki yeterli çalışmalara sahip değil. Bu yüzden bazı toplumlarda gerçekten bir psikopatolojik yatkınlık var mı, bunu kesin olarak bilemeyiz ama bahsi geçen toplumların aile yapısını, kanun işleyişini ve suç oranlarını inceleyerek suç davranışlarının sebeplerini ve bir patolojiye dönüşüp dönüşemeyeceği konularında çıkarımlar yapabiliriz.

Gelişme

Öncelikle anlamamız gereken kavram kültür ifadesi. Kültür, günümüzde ortak bir paydada buluşabilen bir tanıma sahip değil maalesef ama konumuz açısından en uygun olduğunu düşündüğüm tanım, Edward Taylor (1871) tarafından yapılan ''insanın toplumun bir üyesi olarak edindiği bilgi, inanç, sanat, ahlak, hukuk, gelenek ve diğer yetenek ve alışkanlıkları içeren karmaşık bir bütün” ifadesidir. Dinamik bir yapı olan kültür, toplumları etkilediği kadar, toplumlar da onu etkiler. Yani Antik Çağlardan bu yana aynı toplumda farklı bir sürü kültür yapısı görebiliriz. Peki, ruh sağlığı bozukluklarındaki yeri nedir? Bir patolojiyi anlamaya çalışırken, nasıl duygusal, bilişsel ve işlevsel süreçleri göz önünde bulunduruyorsak, kişinin kültürel yapısını da hesaba katmamız gerekiyor. Çünkü kimi toplumlara ya da insanlara patolojik gelebilen davranışlar, eğer o kültürde belirli bir inanç ya da normsa, bir işlev bozukluğu olarak görülmeyebilir. Bu demektir ki kültürel çerçevede hangi inancın normal, hangisinin anormal olduğu değişkenlik gösterebilir. Fakat uzun bir süre psikolojik bozukluklar, kültür bağlamının dışında tanımlanmıştır. En sonunda 1994 yılında büyük çabalar neticesinde DSM-4'e ''Kültüre Bağlı Sendromlar'' ve ''Kültürel Formülasyon Taslağı'' bölümleri eklenmiştir. Bu durumda, özel bir kültüre bağlı sendromlar olan belirli tanı kriterlerine uymayan sendromların literatüre girmesine sebep olmuştur. Örneğin, Karayipler ve Latin Amerika toplumlarında çokça görülen 'Ataque de Nervosis' gibi yoğun stres ve travmatik olaylara verilen tepkiyi ifade eden bir sendrom. Her ne kadar kültürlere özgü belirli sendromlar görebilsek de hâlâ kültürel bir psikopatolojik yatkınlıktan söz edemeyiz.

Yalnız bazı toplumların politik, ekonomik ve aile yapısının bireysel olarak kişilerin psikolojilerine olan etkilerinden kaynaklı, aynı zamanda da çevrenin elverişli yapısıyla birlikte suç davranışlarına eğilim oluşturabilir. Ve mantıken kişiler, etraflarında hiç görmedikleri suçlara yönelmektense, aşina olduklarını yapmayı tercih ederler. Daha önce Barcelona, Amerika ve Latin Amerika'daki suç oranlarından bahsetmiştim. Gelin onları tek tek inceleyelim. İlk olarak, bugün dünyadaki en çok cinayet oranına sahip olan Latin Amerika, bu durumu organize suçlar ve kanun işleyişindeki yetersizliklerle desteklemekte. Kültürel anlamda, özellikle Machismo ve Marianismo bölgelerindeki daha çok erkeğin dominant olduğu aile yapısının, şiddet ve risk alma davranışlarını tetikleyebileceği söyleniyor ki bu bölgeler, suç oranlarının genele oranla en yüksek olduğu yerler. Bir patoloji oluşturur mu, tam olarak bilinmez ama nesiller boyu devam eden yüksek şiddet düzeyi, toplumlarda bir travma ve şiddet döngüsüne sebep olabilir.

İkinci noktamız Barcelona. Sizce hırsızlık gerçekten toplumsal bir davranışa dönüşmüş müdür yoksa ekonomik, fırsatçılık ve organize bir motivasyona mı sahiptir? Şehrin akışkan turist trafiğinden dolayı çoğu kaynak, sebebini ikincisi olduğunu ifade etmekte. Bir de biz buna hırsızların ceza almamasını eklersek, Barcelona'da 400 euro altındaki suçlar 'falta' yani kabahat olarak sayılmakta ve herhangi bir yaptırımı yok; bu davranışın daha da pekiştirildiğini söyleyebiliriz. Ayrıca hırsızlık, madde bağımlılığı ve anti-sosyal eğilimlerden yani bireysel psikopatolojilerden kaynaklı da olabilir.

Son olarak, neredeyse çoğu filme konu olan ve bilinirliği kendi coğrafyasında sınırlı kalmayıp dünyaya yayılan Amerika'nın seri katil vakaları. Araştırmacılar, bu suç davranışının nüfus yoğunluğu ya da özellikle 1970'ler ve 80'ler arasındaki yetersiz soruşturma teknikleri ve hukuki yaptırımların neticesinde oranların arttığını söylüyor. Ruhsal ve kültürel boyutta Amerikan toplumunun, kültürel bireyselleşmeye ve öz öneme çok fazla yönelmesi de kişilerde anti-sosyal kişilik bozukluğunu tetikleyebileceğini gösteriyor. Çünkü bu davranışlar, sadece kendi dürtülerine odaklanmaya ve sosyal normları göz ardı etmeye sebep olabiliyor. Aynı zamanda medyanın bu konulara gösterdiği yoğun ilgi de patolojik zihinler için ünlü olma ve görünürlük kazanma dürtülerini aktive edebiliyor. Aralarında belki de en yüksek kültürel bir patolojik eğilime dönüşebilecek suç davranışı olduğunu düşündüğüm toplum budur. Çünkü bu durumun tanılarla ayırt edilebilen bir patolojik rahatsızlık olarak görmekten daha çok, süregelen bir şekilde sistemin her kısmı tarafından bilerek veya bilmeyerek teşvik edilmesi ya da göz ardı edilmesi, belki seri katil kavramını değil ama şiddet kavramına eğilim göstermesine çok daha fazla sebep olabilir.

Sonuç

Bahsettiğim konular herhangi bir bilimsel araştırmaya dayalı olmasa da ilerleyen zamanlarda toplumlara karşı ayrıştırıcı ve damgalayıcı olmadan bu alanda araştırmalar yürütülmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü burada önemli olan bir tanı koymaktan ziyade, böyle bir eğilim eğer tespit edilirse, toplum ve halk sağlığı için bunu elimine etmenin yollarını bulmaktır. Ruh sağlığı bozuklukları da bugün araştırmalar sonucunda sadece biyolojik materyalden ziyade, aynı zamanda çevreden ve kültürden de etkilenir ve bugün azınlık olarak gördüğümüz, yarın çoğul kısım olarak karşımıza çıkabilir. Carl Jung tarafından psikanalitik teoride iddia edildiği gibi, kolektif bilinçaltı dediğimiz kavram, toplum sahnesinde kişilerin rasyonel düşünceyi ve bireysel ahlaki kısıtlamaları geri plana atarak ilkel içgüdülerin ve duyguların serbest kalmasına sebep olur. Bu perspektiften baktığımızda da şiddet, hem teşvik edildiği hem de görmezden gelindiği her ortamda kendini bir şekilde ortaya çıkarmaya eğilimlidir. Son olarak, bu alanlarda herhangi bir bilimsel veri elde edilemedi. Ki üstüne çalışılması ve nesnelleştirilmesi zor ve ayrıştırıcı olabilecek konular olabilir ama halk sağlığı düşünüldüğünde, çocukluktan itibaren toplumlara duygu regülasyonu ve mental sağlık konularında eğitimler verilmesi, en azından bu konudaki önleyici sağlık çalışmalardan bir tanesi yerine geçebilir.

Kaynakça

  • American Psychiatric Association. (1994). Diagnostic and statistical manual of mental disorders (4th ed.). ​Tylor, E. B. (1871). Primitive culture: Researches into the development of mythology, philosophy, religion, art, and custom. John Murray. ​United Nations Office on Drugs and Crime. (2019). Global study on homicide 2019. United Nations.
  • Felson, M., & Clarke, R. V. (1998). Opportunity makes the thief: Practical theory for crime prevention. Home Office, Policing and Reducing Crime Unit. ​Hickey, E. W. (2015). Serial murderers and their victims (7th ed.). Cengage Learning.
Hanife Zehra Yıldırım Hanife Zehra Yıldırım
Hanife Zehra Yıldırım, psikoloji bilimini bilimsel temellerden kopmadan, anlaşılır bir dille anlatmayı tutku edinmiş bir psikoloji öğrencisidir. İstanbul Topkapı Üniversitesi’nde tam burslu ve İngilizce olarak sürdürdüğü eğitim hayatında, özellikle nöropsikoloji araştırmalarında aldığı asistanlık rolleriyle bilimsel sürece katkı sunmaktadır. Klinik psikoloji ve nörobilim ara kesitindeki ilgisini, aldığı çeşitli mesleki eğitimlerle derinleştiren yazar; aynı zamanda Yeşilay ve TEGV gibi sivil toplum kuruluşlarında aktif gönüllülük yaparak toplumsal fayda odaklı projelerde yer almaktadır. Psychology Times bünyesinde kaleme aldığı yazılarla, teorik bilgiyi toplumun her kesimi için ulaşılabilir kılmayı amaçlamaktadır.

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!