Her Zaman İyi Hissetmek Zorunda Değiliz
Her Zaman İyi Hissetmek Zorunda Değiliz
Mutluluk gerçekten ulaşılması gereken bir hedef midir? Sosyal medyada karşılaştığımız başarı hikâyeleri, mutlu yaşam anlatıları ve romantik ilişkiler, iyi hissetmenin sürekli devam etmesi gereken bir durum olduğu düşüncesini besleyebilmektedir. Bu düşünce, yalnızca mutlu olmayı istememize değil, üzüntü, öfke veya kaygı gibi duygulardan da uzaklaşmaya çalışmamıza neden olabilir. Oysa psikolojik iyi oluş, sürekli olumlu duygular deneyimlemekten ziyade, farklı duygularla sağlıklı bir ilişki kurabilmekle ilgilidir.
Olumsuz Duygulara Neden Direniriz?
Sevinmek, gülmek ve heyecanlanmak insan yaşamının ne kadar doğal bir parçasıysa; üzüntü, kaygı, korku ve hayal kırıklığı da yaşantılarımızın doğal parçalarıdır. Buna rağmen çoğu zaman olumsuz duyguları ortadan kaldırılması gereken birer problem olarak görürüz. Kendimizi iyi hissetmediğimizde bir an önce toparlanmamız gerektiğini düşünebiliriz. Özellikle çevremizden duyduğumuz “Bu kadar üzülmemelisin”, “Bunu yaşamamalıydın” veya “Pozitif düşün” gibi ifadeler, yaşadığımız duyguları bastırmamız gerektiği düşüncesini pekiştirebilir. Oysa bir duygudan rahatsız olmak, onun bize anlatmaya çalıştıklarını gözden kaçırmamıza neden olabilir. Olumsuz duyguların varlığı, tek başına psikolojik bir problem yaşadığımız anlamına gelmez. Bir kayıp karşısında hissedilen üzüntü, ayrılık sonrasında yaşanan hayal kırıklığı veya belirsizlik karşısında ortaya çıkan kaygı, deneyimlerimizle ve ihtiyaçlarımızla ilgili önemli ipuçları taşıyabilir. Bu duygulardan bir an önce kurtulmaya çalışmak, onların neyle ilişkili olduğunu anlamamızı zorlaştırabilir.
İyi Hissetme Baskısı ve Duygusal Kaçınma
İyi hissetmenin bir zorunluluk hâline gelmesi, kişinin duygularıyla kurduğu ilişkiyi de değiştirebilir. Bir süre sonra kişi, yalnızca yaşadığı olumsuz durumdan değil, o durum karşısında hissettiği duygulardan da rahatsızlık duymaya başlayabilir. Örneğin üzgün hissettiğinde kendisine neden hâlâ üzgün olduğunu sorabilir ya da kaygı yaşadığı için kendisini daha da kötü hissedebilir. Böylece kişi, yaşadığı duyguyla baş etmeye çalışırken bir yandan da o duyguyu deneyimlediği için kendisini yargılamaya başlayabilir. Psikoloji literatüründe duygusal kaçınma, kişinin rahatsız edici duygu ve düşüncelerinden uzaklaşmak ya da bunları kontrol altına almak amacıyla çeşitli yollar denemesiyle ilişkilendirilir. Sürekli olumlu bir anlam bulmaya çalışmak, dikkatini başka bir yöne çevirmek veya kendisini devamlı meşgul etmek, bu davranışlara örnek olabilir. Bu yollar kısa vadede rahatlama sağlayabilse de kişi zorlayıcı duygularla karşılaşmamak için sürekli onlardan uzaklaştığında, bu duyguları tanıma ve onlarla baş etme fırsatını da kaçırabilir. Burada önemli olan, olumlu düşünmenin kendisi değil, olumlu düşünmeyi her koşulda yerine getirilmesi gereken bir zorunluluk olarak görmektir. Çünkü her yaşantının olumlu bir yönünü bulmak mümkün değildir. Bazı deneyimler üzücü, bazıları hayal kırıklığı yaratıcı, bazıları ise belirsizliklerle doludur. Bu deneyimleri hemen olumlu bir bakış açısıyla değerlendirmeye çalışmak yerine, kişinin yaşadıklarını anlamlandırmak için kendisine zaman tanıması da psikolojik açıdan önemlidir.
Duygularımızı Değiştirmek Yerine Anlamaya Çalışmak
Psikolojik esneklik, kişinin zorlayıcı duygu ve düşüncelerine rağmen kendi değerleri doğrultusunda hareket edebilmesiyle ilişkilidir. Bu, her zaman iyi hissetmek ya da olumsuz duyguları kontrol altında tutmak anlamına gelmez. Aksine, kişinin hissettiklerini fark edebilmesini, bu duyguların yaşamındaki etkisini anlayabilmesini ve ihtiyaçlarına uygun davranışlar geliştirebilmesini içerir. Örneğin yoğun kaygı yaşayan bir kişinin kendisine sürekli sakinleşmesi gerektiğini söylemesi yerine, kaygısının hangi düşüncelerle ve yaşantılarla bağlantılı olduğunu anlamaya çalışması daha işlevsel olabilir. Benzer şekilde, üzgün hisseden birinin hemen neşelenmeye çalışmak yerine kendisine dinlenmek ve yaşadığı duyguları anlamlandırmak için zaman tanıması, duygusal farkındalığını destekleyebilir. Peki, bu süreçte nereden başlayabiliriz? Kişinin kendisine “Şu an ne hissediyorum?”, “Bu duygu bana ne anlatıyor?” ve “Şu anda kendime nasıl destek olabilirim?” gibi sorular yöneltmesi, duygularını fark etmesine yardımcı olabilir. Bu sorular, yaşanan duyguları yargılamadan değerlendirmeyi ve onlardan kaçınmak yerine onları anlamaya yönelmeyi sağlayabilir. Bazen bir yakınıyla konuşmak, bazen dinlenmek için kendisine zaman ayırmak, bazen de yaşadığı soruna yönelik somut bir adım atmak kişinin ihtiyacına daha uygun olabilir.
İyi Oluş, Her Zaman İyi Hissetmek Değildir
Psikolojik iyi oluş, yaşamımızdaki olumsuz duyguları tamamen ortadan kaldırmak ya da her koşulda mutlu olmak anlamına gelmez. Yaşamın içinde üzüntüye, kaygıya ve hayal kırıklığına da yer vardır. Önemli olan, bu duyguları yaşarken kendimizle kurduğumuz bağı kaybetmemek, ihtiyaçlarımızı fark edebilmek ve yaşamımızda değer verdiğimiz şeylerle ilişkimizi sürdürebilmektir. Çünkü iyi oluş, yalnızca güzel hissettiğimiz anlarla değil, zorlandığımız zamanlarda kendimize nasıl yaklaştığımızla da şekillenir. Belki de kendimize sormamız gereken soru, “Nasıl daha az olumsuz duygu hissedebilirim?” değil, “Yaşadığım duygularla nasıl daha sağlıklı bir ilişki kurabilirim?” olmalıdır. Her zaman iyi hissetmek mümkün olmayabilir; ancak iyi hissetmediğimiz zamanlarda da kendimize anlayış gösterebiliriz. Bazen kendimizi daha iyi hissetmeye zorlamaktan vazgeçmek, kendimizi gerçekten anlamaya doğru attığımız ilk adım olabilir.



