Psikolog BulŞehrinde bir uzman

Travmatik Yaşantıların Psikolojik İzleri: Geçmiş Deneyimlerin Duygusal ve Davranışsal Süreçler Üzerindeki Süreğen Etkisi

Alev Yıldız Yazar: Alev Yıldız
5 dk.okuma süresi
Travmatik Yaşantıların Psikolojik İzleri: Geçmiş Deneyimlerin Duygusal ve Davranışsal Süreçler Üzerindeki Süreğen Etkisi

Travmanın Sessiz Yüzü: Biten Olaylar, Devam Eden Duygular

Hiç düşündünüz mü? Bir olay yıllar önce yaşanmış olabilir ama insanın zihninde ve bedeninde hâlâ devam ediyor olabilir. Takvimler değişir, mevsimler geçer, insanlar hayatlarına devam eder; ancak bazı yaşantıların duygusal izleri zamanın akışıyla kendiliğinden silinmez. Çünkü insan yalnızca yaşadıklarını hatırlayan bir varlık değildir; aynı zamanda yaşadıklarının duygusal sonuçlarını taşıyan bir bütündür. Bazen geçmiş, bir anı olmaktan çıkar ve bugünün davranışlarını, ilişkilerini, kararlarını ve hatta kişinin kendisiyle kurduğu bağı şekillendirmeye başlar. Psikolojik travma, yalnızca kişinin başından geçen sarsıcı bir olayla açıklanamaz. Travmatik yaşantının birey üzerindeki etkisi; olayın niteliği, kişinin gelişimsel geçmişi, psikolojik kaynakları, sosyal destek sistemi ve olay sırasında hissettiği çaresizlik gibi birçok değişkenle ilişkilidir. Aynı olayın farklı bireylerde farklı psikolojik sonuçlar doğurması da bu nedenle şaşırtıcı değildir. Travmanın belirleyici yönlerinden biri, kişinin güvenlik, kontrol ve öngörülebilirlik algısında meydana getirdiği sarsıntıdır. İnsan, kendisini güvende hissettiği dünyaya ilişkin temel kabullerini kaybettiğinde yalnızca bir olayla değil, dünyayı algılama biçimindeki değişimle de mücadele etmek zorunda kalabilir. Travmanın en dikkat çekici özelliklerinden biri, her zaman görünür bir acıyla ortaya çıkmamasıdır. Travma her zaman kendisini gözyaşıyla göstermez. Bazen suskunlukta, bazen aşırı neşeli görünme çabasında, bazen de her şeyi kontrol etme ihtiyacında saklanır. Kimi insanlar yaşadıkları zorlukların ardından duygularını yoğun biçimde ifade ederken kimileri duygusal tepkilerini bastırmayı öğrenir. Dışarıdan güçlü, mesafeli, başarılı ve hatta kusursuz görünen bir insanın iç dünyasında sürekli bir tehdit algısıyla mücadele ediyor olması mümkündür. Burada psikolojinin önemli kavramlarından biri olan savunma mekanizmaları devreye girer. İnsan zihni, baş etmekte zorlandığı duygusal yaşantılar karşısında kendisini korumaya yönelik çeşitli psikolojik süreçler geliştirebilir. Bastırma, kaçınma, inkâr ve duygusal uzaklaşma bunlardan bazılarıdır. Bu mekanizmalar belirli koşullarda kişinin ruhsal bütünlüğünü korumasına yardımcı olabilir. Ancak geçici bir korunma biçimi olarak başlayan süreç, zamanla kişinin yaşam alanını daraltan bir örüntüye dönüşebilir. Örneğin incinmekten korkan bir insan yakın ilişkilerden uzak durabilir; terk edilme kaygısı yaşayan biri sürekli güvence arayabilir; belirsizliğe tahammül etmekte zorlanan bir başkası hayatının her ayrıntısını kontrol etmeye çalışabilir. Böylece geçmişte geliştirilen korunma biçimleri, bugünün ilişkilerini yönetmeye başlar. Travmanın nörobiyolojik boyutu da bu süreci anlamak açısından önemlidir. Beynin tehdit algılama ve stres yanıtıyla ilişkili sistemleri, travmatik yaşantılardan etkilenebilir. Amigdala tehditlere yönelik duygusal tepkilerin işlenmesinde, hipokampus yaşantıların bağlamlandırılmasında, prefrontal korteks ise duygu düzenleme ve bilişsel değerlendirme süreçlerinde önemli roller üstlenir. Yoğun ve süreğen stres, bu sistemlerin işleyişini etkileyebilir. Bu nedenle kişi, mevcut koşullarda gerçek bir tehlike bulunmadığı hâlde geçmişteki tehdidi hatırlatan bir ses, koku, bakış veya davranış karşısında yoğun bir alarm tepkisi verebilir. Bedenin verdiği tepki, bazen zihnin henüz kelimelere dökemediği bir yaşantının izlerini taşır. Özellikle çocukluk döneminde yaşanan olumsuz deneyimler, kişinin ilerleyen yıllardaki benlik algısı ve ilişki kurma biçimi üzerinde etkili olabilir. Çocuklukta yeterince görülmeyen, duyguları önemsenmeyen, sürekli eleştirilen veya duygusal açıdan güvensiz ortamlarda büyüyen bireyler, zamanla kendi ihtiyaçlarını geri plana atmayı öğrenebilir. Sevilmek için başarılı olmak, kabul görmek için sessiz kalmak, terk edilmemek için sürekli uyum sağlamak gibi davranışlar geliştirebilirler. Yetişkinlikte bu davranışlar çoğu zaman kişilik özelliği olarak değerlendirilse de bazen geçmişte öğrenilmiş uyum stratejilerinin devamı olabilir. Elbette her davranışı travmayla açıklamak doğru değildir; ancak davranışın ardındaki psikolojik işlevi anlamak, insanı değerlendirmede önemli bir başlangıçtır. Travmanın sessiz yüzü, kişinin kendisiyle kurduğu ilişkide de ortaya çıkar. Bazı insanlar başkalarına karşı son derece anlayışlıyken kendilerine karşı acımasızdır. Hata yapmayı bir öğrenme fırsatı değil, değersizlik kanıtı olarak görürler. Yardım istemeyi zayıflık, dinlenmeyi tembellik, sınır koymayı bencillik olarak yorumlayabilirler. Çünkü geçmişte geliştirdikleri inançlar, bugünkü benlik değerlendirmelerinin temelini oluşturmuş olabilir. İnsan bazen kendisine yönelttiği eleştirinin bile nereden geldiğini fark etmeden yaşamını sürdürür. Peki, geçmişin etkisinden kurtulmak mümkün müdür? Psikolojik iyileşme, yaşananları unutmak veya hiç yaşanmamış gibi davranmak değildir. Asıl mesele, geçmişteki deneyimin bugünkü yaşam üzerindeki belirleyiciliğini azaltabilmektir. Bunun için kişinin duygularını tanıması, otomatik tepkilerini fark etmesi, güvenli ilişkiler geliştirmesi ve gerektiğinde bilimsel temelli psikoterapi yaklaşımlarından yararlanması önem taşır. İyileşme doğrusal ilerleyen, her gün daha iyi hissettiren bir süreç olmak zorunda değildir. Bazen bir adım ileri, iki adım geri gidildiği hissedilebilir. Bu durum, kişinin başarısız olduğu anlamına gelmez. Belki de travmaya ilişkin en önemli farkındalık şudur: İnsan her zaman yaşadığı olayın kendisini değil, o olaydan sonra geliştirmek zorunda kaldığı savunmaları da taşır. Bir zamanlar korunmak için ördüğü duvarlar, bugün yakınlık kurmasının önünde engel olabilir. Bir zamanlar hayatta kalmasına yardımcı olan suskunluğu, bugün kendisini ifade etmesini zorlaştırabilir. Çünkü bazı yaşantılar geçmişte kalır; fakat onlardan öğrendiğimiz korkular, bazen geleceğimizi yönetmeye devam eder. İnsanı anlamak, yalnızca ne yaptığına bakmakla değil, o davranışın hangi duygusal deneyimden beslendiğini araştırmakla mümkündür. Belki de gerçek iyileşme, geçmişi değiştirebilmek değil; geçmişin bugünü yönetmesine artık izin vermeyecek bir içsel güven geliştirebilmektir. Aşk ile..

Alev Yıldız Alev Yıldız
Alev Yıldız, eğitimci ve psikoloji bilim uzmanı olarak ,akademik anlamda geniş bir deneyime sahiptir.Lisansını Türk Dili ve Edebiyatı ve Sosyoloji alanında,Yüksek Lisansı Psikoloji alanında tamamlayan Yıldız, özellikle Aile Danışmanlığı, Çift Danışmanlığı, Ergen Danışmanlığı, Travma Terapi alanlarında uzmanlaşmıştır. Bireylerin ruh sağlığını desteklemek amacıyla, ulusal platformlarda düzenli olarak yayımlanan yazı ve videolarla nitelikli içerikler üretmeye devam etmektedir.

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!