Psikolog BulŞehrinde bir uzman

ÖVGÜ ZEHİRLENMESİ: BAŞARIYI DEĞİL, ÇABAYI ÖVMEK

4 dk.okuma süresi
ÖVGÜ ZEHİRLENMESİ: BAŞARIYI DEĞİL, ÇABAYI ÖVMEK

Çocuk parkında, aile yemeklerinde ya da okul çıkışlarında sıkça duyduğumuz o klasik sahnelerden biridir: Çocuk eline aldığı boyama kağıdını gururla gösterir ve etraftakiler hemen başlar: "Aman Allah'ım, sen doğuştan bir dâhisin!", "Dünyanın en akıllı çocuğu bizimki!", "Nasıl bu kadar harika bir resmi tek başına çizebildin?" İyi niyetle söylenen bu coşkulu övgüler, o an çocuğun yüzünü güldürür gibi görünür. Hatta çocuk bu ilgi karşısında mutlu olur, gururlanır. Ancak psikolojik altyapısına ve uzun vadeli etkilerine baktığımızda durum pek de masum değildir.

Bugün psikolojide "övgü zehirlenmesi" ya da sabit zihniyet tuzağı olarak adlandırılan bu yaklaşım, çocukların ileride hayatın içindeki zorluklarla karşılaştıklarında neden bu kadar çabuk havlu attığını çok net bir şekilde açıklıyor.

Meseleyi günlük hayattan somut bir örnekle ele alalım. Okulda matematik dersinden hep yüksek notlar alan ve ailesi, akrabaları tarafından sürekli "Sen zaten çok zekisin, ne versek hemen yaparsın" diye övülen bir çocuk düşünün. Bu çocuk için her şey yolunda giderken, ortaokul veya lise dönemine geldiğinde daha önce hiç görmediği, gerçekten zorlayıcı bir soru tipiyle karşılaşır. İşte o an çocuğun zihninde tehlikeli bir şimşek çakar: "Eğer ben gerçekten çok zekiysem, bu soruyu ilk bakışta çözmem gerekirdi. Çözemediğime göre, demek ki o kadar da akıllı değilim."

İşte asıl tehlike tam bu noktada başlar. Çocuğun kimliği, doğuştan sahip olduğu varsayılan ve değiştirilemez bir "zekâ" etiketi üzerine kurulduğu için, en ufak bir zorluk veya başarısızlık hissi bütün benliğini sarsar. Çocuk, etrafındaki insanların gözünde "akıllı" unvanını kaybetme korkusuyla bir daha o zor soruya yaklaşmak istemez. Yeni şeyleri denemekten kaçınır, hata yapma riskini göze alamaz ve tamamen kendi güvenli alanına çekilir. Çünkü onun için hata yapmak, zeki olmadığını kanıtlayan korkunç bir kanıttır.

Oysa sorun çocukta değil, ona sunulan övgünün türündedir ve yanlış adresedir.

Yapılan psikolojik araştırmalar, çocukları övme biçimimizin onların gelecekteki motivasyonunu, problem çözme becerisini ve özgüvenini doğrudan etkilediğini gösteriyor. Övgüyü doğrudan çocuğun kişiliğine ("Çok akıllısın", "Çok yeteneklisin") ya da değiştiremeyeceği fiziksel veya zihinsel özelliklerine yönelttiğimizde, çocuk sabit bir zihniyete hapsolur. Kendini hep o yüksek standartta tutmak zorunda hisseder ve en ufak bir düşüşte hayal kırıklığı yaşar.

Peki, doğru olan yaklaşım nedir? Çözüm elbette çocukları hiç övmemek, başarılarını görmezden gelmek değildir. Aksine, övgünün yönünü değiştirmektir.

Kişiliği veya doğuştan getirildiği varsayılan yeteneği değil; gösterilen çabayı, süreci, odaklanmayı ve harcanan mesaiyi övmek gerekir. Örneğin, güzel bir resim çizen çocuğa "Sen doğuştan ressam mısın?" demek yerine, "Bu resmi çizerken kullandığın renkler çok canlı olmuş, detaylar için uzun süre uğraşmışsın, oldukça emek vermişsin" demek bambaşka bir psikolojik altyapı yaratır. Ya da zor bir ödevi bitiren çocuğa "Ne kadar zekisin" demek yerine, "Bu soru ilk başta seni epey zorladı ama hemen bırakmadın, farklı yollar denedin ve sonunda çözümü buldun, tebrik ederim" vurgusu yapmak gerekir. Bu tür bir dil, çocukta süreç odaklı bir bakış açısı geliştirir. Çocuk anlar ki başarı, hazine gibi içten gelen sihirli ve sabit bir özellik değildir; çalışmak, denemek, hata yapmak, o hatadan ders çıkarmak ve tekrar denemekle ilgili bir yoldur. Bu sayede hata yapmak bir felaket olmaktan çıkar, öğrenmenin en doğal, en gerekli parçası haline gelir.

Günlük hayatta bu dengeyi kurmak aslında o kadar da zor değildir. Çocuklarınızın her küçük adımını devasa sıfatlarla şişirmek, onları dış dünyanın sert gerçekleri karşısında korumaz. Aksine onları dış eleştirilere karşı savunmasız bırakır. Onlara sürekli ne kadar kusursuz olduklarını söylemek yerine, gösterdikleri gayreti fark etmek ve bunu samimi bir dille dile getirmek onlara verebileceğimiz en büyük destektir. Çünkü hayat bir yetenek yarışması değildir. Uzun soluklu bir deneme yanılma ve büyüme yolculuğudur.

Sonuç olarak, ebeveynler ve eğitimciler olarak asıl amacımız çocuklara kusursuz bir başarı haritası çizmek değil, karşılarına çıkacak her türlü engelle baş edebilecek duygusal dayanıklılığı kazandırmaktır. Bir çocuğa sürekli ne kadar mükemmel olduğunu söylemek, ona farkında olmadan taşıması imkansız bir yük yükler. Oysa gösterdiği emeği, pes etmeyişini takdir ettiğimizde, ona ömür boyu kullanacağı bir özgüven sermayesi sunmuş oluruz. Çocuklar ancak hata yapmanın dünyanın sonu olmadığını anladıklarında gerçek potansiyellerini ortaya koyabilirler. Onların yolculuğunda birer hakem gibi sadece skoru veya sonucu alkışlamak yerine, sahadaki mücadelelerine ortak olmak gerekir. Başarıyı değil çabayı görünür kıldığımızda, kendi ayakları üzerinde durabilen, denemekten korkmayan ve düştüğünde yeniden kalkmasını bilen güçlü bireyler yetiştirebiliriz. Unutmayalım ki geleceği biçimlendiren şey doğuştan gelen etiketler değil, emekle işlenen süreçlerdir.

Ece Pelin Güler Ece Pelin Güler
Ece Pelin Güler, Başkent Üniversitesi Psikoloji bölümünden onur belgesiyle mezun olmuştur. Ruh sağlığı hakkında bilgi edinmek amacıyla yaptığı stajların ardından klinik psikoloji alanına yönelmiştir. Bu doğrultuda Nöropsikolojik Testler (NPT) eğitimimi tamamlamış ve güncel olarak Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) eğitimi almaktadır. Psikoloji alanını mesleki sınırların ötesinde psikolojik okuryazarlığı artırma aracı olarak gören Ece Pelin; sade, anlaşılır ve farkındalık yaratan bir dil kullanmayı hedefler. Klinik psikoloji birikimini herkesin anlayabileceği bir dille sunmayı amaçlayan Ece Pelin; bilimsel bilgiyi gündelik yaşama rehberlik edecek şekilde aktarmaya odaklanır.
Psikolog Rehberi Psikolog · Online

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!