İyi Giden Bir Şey Varsa Neden Bozulmasını Bekliyoruz?
Hayatımızda her şeyin yolunda gittiği dönemler vardır. Beklediğimiz bir haber gelir, uzun zamandır istediğimiz bir şey gerçekleşir, sevdiğimiz insanla güzel bir gün geçiririz ya da yalnızca uzun zamandır hissetmediğimiz kadar huzurlu hissederiz. Tam da o an, zihnimizin bir köşesinden tanıdık bir düşünce geçebilir: “Bu kadar güzel gidiyorsa kesin bir şey olacak.” Bazen güzel bir anın ortasında bile yaklaşan bir aksilik ihtimalini düşünür, henüz yaşanmamış bir kaybın üzüntüsünü bugünden hissetmeye başlarız. Peki neden bazı insanlar mutluluğun içinde bile kendilerini güvende hissedemez?
Mutluluk çoğu zaman ulaşılması gereken bir hedef olarak görülür. Daha iyi bir iş, daha sağlıklı ilişkiler, daha güvenli bir gelecek ya da uzun zamandır beklenen bir başarı… Bunların gerçekleşmesiyle birlikte huzura kavuşacağımızı düşünürüz. Ancak bazen beklediğimiz şey gerçekleştiğinde bile zihnimiz rahatlamaz. Bu kez sahip olduğumuz şeyi kaybetme ihtimaliyle meşgul olmaya başlarız. Güzel bir ilişkinin bitebileceğini, işler yolundayken beklenmedik bir sorun çıkabileceğini, kendimizi iyi hissettiğimiz bir dönemin ardından kötü günlerin gelebileceğini düşünürüz. Böylece henüz yaşanmamış ihtimaller, yaşadığımız anın önüne geçer.
Psikolojide bu deneyimin bir boyutu mutluluk korkusu (fear of happiness) kavramıyla ele alınır. Mutluluk korkusu, kişinin olumlu duygulara yaklaşırken huzursuzluk, kaygı veya suçluluk hissetmesi; mutluluğun ardından olumsuz bir şey yaşanacağına dair inançlar geliştirmesiyle ilişkilidir. Örneğin “Çok mutlu olursam mutlaka kötü bir şey olur” ya da “Bu kadar sevinmemeliyim, sonra üzülürüm” düşünceleri bu deneyimin yansımaları olabilir. Joshanloo'nun (2024) mutluluk korkusu üzerine yaptığı kapsamlı derleme, bu düşünce biçiminin psikolojik iyi oluş, kaygı, depresif belirtiler ve yaşam doyumuyla ilişkisini ele alıyor. Bununla birlikte mutluluk korkusu tek başına bir ruhsal bozukluk ya da herkes için aynı şekilde işleyen bir mekanizma değildir; kişinin inançları, yaşam deneyimleri ve içinde bulunduğu kültürel bağlamla birlikte değerlendirilmelidir.
Peki mutluluk neden tehdit edici bir duyguya dönüşebilir?
Bunun olası açıklamalarından biri, geçmişte yaşanan deneyimlerin bugünkü duygusal beklentilerimizi etkilemesidir. Kişi, kendisini çok iyi hissettiği bir dönemin ardından beklenmedik bir kayıp yaşamış olabilir. Güvendiği bir ilişki aniden sona ermiş, hayatında her şey yolundayken zorlayıcı bir olayla karşılaşmış ya da mutluluğunu paylaştığında hayal kırıklığı yaşamış olabilir. Zaman içinde zihin, olumlu duygularla olumsuz sonuçlar arasında bir bağlantı kurabilir. Böylece mutluluk, yalnızca keyif veren bir deneyim olmaktan çıkar; aynı zamanda kaybedilme ihtimalini hatırlatan bir duruma dönüşür. Elbette geçmişte yaşanan her olumsuz deneyim mutluluk korkusuna yol açmaz. Ancak bazı kişiler için geçmişteki hayal kırıklıkları, gelecekteki güzel anlara temkinli yaklaşmanın zeminini oluşturabilir.
Bir başka önemli nokta ise zihnin belirsizlikle kurduğu ilişkidir. İnsan zihni, gelecekte karşılaşabileceği tehlikeleri önceden tahmin ederek kendini korumaya çalışır. Bu nedenle henüz gerçekleşmemiş olumsuz ihtimalleri düşünmek, kimi zaman hazırlıklı olmanın bir yolu gibi hissedilebilir. “En kötüsünü düşünürsem hazırlıksız yakalanmam” inancı kişiye geçici bir kontrol duygusu verebilir. Ancak bu düşünce biçimi zamanla kişinin sürekli tetikte kalmasına neden olabilir. Belirsizliğe tahammül etmekte zorlanan bireylerin olumlu duygularını da daha kolay baskılayabildiğini gösteren araştırmalar bulunmaktadır (Bogaert vd., 2023). Başka bir ifadeyle kişi, kötü bir şey yaşanmadan önce üzülerek kendisini olası bir hayal kırıklığına hazırladığını düşünebilir. Oysa bugünden kaygılanmak, gelecekteki bir acıyı ortadan kaldırmaz; yalnızca bugünün huzurunu azaltabilir.
Bazen de mutluluğun kendisine değil, onu kaybetme ihtimaline odaklanırız. Güzel bir ilişkinin içindeyken ayrılık ihtimalini düşünmek, elde ettiğimiz başarıyı kutlamak yerine bir sonraki başarısızlığa hazırlanmak ya da huzurlu bir gün geçirirken ertesi gün yaşanabilecek sorunları zihnimizde canlandırmak… Bu durum, olumlu duyguların tadını çıkarmamızı zorlaştırır. Bogaert ve arkadaşlarının (2023) olumlu duygulardan kaçınma üzerine çalışması, bazı kişilerin mutluluğu yaşarken bile onu azaltan düşünceler geliştirebildiğine dikkat çekmektedir. Örneğin “Bu çok güzel ama uzun sürmez” ya da “Şimdi sevinmeyeyim, sonra üzülürüm” gibi düşünceler, olumlu deneyimin etkisini daha yaşanırken zayıflatabilir.
Burada önemli olan, gelecekte kötü bir şey yaşanmayacağına kendimizi ikna etmek değildir. Çünkü hayatın belirsizliğini ortadan kaldırmak mümkün değildir. Her güzel ilişkinin sonsuza kadar süreceğinin, her başarının devam edeceğinin ya da yarının bugünden daha iyi olacağının garantisi yoktur. Fakat bu belirsizlik, bugünkü mutluluğumuzu ertelememiz gerektiği anlamına da gelmez. Mutlu olmak, gelecekte hiçbir sorunla karşılaşmayacağımıza dair bir sözleşme değildir. Güzel bir anın değerini bilmek için onun sonsuza kadar süreceğini bilmemiz gerekmez.
Bu noktada kendimize birkaç soru sormak, mutlulukla kurduğumuz ilişkiyi anlamamıza yardımcı olabilir: Güzel bir şey yaşadığımda ilk düşüncem ne oluyor? Mutlu olduğum anlarda kendimi rahat bırakabiliyor muyum, yoksa hemen ardından olabilecek kötü şeyleri mi düşünüyorum? Bir şeyi kaybetmekten korktuğum için onu yaşarken bile kendimi geri mi çekiyorum? Bu soruların cevapları, zihnimizin hangi düşüncelerle bizi korumaya çalıştığını fark etmemizi sağlayabilir.
Olumlu duygulara alan açmak da bu sürecin önemli bir parçasıdır. Güzel bir haber aldığımızda hemen sıradaki soruna geçmek yerine o anın bizde yarattığı duyguyu fark etmek; sevdiğimiz biriyle geçirdiğimiz zamanın tadını çıkarırken ilişkinin geleceğini sürekli sorgulamamak; kendimizi iyi hissettiğimizde bu duyguyu küçümsememek… Bunlar küçük görünse de olumlu deneyimlerle daha güvenli bir ilişki kurmamıza yardımcı olabilir. Mutluluğu fark etmek, onun sonsuza kadar sürmesini beklemek değil, var olduğu anda ona yer açabilmektir.
Belki de kendimize sormamız gereken asıl soru şudur: “Kötü bir şey yaşanmasın diye bugünkü güzel şeyleri yaşamaktan vaz mı geçiyorum?”
Çünkü hayat yalnızca önlem almaktan, ihtimalleri hesaplamaktan ve olası kayıplara hazırlanmaktan ibaret değil. Bazen her şeyin yolunda olduğu bir anın içinde kalabilmek, geleceği düşünmeden bir kahkahayı tamamlayabilmek ve güzel bir şey olduğunda onu bozacak bir neden aramamak da kendimize gösterebileceğimiz bir özen biçimidir.
Mutlu olmak, hayatın bize bir daha hiç zorluk çıkarmayacağından emin olmak değildir. Belki de mutluluk, her şeyin her zaman yolunda gitmeyeceğini bilsek bile iyi olanı yaşarken kendimizi geri çekmemeyi öğrenmektir.
Kaynakça
- Bogaert, L., Dunn, B. D., Walentynowicz, M., & Raes, F. (2023). 'It just doesn't feel right' and other reasons why some people fear and avoid positive emotions. Acta Psychologica, 235, 103901. https://doi.org/10.1016/j.actpsy.2023.103901
- Joshanloo, M. (2024). What have we learned about fear of happiness? A review of a decade of empirical research. Current Psychology, 43, 33420–33434. https://doi.org/10.1007/s12144-024-06874-w
- Blasco-Belled, A., Rogoza, R., Alsinet, C., & Torrelles-Nadal, C. (2021). Fear of happiness through the prism of the dual continua model of mental health. Journal of Clinical Psychology, 77(10), 2245–2261. https://doi.org/10.1002/jclp.23165



