Psikolog BulŞehrinde bir uzman

İnsan Neden Kendine Yalan Söyler ?

5 dk.okuma süresi
İnsan Neden Kendine Yalan Söyler ?

Gerçekle Yüzleşmekten Kaçınan Zihnin Sessiz Savunması

İnsan, başkalarının kendisine söylediği yalanları fark etmeye çalışırken kendi zihninin ürettiği yanılsamaları ne kadar sorgular?

Belki de hayatımız boyunca en çok inandığımız yalanlar, başkalarından duyduklarımız değil, kendimize anlattıklarımızdır.

“Ben böyle bir insan değilim.” “İstediğim zaman vazgeçebilirim.” “Aslında o kadar da kötü değil.”

“Benim bir problemim yok.”

Bu cümleler bazen gerçeğin ifadesi, bazen de yüzleşmek istemediğimiz gerçeklerin üzerini örten psikolojik savunmalardır.

İnsan zihni yalnızca gerçekleri anlamaya değil, aynı zamanda benlik bütünlüğünü korumaya da yönelir. Çünkü bazı gerçeklerle yüzleşmek, yalnızca bir durumu kabul etmek değil; kendimiz hakkında oluşturduğumuz inançları da yeniden değerlendirmek anlamına gelir. Kişinin kendisine ilişkin geliştirdiği olumlu algı, kimi zaman rahatsız edici gerçeklerle karşılaştığında tehdit altında hissedilebilir. Böyle durumlarda birey, yaşadığı çelişkiyi çözmek yerine onu daha katlanılabilir hâle getirecek açıklamalara yönelebilir.

Zihin Neden Gerçeği Değiştirmek İster?

Leon Festinger'in bilişsel çelişki kuramına göre birey, inançlarıyla davranışları arasında tutarsızlık yaşadığında psikolojik bir rahatsızlık hissedebilir. Bu rahatsızlığı azaltmak için davranışlarını değiştirebileceği gibi düşüncelerini yeniden yorumlamayı da tercih edebilir.

Örneğin, kendisine zarar verdiğini bildiği bir alışkanlığı sürdüren birey, davranışını değiştirmek yerine onun zararlarını küçümseyebilir. Böylece gerçek değişmese de gerçeğe yüklediği anlam değişir.

Psikolojide inkâr ve rasyonalizasyon gibi savunma mekanizmaları da kişinin kaygı uyandıran yaşantılar karşısında kendisini koruma çabasıyla ilişkilendirilir. Ancak bu süreçlerin her biri bilinçli bir yalan söyleme davranışı değildir. Bazen kişi, kendi oluşturduğu açıklamaya gerçekten inanır.

Üstelik insan zihni, mevcut inançlarını destekleyen bilgileri fark etmeye ve onlarla çelişen bilgileri daha eleştirel değerlendirmeye eğilimli olabilir. Doğrulama yanlılığı olarak bilinen bu eğilim, bireyin kendi düşüncelerini sürekli haklı bulmasına ve alternatif açıklamaları göz ardı etmesine yol açabilir. Böylece kişi, farkında olmadan kendi gerçekliğini destekleyen seçici bir bakış açısı geliştirebilir.

Peki, Gerçekle Yüzleşmek Neden Bu Kadar Zordur?

Çünkü insan bazen gerçeğin kendisinden değil, o gerçeğin değiştireceklerinden korkar.

Bir ilişkinin artık iyi gelmediğini kabul etmek, yıllardır savunulan bir düşüncenin yanlışlığını görmek ya da kendi davranışlarının sorumluluğunu üstlenmek kolay değildir.

Bu tür yüzleşmeler, alışılmış güvenlik duygusunu sarsabilir. Bu nedenle zihin, kısa vadede rahatlama sağlayan açıklamalara yönelebilir. Fakat insanın kendisini korumak için geliştirdiği bu açıklamalar, zamanla değişimin önündeki görünmez engellere dönüşebilir.

Özellikle suçluluk, utanç, başarısızlık ve reddedilme korkusu gibi duygular, bireyin kendisine ilişkin gerçekleri kabul etmesini güçleştirebilir. Çünkü bazı gerçekleri kabul etmek, yalnızca geçmişte verilen kararları sorgulamak değil, gelecekte farklı davranma sorumluluğunu da beraberinde getirir. Bu noktada kendini aldatma, bireye geçici bir psikolojik rahatlık sunarken sorunların sürmesine de zemin hazırlayabilir.

Belki de kendimize söylediğimiz yalanların en tehlikeli yanı, zamanla onları yalan olarak görmemeye başlamamızdır.

Kendini aldatma, her zaman büyük gerçeklerin inkâr edilmesiyle başlamaz. Bazen görmezden gelinen küçük bir rahatsızlık, bazen ertelenen bir karar, bazen de kişinin kendisine tekrar tekrar sunduğu masum bir gerekçeyle ortaya çıkar. Zamanla bu açıklamalar, bireyin yalnızca yaşadıklarını değil, kendisini ve çevresini değerlendirme biçimini de etkileyebilir. İnsan, kendi oluşturduğu anlatıya alıştıkça onun dışındaki olasılıkları sorgulamakta zorlanabilir. Böylece başlangıçta geçici bir rahatlama sağlayan düşünceler, zaman içerisinde değişimi geciktiren kalıcı düşünce örüntülerine dönüşebilir. Çünkü insan bazen gerçeği bilmediği için değil, bildiği gerçeğin gerektirdiği değişime henüz hazır olmadığı için kendisinden uzaklaşır.

İnsan Kendisine Ne Kadar Dürüst Olabilir?

Kendine dürüstlük, bireyin yalnızca görmek istediği yönleriyle değil, kabul etmekte zorlandığı taraflarıyla da karşılaşabilmesini gerektirir. İnsan çoğu zaman kendi davranışlarını değerlendirirken niyetlerini ön plana çıkarır; ancak bu davranışların kendisi ve başkaları üzerindeki etkilerini aynı açıklıkla göremeyebilir. Oysa psikolojik farkındalık, yalnızca ne hissettiğimizi veya ne düşündüğümüzü bilmekten ibaret değildir. Bu düşünce ve duyguların davranışlarımızı nasıl şekillendirdiğini, hangi durumlarda kendimizi haklı çıkarmaya çalıştığımızı ve hangi gerçeklerden uzaklaşmayı tercih ettiğimizi de fark edebilmek gerekir.

Bu noktada bireyin kendisine yönelttiği sorular önem kazanır. “Neden hep aynı durumlarla karşılaşıyorum?”, “Gerçekten değiştiremiyor muyum, yoksa değişimin getireceği belirsizlikten mi kaçınıyorum?” gibi sorular, kişinin alışılmış düşünce kalıplarını yeniden değerlendirmesine yardımcı olabilir. Elbette her kaçınma davranışı kendini aldatma anlamına gelmez; ancak sürekli tekrar eden gerekçelerin ardındaki duygusal ihtiyaçları anlamak, daha gerçekçi bir öz değerlendirme için önemli bir başlangıç olabilir.

Çünkü insanın kendisiyle kurduğu en sağlıklı ilişki, her zaman haklı olduğu bir hikâyeye inanmasıyla değil, gerektiğinde o hikâyeyi değiştirebilecek cesareti gösterebilmesiyle gelişir. Gerçeklerle yüzleşmek her zaman kolay olmayabilir; ancak insanın kendi yaşamında daha bilinçli seçimler yapabilmesi, kimi zaman en çok kaçındığı soruları kendisine yöneltebilmesiyle başlar.

Ve belki de insanın kendisine sorabileceği en önemli soru şudur:

“Gerçekten buna inandığım için mi böyle düşünüyorum, yoksa başka türlü düşünmek benim için fazla zor olduğu için mi böyle düşünmeyi tercih ediyorum?”

İpek Su Göktaş İpek Su Göktaş
İpek Su Göktaş, Psikoloji (İngilizce) lisans eğitimini başarıyla tamamlamıştır. Psikolog olarak Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ekolüyle çalışmaktadır. Aynı anda iki yüksek lisans programına kabul edilmiştir. Klinik Psikoloji yüksek lisans programını tamamlamıştır. Bağımlılık ve Adli Bilimler alanında tezli yüksek lisans eğitimine devam etmektedir. Akademik çalışmalarını sürdürürken Psychology Times Türkiye’de yazarlığa başlamıştır. Mesleki ve akademik hedefleri doğrultusunda uzmanlaşmayı sürdüren Göktaş, çalıştığı alanın değerine inanmakta; insana ve mesleğine duyduğu saygı doğrultusunda yazılarında psikolojiyi anlaşılır ve ulaşılabilir kılmayı amaçlamaktadır.
Psikolog Rehberi Uzman Klinik Psikolog · Selçuklu, Konya · Yüz yüze

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!