Psikolog BulŞehrinde bir uzman

Kendimiz Olmak Neden Bazen Bu Kadar Yorucu?

Zeynep Şen Yazar: Zeynep Şen
5 dk.okuma süresi
Kendimiz Olmak Neden Bazen Bu Kadar Yorucu?

Kendimiz olmak için verdiğimiz çaba, ortaya çıkan sonuç diğer insanlar tarafından kabul görmediğinde; gösterdiğimiz emek devam edebiliyor mu yoksa oluşturduğumuz sınırlar ve benlik yerini sosyal hayatımızda onay alma, kabul görme ihtiyacını karşılamaya yönelik davranış değişikliğine mi bırakıyor?

Bazen ekonomik açıdan güvencemiz olması için anne, baba, yakın çevre tarafından atanması veya iş bulması kolay olan mesleklere yönlendiriliriz. Farklı mesleklerdeki belirli bir cinsiyetin genellikle tercih ettiği mesleklere itilir veya farkında olmadan yakınlık hisseder, çekiliriz. Kadın veya erkek prototipine uygun davranışları sahipleniriz ve aksi olabilecek, yargılanabilecek davranışlarımızı, parçalarımızı bastırabiliriz. Günün sonunda o parçamızı hiç olmamış varsayarak hayata devam ederiz. Bebekliğinde ve ilk çocukluk döneminde cinsiyete bağlı birçok deyim ve atasözlerine maruz kalan bir kişiyi düşündüğümüzde; tek amacı hayatta kalma, güvenli bağ kurma ve bunun için de sevilme, kabul görme ihtiyacını karşılamak için ona söylenilen sözleri, sığması gereken bir kalıp olarak benimsemeye başlayabiliyor. Peki olması gerekenleri kim/kimler belirliyor?

Bebeklik, erken ve ikinci çocukluk dönemleri tamamlandıktan sonra birey henüz yok olma noktasına gelmemiş kendi olma isteğine uygun davranış, yeni keşfettiği yönlerini veya değişmeye başlayan isteklerini sergilemeye başladığında ergenlik çatışmaları yoğun olarak görülmeye doğru gidebiliyor. Çünkü bireyin kendi istekleri ile toplumdaki normların arasında beklenti ve değer çatışması başlayabiliyor. Toplumdaki normların sürdürülmesini sağlayan yapı da genellikle aile, ebeveynleri bakım verenler olabiliyor. Toplumun normlarına uyum sağlaması için kullanılan yöntem ''koşullu sevgi'' olabiliyor. Ergen birey kendi kimliğini, sınırlarını keşfetmeye çalışırken aynı zamanda sevilme ihtiyacının giderilmemesi riskiyle de karşı karşıya kalabiliyor. Kendi sınırlarına müdahale etmeye çalışan bakım verenle ve sürekli sözlü, sözsüz iletişimle verilen: ''Böyle yaparsan kabul görmezsin, seni sevmem.'' mesajı karşısında daha güçlü bir kendi olma savaşına girebilmektedir. Bireyin mizacı, hayata bakış açısı, ailesiyle kurduğu bağ, akranlarından gördüğü destek, sosyal çevre vb. etkenlerle sürecin yoğunluğu, şiddeti, süresi değişebiliyor. Kazanan kim oluyor?

Sürecin kendisi duygusal olarak hem ebeveyn hem de çocuk için yıpratıcı olabiliyor. Bir kazanan olduğunu söylemek güçtür. Daha az duygusal yıpranmayla çatışmadan çıkmış olmaları iki taraf için de istenilen bir durumdur. Ancak daha az hasar alınması için kullanılan yöntemin niteliği de önemlidir. Ebeveyn, ergenin tüm isteklerine uyum sağlayarak veya ergen birey, ebeveynlerinin tüm isteklerine uygun davranarak sona eren bir süreç; sağlıklı ilişkilerin kurulamadığı, bir tarafın kendini ifade etmekte güçlük yaşadığını gösteriyor olabilir. Kendi olmasına izin verme süreci için bahsedilen durum çocuğa hiçbir sınır koymamak değildir. Kendisine, başkalarına veya herhangi bir şeye zarar veremeyeceği yaklaşımını gelişim süreçlerinde öğrenmelidir. İki tarafın da uzlaştığı, özellikle ergenin sınırlarını tanıyarak potansiyelini ortaya çıkarabildiği süreçten bahsedilmektedir.

Birey için yorucu olan kısımları sadece ebeveynin tutumu değildir. Sosyal varlık olarak iletişime geçtiği her kişi, ondan belirli tipte davranışları bekleyebilmektedir (Genelde farkında olmasak da insanların doğduğu şehir veya ülke, dini inançları, cinsiyetleri, meslekleri, medeni haline dair kalıplaşmış düşüncelerimiz olabiliyor.). Ailesi ile görece daha az çatışma yaşayan, sağlıklı sınırlar ve iletişim kuran biri olsa da diğer insanların ön yargılarından ötürü kendi olmak ve bunu sürdürebilmek cesaretli aynı zamanda yorucu bir karar olabilmektedir. Bazı durumlarda kararı uygulayabilmek de güçtür. Hatta bazen işe alım aşamalarında bireyler, koşul ve şartları karşılıyor olsa da belirlenen kalıplara uyum sağlamadığı için işe alımı gerçekleşmeyebiliyor. Ekonomik açıdan hayatını sürdürme mecburiyetinde olan birey kendi benliğini bastırabiliyor veya saklayabiliyor. Benzer durum bir çocuğun yaşamında, arkadaşlarının kendisini oynadıkları oyuna dahil etmeleri için de gerçekleşebiliyor. Hangi gelişim sürecinde olursa olsun bireyin hayatını sürdürebilmesinin doğal sonucu olarak kurduğu bağlarda kendi olmak ile belirlenen kalıba sığmak arasındaki ikilem devam edebiliyor.

Zorlayıcı olan diğer bir etken bireyin kendi içsel çatışmaları olabilir. Onay alma, kabul görme, sevilme ihtiyacının giderilmesi ve buna bağlı olarak gelen daha az çatışmalı bir ortam ile kendi olabilme isteği arasındaki ikilem belki de birey için en yorucu çatışmadır. Bu çatışma, değişen yaşam koşulları ile tekrardan farklı şekillerde ortaya çıkabilmektedir. Her seferinde yeni bir seçim yapmak durumundaki birey için çatışmanın tekrar etmesi olasıdır. Ancak süreç yorucu olsa da her birimizin sahip olduğu farklı beceri, özellik, yönelim, düşünce, doğru ve yanlışların çeşitliliği çoğu zaman hayatı yaşanabilir kılan güzelliklerdir. Birey kendisine karşı esnek olabildiği, kendi doğrularının da zaman içerisinde değişebileceğini fark ettiği, onaylanma ihtiyacını kendi karşılamaya başladığında sürecin yorucu etkileri hafifleyebilir.

Onayı dışarıda aramayı bıraktığımızda, kendimiz olmayı sürdürmek mümkün olabilir. Büyük çatışmaların sonunda oluşturabildiğimiz kimlik, toplumun, kültürün yazılı olmayan kurallarına, toplumsal rollerin gerekliliklerine ters düşse bile içsel olarak koruyabildiğimiz kendimizi onaylama süreci, yeni bir benlik inşasının başlangıcı olabilir. Belki de kendimiz olmayı bu kadar yorucu kılan, yalnızca başkalarının beklentileriyle karşılaşmak değil, bu beklentiler arasında kendi sesimizi duyabilmek ve onu koruyabilmek için gösterdiğimiz çabadır. Çünkü kendimiz olmak, toplumdan bağımsız yaşamak değil; toplumun içinde var olurken kendimize yabancılaşmamayı sürdürebilmektir.

Zeynep Şen Zeynep Şen
2023 yılında Artuklu Üniversitesi Psikoloji Bölümünden mezun olmuştur. Lisans eğitimi süresince Ekrem Tok Ruh Sağlığı Hastanesi, Balcalı Hastanesi ve özel bir rehabilitasyon merkezinde gönüllü stajyerlik yaparak bireylerin farklı gelişim dönemleri ve krizlerine yönelik gözlem yapma ve aktif rol alma fırsatı bulmuştur. Sivil toplum kuruluşlarındaki gönüllü çalışmalarıyla toplumsal fayda sağlamaya devam etmiştir. Mezun olduktan sonra Aile Danışmanlığı, Bilişsel Terapi ve Travma Bilgeliği eğitimlerini tamamlamıştır.
Psikolog Rehberi Psikolog · Online

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!