Psikolog BulŞehrinde bir uzman

Ghosting’in Sessiz Akrabası: Fizzling

8 dk.okuma süresi
Ghosting’in Sessiz Akrabası: Fizzling

Ghosting’in Sessiz Akrabası: Fizzling

Bir ilişkinin ne zaman bittiğini anlayamamak: Yavaşça uzaklaşmanın psikolojisi ve geride bıraktığı duygusal belirsizlik

Seanslarda sık duyduğum bir cümle var: “Ne zaman bittiğini bilmiyorum.” Bu cümleyi kuran kişi çoğu zaman terk edilmiş değildir. Kimse ona ayrılalım dememiştir, kimse bir gün aniden ortadan kaybolmamıştır. Yine de bir zamanlar her gün konuştuğu biriyle artık konuşmuyordur ve bunun hangi gün olduğunu hatırlayamaz.

Son dönemde sosyal medyada fizzling adıyla konuşulan bu uzaklaşma biçimi, tam da böyle bir deneyimi tarif ediyor. İletişimin yavaş yavaş azalması, yakınlığın giderek kaybolması ve ilişkinin açık bir konuşma olmadan sona ermesi… Bu yazıda fizzling’in ne olduğunu, ghosting’den nasıl ayrıldığını, insanların neden bu yolu seçtiğini ve geride kalan kişide nasıl bir psikolojik iz bıraktığını ele alacağım.

Fizzling Nedir, Ghosting’den Farkı Ne?

Fizzling, kelime anlamıyla sönüp gitmek demektir. İlişkilerde ya da yeni başlayan bir tanışmada kişinin iletişimi aşamalı olarak azaltarak uzaklaşmasını anlatmak için kullanılan popüler bir kavramdır. Akademik bir tanı ya da yerleşik bir klinik terim değildir; daha çok günümüzde ilişkilerde karşılaşılan bir davranış biçimini tanımlar.

Bu süreçte cevaplar önce kısalır, sonra gecikir. Sesli mesajlar, uzun yazışmalar ve gün içinde paylaşılan küçük şeyler azalır. Planlar tamamen iptal edilmez ama sürekli ertelenir. “Bir ara görüşürüz”, “Bu hafta yoğun geçiyor” gibi cümleler giderek daha sık duyulmaya başlanır. Bir noktada iletişim neredeyse tamamen durur ve kimse ilişkinin bittiğini açıkça söylemez.

Ghosting’de ise kopuş genellikle anidir. Dün her şey normalken bugün mesajlar cevapsız kalır, aramalar açılmaz ve kişi hiçbir açıklama yapılmadan ortadan kaybolur. Ghosting’in yarattığı şok daha belirgin olabilir; ancak en azından iletişimin kesildiği açıktır. Fizzling’de ise şokun yerini uzun süren bir belirsizlik alır. Tek tek bakıldığında hiçbir işaret kesin bir anlam taşımaz. Bu nedenle kişi ne yaşadığını başkasına anlatmakta, hatta bazen kendine bile açıklamakta zorlanır. Elbette bu iki davranış arasında her zaman kesin sınırlar bulunmaz. Bazı ilişkilerde önce yavaş bir uzaklaşma yaşanır, ardından iletişim tamamen kesilir. Her iki durumda da geride kalan kişinin ortak deneyimi, ilişkinin ne zaman ve nasıl sona erdiğini anlayamamaktır.

İnsanlar Neden Yavaşça Uzaklaşmayı Seçiyor?

Fizzling davranışını sergileyen kişiyi kolayca kötü niyetli ilan etmek mümkün. Ancak bu davranışın arkasında her zaman bilinçli bir incitme isteği bulunmaz. Bazen kişi karşısındakini kırmak istemezken, bitirmek istediğini açıkça söylemekten de kaçınır. Bunun ardında farklı psikolojik nedenler olabilir. Bazı insanlar için zor bir konuşma, karşı tarafın üzüntüsüyle, hayal kırıklığıyla ya da öfkesiyle yüzleşmek anlamına gelir. Bu duyguları taşımakta zorlanan kişi, doğrudan konuşmak yerine iletişimi azaltmayı tercih edebilir. Bazıları ne hissettiğinden kendisi de emin değildir. İlgisinin azaldığını fark eder ancak bunu açık bir karara dönüştürmek yerine zamanın durumu kendiliğinden çözeceğini umar. Bazılarıysa yavaşça geri çekilmenin daha nazik bir yol olduğuna gerçekten inanır. Karşı tarafın zamanla durumu anlayacağını ve kendiliğinden uzaklaşacağını düşünür.

Bunun yanında yakın ilişkilerde duygusal yakınlık kurmakta zorlanmak, çatışmadan kaçınma eğilimi ve açık iletişim becerilerinin yetersizliği de bu davranışa eşlik edebilir. Ancak her yavaş uzaklaşmayı bir kişilik ya da bağlanma sorunuyla açıklamak doğru değildir. Bazen ilgi gerçekten azalmıştır, bazen yaşam koşulları değişmiştir. Önemli olan, kişinin ilişkiye devam etmek istemediğinde bunu nasıl ifade ettiğidir.

Mesajlaşmanın ilişkilerin merkezine yerleşmesi de bu davranışı kolaylaştırır. Yüz yüze bir ilişkide yavaşça kaybolmak daha zordur. Ekranın arkasında ise cevapları biraz geciktirmek, mesajları kısaltmak ve iletişimi azaltmak kimseye bir açıklama yapmayı gerektirmeyebilir.

Burada önemli bir ayırım yapmak gerekir: Bu nedenleri anlamak, davranışın karşı tarafta yarattığı etkiyi ortadan kaldırmaz. Uzaklaşan kişi kendisini zor bir konuşmadan korurken, o konuşmanın yükünü farklı bir biçimde karşı tarafa bırakır.

Geride Kalan Kişide Ne Oluyor?

Fizzling’in en zorlayıcı yanı, her işaretin masum bir açıklamasının bulunabilmesidir. Cevap geç geldiyse yoğundur. Plan yapılmadıysa bu hafta işleri çoktur. Kişi bir şey olup olmadığını sorduğunda “Yok bir şey, sadece yoğunum” cevabını alır. Bu açıklama gerçekten doğru da olabilir. İşte bu nedenle kişi zamanla kendi gözleminden şüphe etmeye başlayabilir. “Ben mi abartıyorum?”, “Fazla mı hassas davranıyorum?”, “Biraz daha anlayışlı olsam düzelir mi?” soruları zihninde dönmeye başlar.

Belirsizlik, insan zihni için açık bir hayırdan çoğu zaman daha yorucu olabilir. Açık bir sonuç acı verir ama zihin onunla ne yapacağını bilir. Belirsizlikte ise kişi sürekli ihtimalleri değerlendirmeye çalışır. Mesajları tekrar tekrar okur, eski yazışmalarla yenilerini karşılaştırır ve gelecek bir mesajla her şeyin yeniden düzeleceğini umar. Ara sıra gelen sıcak bir cevap bu umudu canlı tutabilir. Böylece kişi, ilişkinin bugünkü gerçekliğini kabul etmek yerine geçmişteki yakınlığın yeniden kurulacağı ihtimaline tutunabilir.

Bu durumun bir başka boyutu da kayıptır. Ortada açıkça biten bir ilişki olmadığı için kişi çoğu zaman üzülmeye hakkı olduğunu bile düşünmez. Çevresine anlattığında “Zaten ciddi bir şey değildi” ya da “Adı konmuş bir ilişkiniz bile yoktu” gibi yanıtlar alabilir. Oysa bir ilişkinin kişide yarattığı duygusal bağ, yalnızca resmi olarak tanımlanmış olmasına bağlı değildir. Bazen henüz adı konmamış bir yakınlık da güçlü bir beklenti, umut ve aidiyet duygusu oluşturabilir.

Kimsenin görmediği ve adı konmamış bu kayıp, kişinin yasını da görünmez hale getirebilir. Yaşadığı üzüntüyü küçümseyen kişi, duygularını paylaşmak yerine tek başına taşımaya başlayabilir. Böylece ilişkinin belirsizliği, kişinin kendi duygularını sorgulamasına da dönüşür.

Bu Belirsizlikle Nasıl Baş Edilir?

İlk adım, yaşananı fark etmek ve ona bir isim verebilmektir. Fizzling kavramının son dönemde ilgi görmesinin nedenlerinden biri de bu olabilir. İnsanlar uzun süre anlatmakta zorlandıkları bir deneyimin başkaları tarafından da yaşandığını gördüklerinde, kendi deneyimlerini anlamlandırmakta daha az zorlanabilirler. Ancak kavramı tanımak, her iletişim azalmasını fizzling olarak yorumlamak anlamına gelmemelidir.

Tek tek işaretlerden çok genel tabloya bakmak daha sağlıklıdır. Bir mesajın geç gelmesi tek başına bir şey anlatmaz. Ancak haftalar boyunca iletişimi başlatan, plan öneren, soru soran ve ilişkiyi sürdürmek için çaba gösteren hep aynı kişiyse bu durum üzerinde düşünmek gerekir. Bu noktada kendinize şu soruyu sorabilirsiniz: “Bu ilişkide son zamanlarda kendimi nasıl hissediyorum?” Gerekirse karşı tarafa açık bir soru yöneltmek de mümkündür. Örneğin, “Son zamanlarda aramızdaki iletişimin değiştiğini hissediyorum. Bu ilişkiyi sürdürmek istiyor musun?” demek, suçlayıcı olmadan netlik aramanın bir yolu olabilir. Buradaki amaç karşı tarafı bir açıklama yapmaya zorlamak değil, kendi ihtiyaçlarınızı ve beklentilerinizi ifade etmektir. Ancak yanıtın yine belirsiz kalması ya da sözlerle davranışların birbirini karşılamaması da dikkate alınmalıdır.

Belki de en önemli nokta şudur: Bir ilişkinin bittiğini kabul etmek için karşı tarafın açıkça ayrılık ilan etmesini beklemek zorunda değilsiniz. Kapanış her zaman diğer kişiden gelmez. Bazen kişinin kendi gözlemlerini, ihtiyaçlarını ve sınırlarını dikkate alarak beklemeyi bırakması gerekir. Bu süreçte üzülmenize izin vermek, yaşadıklarınızı güvendiğiniz biriyle paylaşmak ve gerektiğinde profesyonel destek almak iyileşmeyi kolaylaştırabilir.

Sonuç

Fizzling yeni bir davranış değil. İnsanlar her zaman zor konuşmalardan kaçmanın yollarını bulmuştur. Yeni olan, bu deneyimin artık bir adının olması ve insanların onu daha rahat konuşabilmesidir. Eğer siz de bir ilişkinin yavaş yavaş söndüğünü fark ettiyseniz, önce kendi deneyiminizi anlamaya çalışın. Fark ettiğiniz değişimi tek başına kesin bir kanıt saymanız gerekmez. Ama onu görmezden gelmeniz için de bir neden yok.

Bir ilişkide yalnızca karşı tarafın ne hissettiğini anlamaya çalışmak değil, sizin o ilişkide nasıl hissettiğinizi de önemsemek gerekir. Çünkü sağlıklı bir yakınlık, bir kişinin sürekli anlamaya, beklemeye ve ilişkiyi ayakta tutmaya çalıştığı bir yerde kurulamaz. Bazen bir ilişkinin sona erdiğini anlamak için söylenmiş son cümleyi değil, artık yaşanmayan yakınlığı fark etmek gerekir.

Özlem Ödemiş Özlem Ödemiş
Lisans eğitimini İstanbul Arel Üniversitesi Psikoloji bölümünde, Klinik Psikoloji yüksek lisansını ise Kıbrıs Yakındoğu Üniversitesi’nde tamamlayan Özlem Ödemiş, “Üniversite Öğrencilerinin Duygusal Zeka Düzeyi İle Öfke İfade Stilleri ve Depresyon Düzeyi Arasındaki İlişkinin İncelenmesi” başlıklı teziyle akademik çalışmalarını derinleştirmiştir. Psikoterapi alanında çocuk, ergen, yetişkin ve çift terapilerine odaklanan Özlem, terapi seanslarını çevrimiçi olarak sürdürmektedir. AMATEM, rehabilitasyon merkezleri, devlet hastanesi psikolog kliniği ve rehberlik. hizmetlerinde edindiği deneyimlerle danışanlarına bütüncül ve profesyonel bir yaklaşım sunmaktadır. Bilimsel bilgiyi duygusal bir dille ifade etmeyi seven Özlem, yazılarında samimi ve anlaşılır bir üslubu tercih eder. Doğayı ve sessizliği seven, sınırlarını korumaya özen gösteren ve profesyonel kimliğinin yanı sıra hayata dair gözlemleriyle de dikkat çeken Özlem, Psychology Times dergisinde köşe yazarlığı yaparak geniş kitlelere ulaşmayı hedeflemektedir.

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!