Beden Tedavi Görürken Ruh da Şefkati Hak Eder
Bazen insanın en çok iyileşmeye ihtiyaç duyduğu yer yalnızca bedeni değil, umut etmeyi unuttuğu kalbidir.
Bir hastalıkla yaşamak, yalnızca fiziksel belirtilerle veya tedavi süreçleriyle mücadele etmek değildir. Bazen bir kontrol randevusunu beklemek, bazen gelecek hakkında düşünmek, bazen de sevdiklerinizi üzmemek için kendi duygularınızı saklamak zorunda hissetmek… Hastalık, insanın yalnızca bedenini değil, düşüncelerini ve duygusal dünyasını da etkileyebilir.
Ancak burada unutulmaması gereken çok önemli bir gerçek var: Bir hastalık tanısı almak, insanın mutlu olma hakkını elinden almaz.
Hastalık sürecinde üzülmek, korkmak, kaygılanmak elbette doğaldır. Fakat insanın bütün günlerini hastalığını düşünerek geçirmesi, kendisini sürekli üzgün hissetmesi veya her an kötü bir şey olacakmış gibi yaşaması gerekmez. Bir gün gülmek, ertesi gün korkmak mümkündür. Bir gün umutlu hissetmek, başka bir gün yorulmak da mümkündür. Duyguların değişmesi, mücadeleden vazgeçtiğiniz anlamına gelmez. Siz yalnızca hastalığınızdan ibaret değilsiniz. Hastalığınızdan önce de bir hayatınız, sevdiğiniz şeyler, hayalleriniz ve sizi siz yapan güzellikler vardı. Bunların hâlâ bir anlamı var.
Psikolojimiz hastalık sürecinde neden bu kadar önemli?
Sağlık psikolojisi, fiziksel sağlık ile psikolojik ve sosyal yaşam arasındaki ilişkiyi inceler. Çünkü insan bedeni ve zihni birbirinden tamamen bağımsız çalışan sistemler değildir.
Özellikle uzun süreli hastalıklarla yaşayan kişilerde belirsizlik, tedavi süreci, fiziksel değişimler ve gelecek kaygısı psikolojik zorlanmalara neden olabilir.
Uzun süre devam eden stres; uyku düzenini, iştahı, enerji düzeyini ve yaşam kalitesini etkileyebilir. Stres yanıtında kortizol gibi hormonların düzeni değişebilir. Bu süreçlerin bağışıklık sistemiyle de karmaşık ilişkileri vardır.
Ancak önemli bir ayrıntıyı bilmek gerekir: Üzülmek, ağlamak veya kaygılanmak hastalığınızı kötüleştirdiğiniz anlamına gelmez. Psikolojik durumunuz, hastalığınızın sonucundan tek başına sorumlu değildir.
Psikolojide önemli bir yaklaşım olan biyopsikososyal modele göre insan sağlığı; biyolojik, psikolojik ve sosyal faktörlerin birlikte değerlendirilmesiyle anlaşılır. Bu nedenle kişinin yalnızca fiziksel tedavisine değil, duygusal ihtiyaçlarına ve sosyal yaşamına da önem verilmelidir.
Burada amaç, hiç üzülmemek değil; zor duygularla baş ederken kendinizi yalnız bırakmamaktır.
Mutlu olmak da bir ihtiyaçtır!
Psikolojide olumlu duyguların insan yaşamındaki yeri oldukça önemlidir. Sevinç, huzur, minnettarlık, sevgi ve umut gibi duygular yalnızca güzel hissetmemizi sağlamaz; aynı zamanda günlük yaşamla kurduğumuz ilişkiyi de etkiler.
Pozitif psikoloji alanında yapılan çalışmalar, olumlu duyguların psikolojik iyi oluş, sosyal ilişkiler ve stresle baş etme becerileriyle ilişkili olduğunu göstermektedir.
Peki hastalıkla yaşayan bir insan neden kendisine mutluluk için izin vermesin?
Bir insan tedavi görürken de gülebilir. Sevdiği bir şarkıyı dinlerken mutlu olabilir. Ailesiyle güzel bir gün geçirebilir. Geleceğe dair hayaller kurabilir.
Bunların hiçbiri hastalığı önemsememek anlamına gelmez. Aksine, insanın kendisini yalnızca hastalık üzerinden tanımlamamasına yardımcı olabilir.
Bazen ruhumuza iyi gelen küçücük bir an, hayatın hâlâ güzel taraflarının bulunduğunu hatırlatmaya yeter.
Burada bir şeyi de özellikle belirtmek gerekir: Mutlu olmak bir zorunluluk değildir. Her gün olumlu hissetmek, hastalığı daha iyi atlatmanın şartı değildir. İnsan üzgünken de değerlidir, kaygılıyken de güçlüdür. Önemli olan, kendisine iyi gelebilecek duygulara ve deneyimlere kapıyı kapatmamasıdır.
Kaygı ve stresle baş etmek: Kendinize biraz alan açın
Hastalık sürecinde belirsizlik yaşamak oldukça doğaldır. Ancak sürekli geleceği düşünmek, henüz gerçekleşmemiş ihtimallerin içinde kaybolmak ve her gelişmeyi endişeyle karşılamak kişiyi duygusal açıdan yorabilir.
Psikolojide duygusal düzenleme olarak adlandırılan beceri, kişinin yaşadığı duyguları fark etmesi, anlamlandırması ve onlarla daha sağlıklı baş edebilmesidir.
Örneğin korktuğunuzda kendinizi suçlamak yerine bu duyguyu kabul etmek, güvendiğiniz biriyle konuşmak veya bir uzmandan destek almak önemli adımlardır.
Duygularınızı kontrol edemediğiniz anlar olabilir; ancak onlara nasıl yaklaşacağınızı öğrenebilirsiniz.
Unutmayın, psikolojik destek almak yalnızca çok zorlandığınız zamanlarda başvurmanız gereken bir seçenek değildir. Bazen kendinizi daha iyi tanımak, bazen kaygılarınızı yönetmek, bazen de bu yolculukta yalnız olmadığınızı hissetmek için de destek alabilirsiniz.
Psikolojik dayanıklılık, hiç üzülmemek değildir
Psikolojik dayanıklılık, kişinin zorlu yaşam olayları karşısında uyum sağlayabilme ve ihtiyaç duyduğunda yeniden toparlanabilme kapasitesidir.
Bu kavramı yanlış anlamamak gerekir. Dayanıklı olmak, her koşulda gülümsemek veya duyguları bastırmak değildir.
Bazen güçlü olmak tedavi randevusuna gitmektir. Bazen korktuğunuzu söyleyebilmektir. Bazen de hiçbir şey yapmak istemediğiniz bir günde kendinizi suçlamadan dinlenmektir.
Psikolojik dayanıklılığı destekleyen önemli unsurlardan biri de öz şefkattir. Öz şefkat, zorlandığımız zamanlarda kendimize bir yakınımıza davranacağımız anlayışla yaklaşabilmektir.
İnsan bazen en çok, kendisine yüklediği beklentilerin altında yorulur.
Kendinize sürekli güçlü olmanız gerektiğini söylemek yerine, bugün neye ihtiyacınız olduğunu sormayı deneyin.
Kendinize küçük mutluluklar için izin verin
Hastalık sürecinde psikolojik iyi oluşu desteklemek için günlük yaşamda küçük ama anlamlı adımlar atabilirsiniz:
- Sevdiğiniz insanlarla iletişimde kalın. Sosyal destek, psikolojik iyi oluş açısından önemli bir kaynaktır.
- Duygularınızı paylaşmaktan çekinmeyin. Üzüntünüzü de mutluluğunuzu da ifade edebilirsiniz.
- İlginizi çeken etkinliklere, enerjiniz ve sağlık durumunuz elverdiği ölçüde zaman ayırın.
- Kendinizi başka hastalarla kıyaslamayın. Her insanın deneyimi ve ihtiyaçları farklıdır.
- Gün içinde size iyi gelen küçük şeyleri fark edin. Bazen güzel bir sohbet, bazen bir fincan kahve bile değerli bir mola olabilir.
- Kaygılarınız günlük yaşamınızı belirgin biçimde etkiliyorsa psikolog veya psikoonkolog desteği alın.
- Kendinize dinlenmek, eğlenmek ve hiçbir şey düşünmeden güzel bir anın tadını çıkarmak için izin verin.
Bu küçük adımlar hastalığın tedavisinin yerine geçmez; ancak kişinin yaşam kalitesini ve psikolojik iyi oluşunu destekleyebilir.
Son bir şey söylemek istiyorum…
Belki bugün zor bir tedavi sürecinden geçiyorsunuz. Belki yarın ne olacağını bilmiyorsunuz. Belki içinizde kimseye anlatamadığınız korkularınız var.
Ama lütfen hayatınızı yalnızca hastalığınızın etrafında şekillendirmek zorunda olmadığınızı unutmayın.
Bir hastalık tanısı almak, güzel şeylerin sona erdiği anlamına gelmez. Hâlâ sevebilir, gülebilir, hayal kurabilir, yeni şeyler öğrenebilir ve kendinize iyi gelen anlar yaşayabilirsiniz.
Her gün mutlu olmak zorunda değilsiniz. Her gün umutlu hissetmek zorunda da değilsiniz. Ancak mutsuz olduğunuz günlerde bile kendinize güzel bir hayatı hak ettiğinizi hatırlatabilirsiniz.
Çünkü hayatınızda hastalığa ayrılmış bir yer olabilir ama hayatınızın tamamını ona vermek zorunda değilsiniz.
Kendinize iyi bakın. Kendinize anlayış gösterin. Ve en önemlisi, güzel hissettiğiniz anlarda bunun tadını çıkarmaktan asla suçluluk duymayın.
İyilik hâli bazen büyük bir değişimle değil, insanın yeniden küçük şeylerden mutluluk duyabilmesiyle başlar.



