Yas Tutmak İçin Birini Kaybetmek Mi Gerekir ?
Yas Tutmak İçin Birini Kaybetmek mi Gerekir?
İnsan hayaller kurar. Olmak istediği kişiyi, yaşamak istediği hayatı, ulaşmak istediği noktayı hayal eder. Kendini o geleceğin içinde konumlandırır. Planlarını, beklentilerini ve adımlarını kurduğu hayale göre şekillendirir. Peki ya bir gün kendini hiç beklemediği bir yerde bulursa? Bir zamanlar ulaşacağına inandığı hayaline ulaşamazsa? Kurduğu gelecek gerçekleşmez ve hayal ettiği hayata veda etmek zorunda kalırsa?
Bu da bir yas değil midir?
Yas denildiğinde çoğumuzun aklına sevdiğimiz birini kaybetmek gelir. Peki, yas sürecini yaşamak için mutlaka birinin kaybını mı deneyimlemek gerekir? Hiç gerçekleşmemiş bir geleceğin, olmak istediğimiz kişinin ya da kurduğumuz bir hayatın kaybı da yas olarak değerlendirilemez mi? Belki çevremizdeki insanlar, “Buna mı üzülüyorsun, alt tarafı bir hayal”, “Adı üstünde hayal, yaşanmayabilir”, “Artık önüne bakmalısın” ya da “Planlarını değiştirip kendine odaklanmalısın” diyebilirler. Yaşadığımız şeyi bir yas olarak kabul etmeyebilir, hissettiklerimizi anlamlandıramayabilirler. Ancak bizim için bu bir yas sürecidir. Çünkü orada yalnızca bir hayali kaybetmemişizdir. O hayalin içindeki kendimizi, yapmayı planladığımız şeyleri, kurduğumuz geleceği ve o geleceğe ait hissettiğimiz duyguları da kaybetmişizdir. Belki de en çok, bir gün dönüşeceğimize inandığımız kişiye veda etmişizdir.
Psikolog Kenneth Doka tarafından tanımlanan tanınmayan yas (disenfranchised grief) kavramı, bireyin yaşadığı kaybın veya bu kayba duyduğu acının toplum, çevre ya da yakınları tarafından meşru, önemli veya geçerli kabul edilmediği durumlarda ortaya çıkan yas sürecini ifade eder.
Gerçekleşmeyen hayallerin ardından yaşanan kayıplar da bu kavram çerçevesinde düşünülebilir. Çünkü bazen çevremiz yaşadığımız kaybı görmez, anlamaz ya da önemsemez. Oysa bizim için yaşanan şey, dışarıdan göründüğünden çok daha fazlasıdır. Üzülürüz, zorlanırız. Bir şekilde kabullenir ve hayatımıza devam ederiz. Ancak bu, o hayalin bizde bıraktığı izlerin tamamen silindiği anlamına mı gelir?
Peki, gerçekten geride bırakabiliyor muyuz?
Bazen hiç beklemediğimiz bir yerde, karşımıza çıkan bir görüntü, bir insan, bir anı ya da bir olay bizi yeniden o hayale götürür. Bir zamanlar kurduğumuz geleceği hatırlarız. O hayale ulaşacağımıza inandığımız günleri ve o günlerde hissettiklerimizi yeniden düşünürüz. Belki de geride bıraktığımızı sandığımız duygulara tekrar dokunuruz. Bu, mutlaka en başa döndüğümüz ya da yaşadığımız kaybı kabullenemediğimiz anlamına mı gelir? Bugün olduğumuz kişiden memnun olabiliriz. Bulunduğumuz yerde mutlu olabilir, hayatımıza devam edebiliriz. Fakat içimizde bir yerde, bir zamanlar olmayı hayal ettiğimiz kişi hâlâ varlığını sürdürüyor olabilir. Belki de insan, o hayalin yasını tutmayı değil, o hayalle birlikte yaşamayı öğreniyordur. Bazen artık o hayalimizin gerçekleşmeyeceğine inanır, onu geride bırakır ve başka yollar seçeriz. Yıllar geçer, insan değişir, koşullar değişir. Bir gün kendimizi yeniden aynı hayalin karşısında bulabiliriz. Belki bu kez aynı insan değilizdir. Belki hayalimize bakışımız, ona yüklediğimiz anlam da değişmiştir.
Yeniden Başlamak mı, Yoksa Kabullenmek mi?
Hayalimize tamamen veda etmek mi gerekir? Yoksa yaşadığımız süreci kabullenip olduğumuz yerde saymadan hayatımıza devam etmek ve kendimizi hazır hissettiğimizde yeniden çabalamak da mümkün müdür? Belki bazı zamanlar hayalimize veda eder, o hayalin yasını yaşar ve hayatımıza devam ederiz. Yeni hayaller ve planlar kurar, bulunduğumuz yerde kendimize yeni bir hayat oluştururuz. Belki de bazı zamanlar hayalimize tamamen veda edemeyiz. Yasını yaşamaya devam eder, bulunduğumuz yerde hayatımızı sürdürür ama içimizde bir yerde o hayali taşırız. Kendimizi hazır hissettiğimizde yeniden yola çıkar, belki de bir zamanlar vazgeçtiğimizi düşündüğümüz hayalin peşinden tekrar gideriz.
Belki de bunlar birbirinden kesin çizgilerle ayrılan süreçler değildir. İnsan bazen hem bulunduğu hayatı kabullenebilir hem de gerçekleşmesini istediği başka bir hayatın ihtimalini içinde taşıyabilir. Bir hayalden vazgeçmek, onu tamamen unutmak anlamına gelmeyebileceği gibi, onu içinde taşımak da hayatına devam edemediği anlamına gelmeyebilir.
Bir Hayali Beklerken Bugünkü Hayatımızı Kaçırıyor Olabilir miyiz?
Bu bekleyiş yorucu olabilir mi? Belki yıllar sürecektir. İnsan bulunduğu yerden tam anlamıyla tatmin olamaz ve zihninin bir köşesinde hep ulaşmak istediği o yer, olmak istediği o kişi kalır. Bir yandan bugünkü hayatını yaşamaya çalışırken diğer yandan gerçekleşmesini beklediği başka bir hayatın ihtimalini taşır.
Yasın Bir Bitişi Var mıdır?
Bir hayalin yasını tutmayı ne zaman bırakırız? Onu tamamen geride bıraktığımızda mı, yoksa artık canımızı eskisi kadar yakmadığında mı? Belki de yas her zaman sona ermez; zamanla biçim değiştirir. Bazen bir hayale veda ederiz, bazen onunla yaşamayı öğreniriz. Bazen de yıllar sonra yeniden ona doğru yola çıkarız.
Çünkü belki de yas, her zaman geride bırakmak değil; gerçekleşmemiş bir hayatın bizde bıraktığı yerle yaşamaya devam etmektir.
Belki de hepimizin ya da bazılarımızın içinde yaşanmamış, yarım kalmış hayaller vardır. O hayali kuran hâlimize de bugün olduğumuz kişiye de sevgiyle bakabilmek dileğiyle…
Kendinize ve hayallerinize iyi bakın



