Cevapsızlığın İçinde Kaybolmak: Belirsizlik ve Zihinsel Kaygı
İnsan zihni, yaşamı anlamlandırma ve karşılaştığı olaylar arasında bağlantılar kurma eğilimindedir. Yaşananları açıklayabilmek, geleceğe yönelik tahminlerde bulunabilmek ve karşılaşılabilecek durumlara hazırlıklı olmak, bireyin psikolojik güvenlik ihtiyacının önemli parçalarıdır. Ancak yaşamın her döneminde olayları önceden bilmek, sonuçları kontrol etmek veya sorulara kesin yanıtlar bulmak mümkün değildir. Tam da bu noktada belirsizlik, bireyin psikolojik dünyasında önemli bir yer edinir. Cevabı bilinmeyen sorular, tamamlanmamış ilişkiler, sonucu öngörülemeyen olaylar ve geleceğe ilişkin kaygılar, zihnin sürekli olarak açıklama üretmeye çalışmasına neden olabilir.
Belirsizlik, bireyin bir olayın sonucunu, gelişimini veya kendisi açısından ne anlama geleceğini kesin olarak öngöremediği durumları ifade eder. Bazı bireyler belirsiz durumlarla karşılaştıklarında süreci doğal bir yaşam deneyimi olarak değerlendirebilirken, bazıları için aynı durum yoğun bir kaygı kaynağına dönüşebilir. Bu farklılığın anlaşılmasında psikolojide önemli bir kavram olan belirsizliğe tahammülsüzlük karşımıza çıkar. Belirsizliğe tahammülsüzlük, bireyin sonucu kesin olarak bilinmeyen durumları tehdit edici, rahatsız edici veya katlanılması güç olarak değerlendirme eğilimidir. Bu eğilime sahip bireyler, henüz gerçekleşmemiş olumsuz ihtimalleri zihinsel olarak daha fazla değerlendirebilir ve kesinlik elde edebilmek amacıyla sürekli açıklama arayışına girebilirler.
İnsan zihninin belirsizliğe karşı geliştirdiği tepkilerden biri kontrol ihtiyacıdır. Kontrol, bireye çevresini öngörebildiği ve olaylar üzerinde belirli bir etkiye sahip olduğu hissini verir. Ancak kontrol edilemeyen durumlarla karşılaşıldığında bu algı sarsılabilir. Özellikle kişilerarası ilişkilerde karşı tarafın ne düşündüğünü, bir ilişkinin nasıl sonuçlanacağını veya gelecekte neler yaşanacağını bilememek, bireyin zihinsel olarak sürekli aynı konuya dönmesine neden olabilir. Kişi bazen bir mesajın neden geç yanıtlandığını, söylenen bir cümlenin ne anlama geldiğini ya da yaşanan bir olayın nasıl sonuçlanacağını tekrar tekrar düşünür. Buradaki temel mesele yalnızca cevabı bulmak değil, cevabın yokluğuyla ortaya çıkan psikolojik rahatsızlığı ortadan kaldırabilmektir.
Bu süreçte zihinsel ruminasyon önemli bir rol oynar. Ruminasyon, bireyin yaşadığı bir olay, düşünce veya duygu üzerinde tekrarlayıcı ve çoğu zaman sonuç üretmeyen biçimde düşünmeye devam etmesidir. Kişi aynı olayı farklı ihtimaller üzerinden yeniden değerlendirir, geçmişte yaşananları zihninde tekrar canlandırır ve henüz gerçekleşmemiş durumlara ilişkin senaryolar oluşturur. İlk bakışta bu düşünme biçimi bir çözüm arayışı gibi görünse de çoğu zaman yeni bir sonuca ulaşılmasını sağlamaz. Aksine düşünceler tekrarlandıkça kaygı artabilir ve birey zihinsel olarak aynı döngünün içerisinde kalabilir. Böylece düşünmek, sorunu çözmeye yönelik bir araç olmaktan çıkarak belirsizliğin yarattığı rahatsızlığı sürdüren bir sürece dönüşebilir.
Belirsizlikle baş etme güçlüğü, bireyin yalnızca geleceğe yönelik düşüncelerini değil, kendisiyle kurduğu ilişkiyi de etkileyebilir. Sürekli doğru kararı verme, hata yapmama ve olası olumsuzlukları önceden fark etme çabası, zamanla kişinin kendi düşüncelerine ve kararlarına güvenmesini zorlaştırabilir. Birey bir karar verdikten sonra bile alternatif ihtimalleri değerlendirmeye devam edebilir. Verdiği kararın yanlış olup olmadığını sorgulayabilir ve kesin bir güvence elde edemediği için kararından memnuniyet duymakta zorlanabilir. Bu durum, özellikle mükemmeliyetçi eğilimler ve hata yapmaya yönelik yoğun hassasiyetle bir araya geldiğinde daha belirgin hâle gelebilir.
Belirsizliğin psikolojik etkilerinin yoğunlaştığı alanlardan biri de kişilerarası ilişkilerdir. İnsan ilişkileri, iki farklı bireyin beklentilerini, duygularını ve davranışlarını içeren dinamik süreçlerdir. Bu nedenle karşı tarafın düşüncelerini veya gelecekteki davranışlarını tamamen kontrol etmek mümkün değildir. Ancak bazı bireyler ilişkilerinde netlik ve güvence ihtiyacını yoğun biçimde hissedebilir. Karşı tarafın davranışlarındaki küçük değişimleri anlamlandırmaya çalışmak, söylenmeyenleri yorumlamak ve geleceğe ilişkin kesinlik aramak zihinsel meşguliyeti artırabilir. Bu noktada belirsizlik, yalnızca ilişkinin geleceğine yönelik bir soru olmaktan çıkarak bireyin kendisini ne kadar güvende hissettiğiyle de ilişkili hâle gelir.
Belirsizlikle baş etmenin önemli yollarından biri, kontrol edilebilen ve edilemeyen durumlar arasındaki ayrımı fark edebilmektir. Bireyin her soruya yanıt bulması, her ihtimali değerlendirmesi veya gelecekte yaşanabilecek bütün olumsuzluklara karşı hazırlıklı olması mümkün değildir. Bu nedenle psikolojik açıdan önemli olan, belirsizliği tamamen ortadan kaldırmaya çalışmak yerine onunla birlikte kalabilme becerisini geliştirmektir. Bilişsel davranışçı terapi yaklaşımında da bireyin belirsizliğe ilişkin düşüncelerini fark etmesi, olumsuz ihtimalleri kesin gerçekler gibi değerlendirmemesi ve belirsizlik karşısındaki kaçınma davranışlarını ele alması üzerinde durulur. Bunun yanı sıra farkındalık temelli yaklaşımlar, kişinin düşüncelerini mutlak gerçekler olarak kabul etmeden gözlemleyebilmesine katkı sağlayabilir.
Sonuç olarak belirsizlik, insan yaşamının kaçınılmaz bir parçasıdır. Her sorunun yanıtının bulunmadığı, her ilişkinin geleceğinin önceden belirlenemediği ve her kararın kesin bir güvence taşımadığı bir dünyada yaşarız. Buna rağmen insan zihni çoğu zaman bilinmeyeni ortadan kaldırmaya, eksik kalan noktaları tamamlamaya ve geleceği kontrol altına almaya çalışır. Oysa psikolojik dayanıklılık, her şeyin cevabını bilmekten çok, cevabını henüz bilmediğimiz durumlarla baş edebilme kapasitesinde ortaya çıkar. Belki de insanın öğrenmesi gereken en önemli şey, bütün soruların yanıtlarını bulmak değil, bazı soruların yanıtı henüz yokken de yaşamına devam edebilmektir.
Kaynakça
- Freeston, M. H. ve arkadaşları (1994). The treatment of uncertainty in obsessive compulsive disorder. Journal of Psychosomatic Research.



