Psikolog BulŞehrinde bir uzman

Beni Sevdiğini Biliyorum, Peki Neden Sevilmiş Hissetmiyorum?

5 dk.okuma süresi
Beni Sevdiğini Biliyorum, Peki Neden Sevilmiş Hissetmiyorum?

Bazen bir ilişkide her şey dışarıdan bakıldığında yolunda görünür. Hayatımızda biri vardır, bizi sevdiğini söyler, yanımızda olmaya devam eder ve belki de bizi kaybetmek istemediğini defalarca dile getirir. Yine de içimizde tarif etmekte zorlandığımız bir eksiklik hissederiz. Bir şeylerin yolunda olmadığını düşünür, zaman zaman kendimizi yalnız hissederiz. Üstelik bu yalnızlık, hayatımızda kimse olmadığı için değil, hayatımızdaki insanın yanında bile kendimizi yalnız hissettiğimiz için ortaya çıkar. İşte tam da burada kendimize şu soruyu sorarız: Beni sevdiğini biliyorsam neden sevilmiş hissetmiyorum?

Belki de aşkın en az konuşulan taraflarından biri budur. Çünkü çoğu zaman bir ilişkide sevginin var olup olmadığını anlamaya çalışırız. Oysa bazen asıl mesele sevginin varlığı değil, iki insan arasında nasıl yaşandığıdır.

Bir insan sevgisini yanında kalarak gösterir, diğeri ise zor bir gününde kendisine nasıl olduğunu sorulmasını bekler. Biri sorunları çözmeye çalışarak sevgisini ifade ederken diğeri yalnızca dinlenmeye ve anlaşılmaya ihtiyaç duyar. Birinin gözünde birlikte geçirilen zaman yeterince anlamlıdır; diğeri içinse o zamanın içinde gerçekten görülmek ve duyulmak önemlidir.

İki insan da birbirini seviyor olabilir. Ancak sevgilerini ifade etme biçimleri ve ilişkiden bekledikleri şeyler birbirinden farklı olduğunda, aralarında görünmez bir mesafe oluşabilir.

Bu mesafe zamanla insanın zihninde başka soruların ortaya çıkmasına neden olur. “Beni gerçekten önemsiyor mu?”, “Neden neye ihtiyacım olduğunu anlamıyor?”, “Bunu söylemek zorunda kalmadan fark etmesini beklemem yanlış mı?” diye düşünmeye başlayabiliriz.

Bazen karşımızdaki insanın bizi anlamasını o kadar çok isteriz ki ihtiyaçlarımızı açıkça ifade etmek yerine onun kendiliğinden fark etmesini bekleriz. Çünkü içten içe şöyle düşünürüz: Beni gerçekten tanıyorsa neye ihtiyacım olduğunu anlamalı.

Oysa bir insanın bizi sevmesi, zihnimizden geçenleri her zaman anlayabileceği anlamına gelmez. Bizi tanısa bile hangi davranışın bizi mutlu edeceğini, hangi sözün içimizi rahatlatacağını veya hangi durumda desteğe ihtiyaç duyduğumuzu her zaman bilemeyebilir. Bizim için çok anlamlı olan bir davranış, onun aklına hiç gelmemiş olabilir.

Bu noktada anlaşılmayı beklemekle anlaşılmak için kendimizi ifade etmek arasındaki fark önem kazanır. İhtiyaçlarımızı dile getirmek sevgiyi değersizleştirmez. Aksine, iki insanın birbirini daha yakından tanımasına fırsat verir.

Ancak her şey iletişim eksikliğiyle açıklanamaz. Bazen insan, neye ihtiyacı olduğunu defalarca anlatmasına rağmen karşısında bir değişim göremez. Aynı konular tekrar tekrar konuşulur, aynı kırgınlıklar yaşanır ve özürler zamanla anlamını yitirmeye başlar. Böyle bir durumda kendimize yalnızca “Beni anlıyor mu?” diye değil, “Anladığında bunun için bir şey yapmaya istekli mi?” diye de sormamız gerekir.

Çünkü bir ilişkide anlaşılmak kadar, anlaşıldıktan sonra önemsenmek de değerlidir.

Bir başka mesele de sevgiyi hak etmek için sürekli çaba göstermemiz gerektiğine inanmamızdır. Bazılarımız ilişkilerinde kendi ihtiyaçlarını geri plana atar, sorun çıkmasın diye susar, karşısındaki insan üzülmesin diye kendi kırgınlığını görmezden gelir. Zamanla ilişkinin devam etmesini sağlamakla meşgul olurken kendisinin o ilişkinin içinde nasıl hissettiğini unutabilir.

Belki de bu yüzden bazı insanlar sevilmediklerinden değil, sevilmek uğruna kendilerine yeterince yer bırakmadıklarından yorulurlar.

Bir ilişkinin içinde olmak, her zaman kendimizi güvende hissettiğimiz anlamına gelmez. Bazen karşımızdaki insanın sevgisinden şüphe etmesek bile duygularımızın önemsenmediğini hissedebiliriz. Bazen de geçmişte yaşadığımız hayal kırıklıkları, bugün bize sunulan sevgiyi kabul etmemizi zorlaştırabilir. Dolayısıyla hissettiğimiz eksikliğin nereden geldiğini anlamak için hem ilişkinin dinamiklerine hem de kendi duygusal deneyimlerimize bakmamız gerekir.

Burada önemli olan, her an sevilmiş hissetmek zorunda olduğumuzu düşünmek de değildir. Her ilişkide anlaşmazlıklar, uzaklıklar ve beklentilerin karşılanmadığı zamanlar olabilir. Önemli olan, bunlar yaşandığında iki insanın birbirine nasıl yaklaştığıdır. Sorunlar konuşulabiliyor mu? Duygular küçümsenmeden dinlenebiliyor mu? İhtiyaçlar karşılıklı olarak önemseniyor mu?

Çünkü sevgi yalnızca bir duygu olarak kalmadığında, davranışlarımızın içinde de kendine yer bulur.

Belki de bazen bir ilişkide aradığımız şey daha fazla sevgi değil, zaten var olduğunu düşündüğümüz sevginin içinde kendimize daha fazla yer bulabilmektir. Duygularımızı açıklamak zorunda kalmadan anlaşılmayı beklemek yerine kendimizi ifade edebilmek, karşımızdakini değiştirmeye çalışmadan ihtiyaçlarımızı tanıyabilmek ve sevgiyi yalnızca söylenen sözlerle değil, yaşanan ilişkiyle değerlendirebilmek…

Bütün bunların sonunda kendimize yeniden dönüp şu soruyu sorabiliriz: Beni sevdiğini biliyorum. Peki, bu ilişkinin içinde kendimi görülmüş, anlaşılmış ve önemsenmiş hissediyor muyum?

Belki de bir ilişkide aradığımız cevabı yalnızca karşımızdaki insanın bize ne hissettiğinde değil, birlikte kurduğumuz ilişkinin bize nasıl bir alan açtığında bulabiliriz. Çünkü sevilmek, birinin hayatında bulunmaktan ibaret değildir. Bazen asıl ihtiyaç duyduğumuz şey, o hayatın içinde kendimiz olarak var olabildiğimizi hissetmektir.

Kaynakça

  • Crasta, D., Rogge, R. D., Maniaci, M. R., & Reis, H. T. (2021). Toward an optimized measure of perceived partner responsiveness: Development and validation of the perceived responsiveness and insensitivity scale. Psychological Assessment, 33(4), 338–355.
  • Kanter, J. B., Lavner, J. A., Lannin, D. G., Hilgard, J., & Monk, J. K. (2022). Does couple communication predict later relationship quality and dissolution? A meta-analysis. Journal of Marriage and Family, 84(2), 533–551.
  • Yoo, H., Bartle-Haring, S., Day, R. D., & Gangamma, R. (2014). Couple communication, emotional and sexual intimacy, and relationship satisfaction. Journal of Sex & Marital Therapy, 40(4), 275–293.
Doğa Karaçeper Doğa Karaçeper
Doğa Karaçeper, klinik psikologdur. Kaygı bozuklukları, dijital bağımlılıklar ve modern yaşamın birey üzerindeki psikolojik etkileri üzerine çalışmalar yürütmektedir. Klinik perspektifini, çağdaş toplumsal dinamikler ve bireysel deneyimler üzerinden ele almaktadır. Yazılarında kaygı, belirsizlik, bekleme ve teknolojik uyaranların ruhsal süreçler üzerindeki etkilerine odaklanmaktadır. Psychology Times Türkiye & UK platformunda yazar olarak yer almaktadır.

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!