Aynı Nehir, Farklı Kıyafetler: İlişkilerdeki O Kısır Döngüyü Nasıl Kırarız?
Aynı Nehir, Farklı Kıyafetler: İlişkilerdeki O Kısır Döngüyü Nasıl Kırarız?
Bazen hayatımızda yeni bir şeyler isteriz. Yeni bir başlangıç, yeni bir kıyafet ya da belki de hayatımıza girecek yeni bir insan... Kıyafet konusunu bir kenara bırakalım; biz gelin o yeni insan ve başlangıç meselesine odaklanalım. Biten bir ilişkinin ardından yeni birine şans vermek çoğumuza zor gelir. Özellikle de geçmişte yaşadığımız hayal kırıklıklarının aynısını tekrar yaşamaktan korkuyorsak... Aklımızın bir köşesinde hep o kemirici soru durur: "Ya o da diğerleri gibiyse?" Herakleitos’un o meşhur sözünü bilirsiniz: "Aynı nehirde iki kez yıkanılmaz." Değişimi simgeleyen bu sözü ikili ilişkilere uyarladığımızda durum biraz karmaşıklaşıyor. Çünkü nehir değişse de biz kendimizi sık sık benzer insanlarla, aynı yıpratıcı sorunların ortasında buluyoruz. Peki ama neden?
Bilinçdışının Seçimi: Neden Hep Benzer Kişileri Seçiyoruz?
Psikoloji bilimi, hayatımıza aldığımız o "benzer" insanları tesadüfen seçmediğimizi söylüyor. Freud’un "yineleme zorlantısı" dediği şey tam da bu: Çözemediğimiz geçmiş hesaplaşmalarımızı, farkında olmadan yeni ilişkilerde tekrar kurguluyoruz. Ve sonucunu aslında farklı sebeplere yüklüyoruz. Bu noktada; genellikle şu iki tuzağa düşüyoruz:
- Çocukluk Kalıplarımız: Partnerimizde farkında olmadan anne ya da babamızın karakter özelliklerini arayabiliyoruz. Zamanında ailemizden göremediğimiz o güveni veya ilgiyi, yetişkinlikte partnerimiz üzerinden tamamlamaya çalışıyoruz. Ya da ebeveynlerimizden gördüğümüz şevgi ve şevkati partnerimizden de istiyoruz. Ama unuttuğumuz bir şey var; partnerimiz bizim ebeveynimiz değil, hayatımıza eşlik etmesini istediğimiz, beraber güzel vakit geçirdiğimiz, yanında kendimizi rahat hissettiğimiz, hayattaki yapbozumuzun diğer parçası olmalı. Bizi her daim sevgi ve şevkatle kucaklayıp bizi yetiştiren ebeveynimiz değil.
- Yansıtma ve Etiketleme: Bazen de karşı tarafta aslında var olmayan güzellikler kurguluyoruz. Onu renkli etiketlerle süslüyor, görmek istemediğimiz kusurlarını kamufle ediyoruz. Ya da kendi içimizde kabullenemediğimiz duyguları ona yüklüyoruz. Aslında bazen de kendimizde olmasını istediğimiz ya da bizim de yapabileceğimiz şeyleri aynı amaç ve düşünceyle partnerimize kurguluyoruz.
Ve bunlar sonucunda da kendimizi bir girdabın içine sürüklüyoruz. Geçmişimizde yaşadığımız olumsuz deneyimlerden ders çıkarmak yerine aynı kısır döngünün içinde kayboluyoruz. Sonra suçu çoğu zaman ya kadere ya da hayatımızdaki diğer olumsuzluklara yüklüyoruz. Bilmiyoruz ki her şey elimizde; yaptıklarımız, yapmadıklarımız ve daha da önemlisi yapamadıklarımız...
Yas Sürecinden Gerçek Bir Tecrübeye
Bir ilişki bittikten sonra yas tutmak son derece doğal ve sağlıklı. Ancak bu süreci sadece battaniyenin altına girip "keşkeler" içinde boğularak geçirmek bize bir şey kazandırmıyor. Gerçek tecrübe, kendimize şu dürüst soruyu sorabildiğimizde başlıyor: "Beni o kişiye çeken şey gerçekten onda var olan bir potansiyel miydi, yoksa sadece benim görmek istediğim şey mi?" Ne istediğimizi bilmediğimiz bir yolda rastladığımız her taştan kendimize rota çizersek, günün sonunda evimizin yolunu şaşırırız. Elbette ki yaşadığımız her şey çoğu zaman isteklerimiz doğrultusunda gerçekleşmez; bazen de olması gereken olmuştur ama ne olursa olsun yine de değiştireceğimiz bir şeyler, tamamlamamız gereken bir yer vardır içimizde. Bu kısır döngü kırılmalı ve gerçek benliğimizle kendi gerçeğimiz olan ilişkiyi yaşamalıyız. Benzer insanlarla aynı kısır döngüyü yaşamaktan kurtulmanın tek yolu, karşı tarafı değil kendimizi değiştirmekten geçiyor. Ancak gerçekten kendimizi tüm kusurlarımız ve güzelliklerimiz ile kabul edip, içerilerde bir yerlerde gizlenen o boşluğu doldurduğumuzda bu döngünün dışına çıkmış oluruz. Belki de kendimize sormamız gereken sorular vardır.
Samimi Bir Sessizlikte Kendinize Sormanız Gerekenler
Şimdi gerçekten rahat hissettiğiniz bir anda oturun ve şu sorular üzerinde bir düşünün:
- Ben gerçekten kimim ve bu hayattan ne bekliyorum?
- Bu beklentilerimi kendi kendime karşılayabiliyor muyum?
- Nasıl biriyle olursam 'gerçekten kendim' gibi hissedebilirim?
- Ve en önemlisi: Ben hayal ettiğim o ilişkinin aradığı insan mıyım?
İlk soruda kim olduğumuzu ve beklentimizi, sonraki soruda beklentilerimizi gerçekten karşılayabildiğimizi, üçüncü soruda ise aslında nasıl bir ilişkide rahat olabileceğimizin cevabını alıyoruz. Ve tabii ki son sorunun önemi; evet ideal bir ilişki ve partner profilimiz var ama biz bu ilişkinin insanı mıyız, ya da ideal partnerimiz gerçekte bize ne kadar uygun? İşte ona karar vermek aslında en büyük zinciri kırmaya yeter de artar bile.
Özetle;
Aynı hatalardan, aynı kısır döngülerden kurtulup gerçekten kendimiz olabileceğimiz o ilişki için ilk adım kendimizle yüzleşmek. İçimizdeki eksik parçaları fark edip, onları yine kendi çabamızla bazen tekrar tekrar, bazen zamanını bekleyerek, bazen de kabullenerek onarmalıyız. Ancak kendi benliğimizi iyileştirdiğimizde, gerçekten kendimiz olduğumuzda, tüm hatalarımızı, kusurlarımızı ve tabii ki eş zamanlı olarak güzelliklerimizin farkında olduğumuzda aynı kıyafetlerle aynı nehirde boğulmaktan kurtulur; yepyeni bir benlikle, hak ettiğimiz o güzel ilişkiye adım atabiliriz. Yeni kıyafetlerle yeni bir nehirde bambaşka bir sizle...



