Psikolog BulŞehrinde bir uzman

Kendine Giden Yol: Kendini Tanımanın, Keşfetmenin ve Büyüme Sancılarının Psikolojisi

9 dk.okuma süresi
Kendine Giden Yol: Kendini Tanımanın, Keşfetmenin ve Büyüme Sancılarının Psikolojisi

Kendine Giden Yol: Kendini Tanımanın, Keşfetmenin ve Büyüme Sancılarının Psikolojisi

‘’İnsan bazen kendini bulmak için, kendisi hakkında bildiği sandığı her şeyi sorgulamak ve yeniden inşa etmek zorunda kalır.’’

Hayatımız boyunca pek çok insanla tanışır, farklı şehirler görür, yeni deneyimler edinir ve dünyayı anlamaya çalışırız. Ancak belki de çıktığımız en uzun ve en karmaşık yolculuk, kendi iç dünyamıza yaptığımız yolculuktur. Kendimi tanımak, kim olduğumuzu keşfetmek ve olduğumuz kişiden olmak istediğimiz kişiye ilerlemek çoğu zaman zannettiğimiz kadar kolay değildir. Öyle bir süreçtir ki bu; sadece güçlü yanlarımızla karşılaşmayı içermez, görmezden geldiğimiz korkularımızı, bastırdığımız duygularımızı, yüzleşmekten korktuğumuz bizi biz yapan gerçeklerimizi de fark etmemizi gerektirir. Büyüme dediğimiz süreç her zaman huzurlu bir süreç bu yüzden değildir. Bazen kaybolmuş hissetmek, bazen geçmişte aldığımız kararları sorgulamak, bazen de bize ait sandığımız bir versiyonun veya kimliğin aslında bize ait olmadığını görmek bu yolculuğun parçalarından birkaçıdır. İşte tam da bu noktada, büyüme sancıları dediğimiz o karmaşık ve sorgulayıcı duygusal süreç başlar.

Kendini Tanımak: Bildiğimiz Kişiyi Yeniden Keşfetmek

‘’Ben kimim?’’ sorusunu çoğumuz kolaylıkla cevaplayabileceğimizi düşünürüz. Neleri sevdiğimizi ve neleri sevmediğimizi, nelerden hoşlandığımızı ve hoşlanmadığımızı, hangi durumlarda mutlu ya da üzgün olduğumuzu kolaylıkla bildiğimizi zannederiz. Ancak kendimizi tanımak, yalnızca kişisel özelliklerimizi farkında olmak değildir. Davranışlarımızın ardındaki nedenleri, duygusal tepkilerimizin kaynaklarını, ilişkilerimizde tekrar eden örüntüleri ve hayatımızı yönlendiren temel inançlarımızı da anlayabilmektir.

Psikolojide özfarkındalık, bireyin kendi düşüncelerini, duygularını ve davranışlarını gözlemleyebilme ve değerlendirebilme kapasitesiyle ilişkilendirilir. Bu farkındalık geliştikçe kişi, yaşadığı olayların aslında sadece dış dünyayla değil, kendi içsel süreçleriyle de bağlantılı olduğunu görmeye başlar. Örneğin, sürekli başkalarını memnun etmeye çalışan biri, bu davranışın yalnızca düşünceli bir insan olmaktan kaynaklanmadığını, reddedilme korkusu, onaylanma ihtiyacı veya geçmiş ilişkilerinde öğrendiği bazı kalıplarla bağlantılı olabileceğini fark edebilir; ancak bu fark ediş her zaman rahatlatıcı değildir. Çünkü insan, bazen kendini tanıdıkça kendisiyle ilgili kurduğu bağın ve hikayenin de eksik olduğunu anlar. İşte, değişim tam da bu farkındalıkla başlar.

Kendini Keşfetmek: Başkalarının Beklentilerinden Kendi Sesine

İnsan, dünyaya geldiği andan itibaren çevresinden şahit olduklarıyla şekillenir. Ailesinin değerleri, toplumun kültür ve beklentileri, yaşadığı deneyimler ve bulunduğu grubun normları zaman içerisinde kimliğin oluşmasında katkıda bulunur. Fakat bu süreçte birey, kendi istekleriyle başkalarının kendisinden beklediklerini birbirine karıştırabilir. Bir noktada insan kendisine şu soruları sormaya başlar:

‘’Ben gerçekten ne istiyorum?’’

‘’Bugüne kadar aldığım kararlar gerçekten bana mı ait?’’

‘’Olduğum kişiyle olmak istediğim kişi arasında ne kadar mesafe var?’’

Bu sorular, kimlik gelişiminin ve kendini keşfetme sürecinin önemli bir parçasıdır. Carl Rogers’ın hümanistik psikoloji yaklaşımında ele aldığı gerçek benlik ve ideal benlik kavramları, bu durumu anlamamıza yardımcı olabilir. Bireyin kendisini nasıl algıladığıyla olmak istediği kişi arasında belirgin bir fark oluşu, psikolojik gelişim yaratabilir. Kendini keşfetmek ise yalnızca bu gerilimi azaltmak veya mesafeyi kapatmak değildir; ideal benliğimizin gerçekten de ne kadarının bize ait olduğunu sorgulamaktır. Belki de yıllardır ulaşmaya çalıştığımız bir hedef artık hedefimiz değildir. Belki de sürdürdüğümüz bir ilişki, yalnızca kendimizi güvende hissetme ihtiyacımızdan besleniyordur. Belki de vazgeçmekten korktuğumuz bir yaşam biçimi, gelişimimizi artık desteklemiyordur. Bütün bu ihtimallerle yüzleşmek büyük bir cesaret gerektirir; çünkü kendini tanımak ve keşfetmek, bazen yeni bir şey bulmaktansa bize ait olmayan birçok şeyi geride bırakabilmektir.

Büyüme Sancısı: Neden Değişirken Acı Çekeriz?

Büyüme sancısı, psikolojide tek başına bir tanı değildir; fakat kişisel gelişim ve değişim dönemlerinde yaşanabilen duygusal zorlanmaları anlatmak için güçlü bir metafordur.

İnsan zihni, çoğunlukla tanıdık olana yönelme eğilimindedir. Tanıdık mutluluklara, tanıdık acılara, tanıdık umutlara, tanıdık umutsuzluklara, tanıdık ilişkilere… Alışkanlıklarımız, düşünce kalıplarımız ve ilişkilerimiz bize her zaman mutluluk vermese bile bir tür öngörülebilirlik sağlar; ve değişim ise bu öngörülebilirliği bir deprem gibi sarsar. Bu nedenle bazen bize iyi gelmeyen bir durumdan uzaklaşmak bile kaygı yaratabilir. Eski bir ilişkiyi sonlandırmak, mesleki yönümüzü değiştirmek, sınır koymayı öğrenmek ve yıllardır içimizde bir yerlere gömdüğümüz duygularla yüzleşmek, özgürleştirdiği kadar zorlayıcı da olabilir. Büyüme sürecinin en dikkat çelişkilerinden biri de budur aslında: İnsan daha sağlıklı bir yaşam, ilişki, kariyer veya bir başka şey kurmaya çalışırken kendini geçici olarak huzursuz hissedebilir. Örneğin, hayatı boyunca çatışmadan suçluluk, mutlaka yanlış bir davranışta bulunduğu anlamına gelmez. Bazen yalnızca alışılmış bir davranış biçiminin dışına çıkmanın yarattığı rahatsızlıktır.

Önemli olan, her acıyı gelişimin kanıtı olarak görmemektir. Her zorlanma büyüme anlamına gelmediği gibi, psikolojik gelişim de mutlaka acı çekmeyi gerektirmez. Ancak değişimle birlikte ortaya çıkan bazı güçlükler, kişinin yeni bir denge kurmaya çalıştığını gösterebilir.

Eski Benliğe Veda Etmek

Kişisel dönüşümün çoğu zaman gözden kaçan önemli yönlerinden biri de yas duygusudur. Yas yalnızca bir insanı kaybettiğimizde yaşanmaz. Gerçekleşmemiş hayallerimizin, geçmişteki benliğimizin, artık sürdüremediğimiz ilişkilerin ve eski kimliğimizin ardından da kayıp duygusu hissederiz. Bir zamanlar bizi güçlü kıldığını düşündüğümüz düşüncelerin bugün bizi sınırlandığını fark etmek, geçmişteki benliğimize karşı karmaşık duygular hissetmemize sebep olabilir. ‘’Bunu neden daha önce fark etmedim? Neden kendime bu kadar geç sahip çıktım?’’ gibi sorular, pişmanlık ve özeleştiriyi de beraberinde getirir. Oysa geçmişteki benliğimizi bugünkü farkındalığımızla yargılamak, kendimize haksızlık etmemize sebep olabilir. Çünkü insan, her dönemde sahip olduğu bilgi, duygusal kaynaklar ve koşullar çerçevesinde karar verir.

Kendini tanımanın olgunlaştırıcı tarafı, geçmişteki hatalarımızı inkar etmek değildir; onları anlamlandırırken kendimize daha şefkatli yaklaşabilmektir. Öz şefkat, sorumluluktan kaçma anlamına gelmez; aksine, hatalarımızı insan olmanın doğal bir parçası olarak kabul ederken değişim için gerekli sorumluluğu da üstlenebilmektir.

Kendini Bulmak mı, Kendini İnşa Etmek mi?

Kendini keşfetmek çoğu zaman içimizde saklı olan gerçek benliğimizi bulmak gibi düşünülür. Oysa insan kimliği sabit değildir; yaşadığımız her deneyim, kurduğumuz her ilişki ve tercih ettiğimiz her seçimle sürekli şekillenir. Bir zamanlar bizi mutlu eden şeyler artık anlamını ve önemini yitirebilir; önceliklerimiz, hedeflerimiz ve kurduğumuz hayaller değişebilir. Bu değişim, kimliğimizin tutarsız olduğunu değil, gelişmeye devam ettiğimizi gösterir.

Belki de kendini bulmak, değişmeyen bir benliğe ulaşmak değil; dönüşen benliğimizi tanımayı ve onunla dürüst bir şekilde iletişim kurmayı öğrenmektir.

Aynı zamanda, kendini tanımanın belirli bir yaşı, zamanı veya tek bir doğru yolu yoktur. Her insan kendi deneyimleri ve farkındalıkları doğrultusunda gelişir. Bazen büyümek, büyük değişimler yaratmak yerine küçük ama anlamlı adımlar atabilmektir. Duygularımızı bastırmadan anlamaya çalışmak, sınırlarımızı fark etmek ve başkalarının beklentilerinden bağımsız seçimler yapabilmek bu sürecin önemli parçalarındandır.

Psikolojik olgunluk, hiç korkmamak veya hata yapmamak değildir. Zor duygularla karşılaştığımızda kendimize anlayış gösterebilmek ve kusursuz olmaya çalışmadan gelişmeye devam etmektir.

Kendine Dönüşün Cesareti

Kendini tanıma yolculuğu her zaman kolay değildir. Bazen geçmişimizle yüzleşmeyi, alışkanlıklarımızı sorgulamayı ve belirsizliklere rağmen ilerlemeyi gerektirir. Bu süreçte yaşadığımız büyüme sancıları, eski benliğimizle değişen ihtiyaçlarımız arasında kurmaya çalıştığımız bir dengenin yansıması olabilir.

Unutmamak gerekir ki, büyümek her zaman güçlü hissetmek değildir; bazen kırgınlığımızı kabul etmek, kendimize dürüst davranmak ve değişime izin vermek de cesaretin bir göstergesidir. Belki de gerçek büyüme, bambaşka birine dönüşmek değil; kendimizi çok yönlü tanımayı, anlamayı ve kabul etmeyi öğrenmektir.

İnsanın kendine yaptığı yolculuk, ulaşılacak bir varış noktasından çok; yaşam boyu devam eden bir keşiftir.

Kaynakça

  • 1. Deci, E. L., & Ryan, R. M. (2000). The “what” and “why” of goal pursuits: Human needs and the self-determination of behavior. Psychological Inquiry, 11(4), 227–268. https://doi.org/10.1207/S15327965PLI1104_01
  • 2. Neff, K. D. (2003). Self-compassion: An alternative conceptualization of a healthy attitude toward oneself. Self and Identity, 2(2), 85–101. https://doi.org/10.1080/15298860309032
  • 3. Rogers, C. R. (1959). A theory of therapy, personality, and interpersonal relationships, as developed in the client-centered framework. In S. Koch (Ed.), Psychology: A study of a science (Vol. 3, pp. 184–256). McGraw-Hill.
  • 4. Ryan, R. M., & Deci, E. L. (2000). Self-determination theory and the facilitation of intrinsic motivation, social development, and well-being. American Psychologist, 55(1), 68–78. https://doi.org/10.1037/0003-066X.55.1.68
  • 5. Sutton, A. (2016). Measuring the effects of self-awareness: Construction of the Self-Awareness Outcomes Questionnaire. Europe's Journal of Psychology, 12(4), 645–658. https://doi.org/10.5964/ejop.v12i4.1178
Sonraki İçerik

Duyguları Tanımak

Merve Deniz Demir Merve Deniz Demir
2 Nisan 2003 yılında Ankara’da doğdu. TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi’nde hazırlık eğitimi gördü; şimdi ise Ankara Medipol Üniversitesi’nde psikoloji bölümü lisans öğretimi görüyor. Çeşitli Erasmus+ Sosyal Sorumluluk ve Gönüllülük Projesine katılan Merve Deniz Demir, şu an gönüllü staj yapmaktadır. Hedefi gelecekte iyi bir psikolog olmak, danışanlarına yetkin bir şekilde eşlik edebilmek, psikoloji bölümünü yaşlısından çocuğuna herkese ulaştırabilmektir.

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!