Psikolog BulŞehrinde bir uzman

Kimse Sana Veda Etmeden Gittiğinde

10 dk.okuma süresi
Kimse Sana Veda Etmeden Gittiğinde

Bir ilişkinin en ağır anı çoğu zaman bittiği an değildir, bittiğinin hiç söylenmediği andır; çünkü söylenmiş bir son ne kadar acıtırsa acıtsın insana tutunacak bir kenar bırakır, söylenmemiş bir son ise o kenarı da yanında götürür.

Salı gecesi, saat on bire yirmi var. Son mesaj iki gün öncesinden kalma, bir “yarın konuşuruz” ve altında iki mavi tik. O kişi telefonu masaya ters çevirip bırakır, on dakika sonra yeniden çevirir, sonra bir kez daha; ekranda değişen tek şey saattir. Ertesi gün de konuşulmaz, ondan sonraki gün de. Ortada bir kavga yoktur, bir kapı çarpmamıştır, kimse “bitti” dememiştir; sadece eskiden orada olan biri artık orada değildir ve bunun nedenini söyleyecek kimse kalmamıştır.

Geride kalan kişi bu boşluğu boş bırakamaz. Olmayan bir konuşmanın iki tarafını birden yazmaya başlar: kendi sorusunu sorar, karşı tarafın cevabını kendisi uydurur, sonra o cevaba itiraz eder ve gece ilerledikçe hikâye her seferinde biraz daha onun aleyhine döner. “Bir şey mi söyledim?” sorusu birkaç gün içinde “ben fazla mı geldim?” sorusuna, o da birkaç hafta içinde sessiz bir kanaate dönüşür.

Bu örüntüyle kliniğimde o kadar sık karşılaşıyorum ki ona bir isim vermek istedim: cevapsız veda.

Cevapsız veda nedir?

Cevapsız veda, bir bağın karşı taraftan sessizce koparılması ve geride kalanın bu kopuşu adlandıracak, tartışacak ya da yasını tutacak tek bir cümle almadan, onu kendi başına anlamlandırmak zorunda kalmasıdır. Bir sevgiliyle de yaşanabilir, yıllardır süren bir arkadaşlıkla da, bir aile üyesiyle de; ortak noktası gidişin kendisi değil, gidişin bir açıklamasının olmamasıdır.

Araştırma literatürü bu deneyimin bir bölümüne “ghosting” der ve onu bir açıklama yapmadan, iletişim girişimlerini yanıtsız bırakarak bir ilişkiyi bitirmek olarak tanımlar (Pancani ve ark., 2021). Ben daha geniş bir kelimeyi tercih ediyorum, çünkü bu deneyimi tanımlayan şey gidenin yaptığı değil, kalanın içinde kaldığı şeydir. Aile terapisti Pauline Boss, ne olduğu hiç netleşmeyen kayıplara belirsiz kayıp der ve bu tür kayıpların yasın olağan seyrini karmaşıklaştırdığını yazar (Boss, 2010). Cevapsız veda, bu belirsizliğin gündelik ilişkilerdeki, telefon ekranında yaşanan biçimidir: kişi ne bir ayrılığın ne de bir devamın içindedir, ikisinin arasındaki koridorda bekler.

Sessizlik neden bu kadar acıtır?

Sosyal psikolog Kipling Williams, görmezden gelinmeyi, dışlanmayı ve reddedilmeyi yıllarca inceledi ve vardığı sonuç şuydu: görmezden gelinmek, insanın ait olma, kendine değer verme, kontrol ve anlamlı bir varlık olma ihtiyaçlarını aynı anda tehdit eden bir sinyaldir ve bu sinyalin acı gibi hissedilmesi, hayatta kalmak açısından işlevseldir (Williams, 2007). Bir çalışmada ghosting yaşamış genç yetişkinlerin anlatıları incelendiğinde araştırmacılar bu deneyimin bir dışlanma biçimi olarak ele alınabileceğini öne sürdüler (Pancani ve ark., 2021).

Bu acının bedendeki karşılığını gösteren ilk çalışmalardan birinde, sanal bir top oyununda oyundan dışlanan katılımcıların beyninde, fiziksel acı çalışmalarında da etkinleşen bir bölgenin, ön singulat korteksin, daha çok çalıştığı ve bu etkinliğin bildirilen sıkıntıyla birlikte arttığı gözlendi (Eisenberger ve ark., 2003). Bu tek bir çalışma ve sosyal acının fiziksel acıyla aynı şey olduğunu söylemiyor; ama “içim acıdı” cümlesinin yalnızca bir mecaz olmayabileceğini düşündürüyor.

Cevapsız vedayı ayrıca ağır kılan şey, dışlanmanın kendisinin bile adının konmamasıdır. Açıkça reddedilen biri en azından neyin olduğunu bilir; cevapsız bir vedada ise kişi, dışlandığından bile emin olamadan dışlanmanın bütün etkilerini yaşar.

Zihin boşluğu neden kendisiyle doldurur?

İnsan zihni yarım kalmış bir hikâyeyi bırakmayı sevmez, ama asıl mesele merak değildir: bir açıklama bulamadığında açıklamayı en yakın, en ulaşılabilir yerde arar, o yer de çoğu zaman kişinin kendisidir. Pancani ve arkadaşlarının topladığı anlatılarda tepkiler belirgin bir sıra izliyordu: önce şaşkınlık ve kafa karışıklığı, sonra öfke, üzüntü ve suçluluk, ardından ilişkiyi onarma girişimleri ve en sonunda kabul (Pancani ve ark., 2021). O listedeki “suçluluk” kelimesi, kliniğimde en çok karşılaştığım duraktır.

Kendini suçlamak garip bir rahatlık verir, çünkü “ben yaptıysam” cümlesinin devamında “o zaman düzeltebilirim” gelir ve suçu üstlenen kişi en azından elinde bir kol olduğuna inanmaya devam eder. Psikolog Ronnie Janoff-Bulman, kişinin bir olaydaki kendi davranışını suçlamasının, gelecekte benzer bir şeyi önleyebileceği duygusunu, yani bir tür kontrol hissini koruyabileceğini tartışmıştı (Janoff-Bulman, 1979). Williams'ın modelinde de dışlanan kişi zedelenen ihtiyacını onarmaya çalışır ve bunlardan biri kontroldür (Williams, 2007). Bunun daha önce adını koyduğum bir kılığı var: sahte sorumluluk, yani insanın etkileyemediği bir durumu değiştirebilmek umuduyla kendine pay çıkarması.

Belirsizliğin kendisi de yükü artırır. Kaygı araştırmalarında, bazı insanların belirsiz bir durumu, sonucu ne olursa olsun, kendi başına dayanılmaz bulma eğiliminde olduğu ve bu eğilimin kaygının sürmesinde rol oynayabileceği tartışılır (Carleton, 2016). Bir zamanlar bir yetişkinin ruh halinin neden değiştiğini anlamak zorunda kalmış, sofradaki havayı okumayı herkesten önce öğrenmiş biri için bu daha da tanıdıktır; cevapsız bir vedayla karşılaştığında o eski alarmı yeniden duyar, aradan geçen yıllara rağmen güncelleme almamış bir alarm gibi aynı sesle ve aynı yerden çalar.

Bekleyerek yaşamak

Cevapsız vedanın bedeli yalnızca o ilişkide ödenmez. Kişi eski mesajları defalarca okur, son görülme saatine bakar, ortak arkadaşların paylaşımlarında bir ipucu arar; haftalar böyle geçer ve bu arada kendi hayatı, cevabın geleceği güne ertelenmiş bir bekleme salonuna dönüşür. Bu hâlin de bir adı var: bekleyerek yaşamak.

Burada araştırmalardan gelen bir bulgu, bekleme salonunun asıl nasıl kurulduğunu gösteriyor. 626 yetişkinle yapılan bir çalışmada, yalnızca sessizce terk edilmiş olmak tek başına daha düşük yaşam doyumu, daha fazla yalnızlık ya da çaresizlikle anlamlı biçimde ilişkili bulunmadı; bu ilişkiler, karşı tarafın tamamen gitmediği, ara sıra bir mesaj atarak umudu canlı tuttuğu “kırıntı” deneyimlerinde ortaya çıktı (Navarro ve ark., 2020). Yani bazen insanı en çok yoran şey gidişin kendisi değil, gidişin hiç tamamlanmamasıdır; kapı tam kapanmadığı sürece insan da salondan kalkamaz.

Bir sonraki ilişkide ise daha hızlı cevap vermeye, daha az istemeye, mesajın tonunu göndermeden önce üç kez kontrol etmeye başlar, çünkü cevapsız vedadan çıkardığı ders “insanlar söylemeden gidebilir” değil, “ben fark edilmeden bırakılabilecek biriyim” olmuştur. Ve bu ikinci ders, birincisinden çok daha uzun yaşar.

Gidenin tarafı

Bunu bir suçlama olarak yazmıyorum. Genç yetişkinlerle yapılan nitel bir çalışmada katılımcıların çoğu, hem sessizce giden hem de sessizce bırakılan taraf olduğunu bildirdi (LeFebvre ve ark., 2019); yani bu hikâyede kötüler ve iyiler diye iki ayrı grup yoktur, çoğu insan iki rolü de bir yerden tanır. Ayrılık sonrası deneyimleri karşılaştıran bir çalışmada da sessizce bitirilen ilişkilerin daha kısa ve bağlılığın daha düşük olduğu, bırakılan tarafın bırakan taraftan daha fazla sıkıntı yaşadığı ve sessizce gidenlerin, yüz yüze ayrılanlara göre daha az sıkıntı bildirdiği görüldü (Koessler ve ark., 2019).

İnsanların ilişkiler hakkındaki inançları da bu seçimle ilişkili görünüyor: “doğru kişiyle her şey kendiliğinden yürür” gibi kader inançları güçlü olanlar ghosting'i daha kabul edilebilir buluyor ve daha sık kullandıklarını bildiriyor, ilişkilerin emekle gelişebileceğine inananlar ise tersine eğilim gösteriyor (Freedman ve ark., 2019). Sessizce gidenlerin bir kısmı gerçekten umursamaz, ama bir kısmı yüzleşmeyi taşıyamayan, büyüdüğü evde zor konuşmaların hiç yapılmadığını görmüş ve bu yüzden vedayı bir çatışma sanan insanlardır; onların sessizliği de bir yerden devralınmıştır.

Ama gidenin nedenini anlamak, geride kalanın bu sessizliği kendi değeri hakkında bir hüküm gibi okumasını haklı çıkarmaz. Bir açıklamanın yokluğu, geride kalan hakkında bir açıklama değildir.

Beklemeyi bırakmanın yası

En zor kısım şudur: cevapsız vedanın yası ancak cevabı beklemekten vazgeçildiğinde başlar, ve vazgeçmek ilk başta bir ihanet gibi hissettirir, çünkü beklemek o kişiyle kurulmuş son bağdır ve onu bırakmak, bağın kendisini de bırakmak demektir. Kendini suçlamak, beklemek, mesajları yeniden okumak bir zamanlar işe yarayan şeylerdir; belirsizliği taşınabilir kılar, umudu ayakta tutar, hikâyeyi yarım bırakmaz. Onları bırakmanın bu kadar zor olmasının nedeni de budur: işe yaramışlardır.

Pancani ve arkadaşlarının modelinde son durak kabuldü, ve kabul burada her şeyin anlaşılması anlamına gelmiyordu. Kapanış çoğu zaman karşı tarafın verdiği bir şey değildir; insanın kendine verdiği bir izindir ve o iznin cümlesi kısadır: bilmeden de devam edebilirim. Belki bir gece sorulamayan soruları bir kâğıda yazıp defteri kapatmakla başlar, belki telefonu bir akşam başka bir odada bırakmakla; hiçbiri cevabı getirmez, ama bekleme salonunun kapısının içeriden de açılabildiğini hatırlatır.

Telefon masada ters durur, ekran çoktan kararmıştır, ve o kişi bu gece onu bir kez daha çevirmeden yatağa gider.

Kaynakça

  • Kaynakça
  • Boss, P. (2010). The trauma and complicated grief of ambiguous loss. Pastoral Psychology, 59(2), 137–145. https://doi.org/10.1007/s11089-009-0264-0
  • Carleton, R. N. (2016). Into the unknown: A review and synthesis of contemporary models involving uncertainty. Journal of Anxiety Disorders, 39, 30–43. https://doi.org/10.1016/j.janxdis.2016.02.007
  • Eisenberger, N. I., Lieberman, M. D., & Williams, K. D. (2003). Does rejection hurt? An fMRI study of social exclusion. Science, 302(5643), 290–292. https://doi.org/10.1126/science.1089134
  • Freedman, G., Powell, D. N., Le, B., & Williams, K. D. (2019). Ghosting and destiny: Implicit theories of relationships predict beliefs about ghosting. Journal of Social and Personal Relationships, 36(3), 905–924. https://doi.org/10.1177/0265407517748791
  • Janoff-Bulman, R. (1979). Characterological versus behavioral self-blame: Inquiries into depression and rape. Journal of Personality and Social Psychology, 37(10), 1798–1809. https://doi.org/10.1037/0022-3514.37.10.1798
  • Koessler, R. B., Kohut, T., & Campbell, L. (2019). When your boo becomes a ghost: The association between breakup strategy and breakup role in experiences of relationship dissolution. Collabra: Psychology, 5(1), 29. https://doi.org/10.1525/collabra.230
  • LeFebvre, L. E., Allen, M., Rasner, R. D., Garstad, S., Wilms, A., & Parrish, C. (2019). Ghosting in emerging adults' romantic relationships: The digital dissolution disappearance strategy. Imagination, Cognition and Personality, 39(2), 125–150. https://doi.org/10.1177/0276236618820519
  • Navarro, R., Larrañaga, E., Yubero, S., & Víllora, B. (2020). Psychological correlates of ghosting and breadcrumbing experiences: A preliminary study among adults. International Journal of Environmental Research and Public Health, 17(3), 1116. https://doi.org/10.3390/ijerph17031116
  • Pancani, L., Mazzoni, D., Aureli, N., & Riva, P. (2021). Ghosting and orbiting: An analysis of victims' experiences. Journal of Social and Personal Relationships, 38(7), 1987–2007. https://doi.org/10.1177/02654075211000417
  • Williams, K. D. (2007). Ostracism. Annual Review of Psychology, 58, 425–452. https://doi.org/10.1146/annurev.psych.58.110405.085641
Sarp Yağız Çelikel Sarp Yağız Çelikel
Varşova Üniversitesi PACLab’da araştırmacı ve klinisyen. Şema Terapi ve ACT modalitelerinde bireysel psikoterapi pratiğini sürdürmektedir. Self in Context podcast sunucusu; sosyal medyada Türkçe/İngilizce psikoloji içerikleri üretmektedir.

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!