Psikolog BulŞehrinde bir uzman

Farkındayım Ama Değişemiyorum

10 dk.okuma süresi
Farkındayım Ama Değişemiyorum

Farkındayım Ama Değişemiyorum

Kendimizle ilgili pek çok şeyi artık daha kolay fark ediyoruz. Neden bazı ilişkilerde benzer şeyleri yaşadığımızı, neden sınır koymakta zorlandığımızı ya da bazı durumlarda kaygımızın neden yükseldiğini daha çok düşünüyor, araştırıyor ve konuşuyoruz. Yaşadığımız bir şeyin nedenini anlamaya çalıştığımızda karşımıza onlarca açıklama çıkabiliyor. Bir süre sonra kendimizi, yaşadıklarımızı, ihtiyaçlarımızı anlatırken de çok iyi hâle gelebiliyoruz.

“Burada aslında onaylanmaya ihtiyaç duyuyorum.”

“Hayır dersem suçluluk hissedeceğimi biliyorum.”

“Kontrol etmeye çalışmamın kaygımla ilgili olduğunun farkındayım.”

Bunları fark etmek elbette önemli. Uzun zamandır yaşadığımız bir şeye isim koyabilmek bile rahatlatıcı olabiliyor. Daha önce birbirinden bağımsız gördüğümüz bazı davranışlarımız arasında bağlantı kurmaya başlıyoruz. Kendimizle ilgili anlamlandıramadığımız pek çok şey zamanla daha anlaşılır hâle geliyor.

Ama bir şeyi fark etmek, her zaman onu değiştirebildiğimiz anlamına gelmiyor. Hatta bazen kendimizi ne kadar iyi anladığımızı düşündükçe, aynı şeyleri yapmaya devam etmek daha da zorlayıcı olabiliyor.

“Bunun nedenini biliyorum. Ne yaptığımın da farkındayım. Peki neden hâlâ aynı şeyi yapıyorum?”

Değişimin zorlayıcı kısmı da çoğu zaman bildiklerimizi günlük yaşamda uygulamaya çalıştığımızda başlıyor.

Bilmek ve Deneyimlemek Aynı Şey Değil

Sınır koymak bunun için iyi bir örnek olabilir. Bir insan sınır koymanın sağlıklı olduğunu biliyor olabilir. Her isteğe evet demek zorunda olmadığını, kendi ihtiyaçlarının da önemli olduğunu, birine “hayır” demenin kötü biri olmak anlamına gelmediğinin farkında olabilir. Üstelik bunu yapmakta neden zorlandığını da biliyor olabilir. Birinin ona kızmasından korktuğunu, başkalarını hayal kırıklığına uğrattığında suçluluk hissettiğini fark etmiş olabilir. Bütün bunlar sakin bir anda oldukça anlaşılır gelebilir.

Sonra biri ondan yapmak istemediği bir şey ister. “Hayır” dediğinde karşısındaki kişinin yüzünün değiştiğini görür. İçinde bir huzursuzluk başlar. “Acaba kırıldı mı?” diye düşünür. Kendini açıklama ihtiyacı hisseder. Belki birkaç dakika sonra “Aslında halledebilirim, sorun değil.” diyerek geri adım atmak ister.

İşte burada artık yalnızca bildiğimiz bir şeyle değil, yaşadığımız bir duyguyla karşı karşıyayız. Bir şeyi zihinsel olarak anlamakla, farklı davranmaya çalıştığımızda ortaya çıkan duyguyla baş edebilmek aynı şey değil. Kişi sınır koyması gerektiğini bilse de o anda karşısındaki insanı kaybetmekten, onu kırmaktan ya da yanlış anlaşılmaktan korkabilir. Böyle bir durumda alıştığı davranışa geri dönmek çok daha kolay gelebilir. Bir davranışın nedenini anlamak, o davranışla ilişkili kaygıyı, suçluluğu ya da huzursuzluğu kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

Bildiğimiz Hâlde Neden Aynı Şeyi Yapıyoruz?

“Bunun bana iyi gelmediğini biliyorum. O zaman neden hâlâ yapıyorum?”

Bu soruyla sık karşılaşıyorum. Çoğu zaman davranışın bize uzun vadede nasıl zarar verdiğine odaklanıyoruz. Davranışın o anda bize ne sağladığına da bakmak gerekiyor.

Erteleme davranışını düşünelim. Yapmamız gereken bir işi ertelediğimizde bunun daha sonra bizi strese sokacağını çoğu zaman biliriz. Hatta geçmişte defalarca aynı şeyi yaşamışızdır. Son güne bırakmanın nasıl hissettirdiğini de gayet iyi hatırlarız. Yine de başlamayız.

Bir işi ertelediğimizde, onunla birlikte gelen zorlayıcı duygulardan da bir süreliğine uzaklaşmış olabiliriz. Belki başarısız olma ihtimalinden, belki yeterince iyi yapamama düşüncesinden, belki de yalnızca başlamanın yarattığı sıkıntıdan. O an için gerçekten de rahatlayabiliriz. Yapmamız gereken şey hâlâ oradadır ama en azından bir süreliğine onunla yüzleşmek zorunda kalmayız. Uzun vadede bize iyi gelmeyen bir davranışın kısa vadede sağladığı bu rahatlama, ertelemeyi sürdürmemizin nedenlerinden biri olabilir.

Benzer bir durum başka davranışlarımızda da karşımıza çıkabilir. Zor bir konuşmadan kaçınabilir, sürekli onay almaya çalışabilir ya da belirsizliğe dayanmakta zorlandığımız için her şeyi kontrol etmek isteyebiliriz.

Bu davranışların nedenleri aynı değildir fakat bazı durumlarda ortak bir işlev görebilirler: O anda yaşadığımız zorlayıcı duyguyu azaltmak. Bu yüzden bazı davranışlarımızı yalnızca “Bana zarar veriyor, o hâlde bırakmalıyım.” diye değerlendirdiğimizde önemli bir kısmı gözden kaçırabiliriz. Bırakmaya çalıştığımız şey her zaman yalnızca bir alışkanlık olmayabilir. Aynı zamanda zorlandığımız anlarda kullandığımız bir baş etme yolu da olabilir. Böyle olduğunda değişim için yalnızca davranışı bırakmaya çalışmak yeterli olmayabilir. O davranışın hangi durumlarda ortaya çıktığını, bize ne sağladığını ve onun yerine nasıl bir yol geliştirebileceğimizi anlamak da önem kazanır.

Kendimizi Anlamak, Değişmenin Yerine Geçebilir mi?

Bugün kendimizle ilgili bilgiye ulaşmak gerçekten çok kolay. Bir şey yaşıyoruz, araştırıyoruz. Bir kavramla karşılaşıyoruz, kendimizi onda buluyoruz. Ardından başka bir içerik, başka bir açıklama geliyor. Bu süreç bize gerçekten de iyi gelebiliyor. Yaşadığımız şeyi anlamlandırıyoruz. Daha önce karmaşık gelen bir şey biraz daha anlaşılır hâle geliyor. Hatta kendimize karşı daha anlayışlı olmaya başlayabiliyoruz.

Fakat burada önemli bir ayrım olduğunu düşünüyorum.

Bazen kendimizi anlamaya o kadar çok odaklanıyoruz ki, anlamanın kendisini değişim sanmaya başlayabiliyoruz. Yeni bir kavram öğrenmek, geçmişimizle bugün arasında bir bağlantı kurmak ya da bir davranışımızın nedenini keşfetmek bize ilerlediğimizi hissettirebilir. Bunların hepsi önemli birer adım da olabilir. Ancak kendimizi daha iyi anlamamız, günlük yaşamda aynı hızla değişebileceğimiz anlamına gelmeyebilir.

Örneğin, bir insan hata yapmaktan korktuğu için yaptığı işleri defalarca kontrol ettiğini fark edebilir. Hata yapma ihtimalinin kendisinde yoğun bir kaygı yarattığını da biliyor olabilir. Ancak bir işi tamamladığında yine hata yapmış olabileceğini düşünerek tekrar kontrol etme ihtiyacı hissedebilir. Kişinin bu davranışının nedenini anlaması, aynı kaygıyı yaşadığında farklı davranabileceği anlamına gelmez. Çünkü kontrol etmek, hata yapmış olma ihtimaline ilişkin kaygısını o an için azaltıyor olabilir. Bu nedenle yalnızca neyi fark ettiğimize değil, benzer durumlarla karşılaştığımızda nasıl davrandığımıza da bakmamız gerekiyor.

Yukarıdaki örneğe baktığımızda kişi, tamamladığı bir işi tekrar tekrar kontrol etmek yerine, makul bir kontrolün ardından bırakmayı deneyebilir. Bu sırada hata yapmış olabileceğine ilişkin kaygı hissedebilir. Bu kaygıya rağmen yeniden kontrol etmeden devam etmeyi deneyerek belirsizliğe tahammül etme becerisini geliştirebilir.

Değişim Her Zaman İyi Hissettirmez

Bir davranışın bizim için daha sağlıklı olduğunu düşündüğümüzde, onu yaptığımızda kendimizi de daha iyi hissetmeyi bekleyebiliyoruz. Ancak bu her zaman böyle olmayabiliyor. Uzun zamandır kaçındığımız bir konuşmayı sonunda yaptığımızı düşünelim. Bunu yapmanın gerekli olduğunu biliyor olabiliriz. Günlerdir, belki haftalardır kafamızda ne söyleyeceğimizi düşünüyor da olabiliriz. Konuşmayı yaptığımızda ise beklediğimiz rahatlama hemen gelmeyebilir.

“Keşke böyle söylemeseydim.”

“Acaba yanlış mı anladı?”

“Bunu konuşmasam daha mı iyiydi?”

Bu düşünceler zihnimizde dönmeye başlayabilir. Hatta konuşmayı yapmadan önce hissettiğimiz kaygının yerini bu kez pişmanlık ya da suçluluk alabilir. Böyle bir anda rahatsız hissetmek, yaptığımız şeyin yanlış olduğunu ya da bize iyi gelmediğini düşünmemize neden olabilir. Ancak rahatsızlık hissetmek tek başına yanlış bir karar verdiğimizi göstermez. Daha önce kaçındığımız bir durumla karşılaşmak, aslında doğru bulduğumuz bir davranışı gerçekleştirmiş olsak bile zorlayıcı olabilir. Benzer şekilde yardım istemeye alışık olmayan biri yardım istediğinde kendini güçsüz hissedebilir. Bir ortamda genellikle sessiz kalan biri fikrini söylediğinde, sonrasında söylediklerini tekrar tekrar düşünebilir.

Uzun zamandır kullandığımız davranışlar, bize her zaman iyi gelmeseler de alışık olduğumuz davranışlardır. Farklı davranmaya başladığımızda ise alışık olmadığımız duygularla karşılaşabiliriz. Bu nedenle değişimi yalnızca ne kadar rahat hissettiğimize bakarak değerlendirmek yanıltıcı olabilir. Daha önce yapamadığımız bir şeyi yapabilmek, sonrasında huzursuzluk hissetsek bile bizim için önemli bir adım olabilir.

Farkındalıktan Değişime

Peki bütün bunların içinde farkındalık nerede duruyor?

Bence hâlâ çok önemli bir yerde. Fark etmediğimiz bir davranış örüntüsünün içindeyken çoğu zaman başka türlü davranabileceğimizi bile düşünmüyoruz. Bir şey oluyor, bir duygu geliyor ve alıştığımız tepkiyi veriyoruz. Farkındalık ise hangi durumlarda zorlandığımızı, o anlarda neler düşündüğümüzü, ne hissettiğimizi ve nasıl davrandığımızı anlamamıza yardımcı olabiliyor.

Tam alıştığımız tepkiyi vermek üzereyken durup kendimize başka bir soru sorabiliriz.

“Neden yine böyle yaptım?” yerine:

“Şu anda neyi biraz farklı yapabilirim?”

Bu her zaman büyük bir değişiklik olmak zorunda değil. Hemen evet dememek, bir karar vermeden önce düşünmek için zaman istemek ya da zorlandığımız bir durumda otomatik olarak geri çekilmek yerine neye ihtiyaç duyduğumuzu anlamaya çalışmak olabilir.

Değişim yalnızca farklı davranmaya başlamakla da sınırlı değil. Bazen kendimizle ilgili uzun zamandır taşıdığımız düşünceleri yeniden değerlendirmek, duygularımızla kurduğumuz ilişkiyi değiştirmek ya da ilişkilerimizde yeni deneyimler yaşamak da bu sürecin bir parçası olabilir. Örneğin sınır koymakta zorlanan biri için değişim, yalnızca “hayır” diyebilmek değil, kendi ihtiyaçlarını önemsemeye başlaması ve başkalarının tepkilerinden kendisini ne ölçüde sorumlu gördüğünü yeniden değerlendirmesi de olabilir.

Elbette farklı davranmayı bir kez başarabilmek, bunu artık her zaman yapabileceğimiz anlamına gelmeyebilir. Yıllardır tekrar edilen bir davranışın, onu anladığımız anda ortadan kalkmasını beklemek gerçekçi olmayabilir. Bazı durumlarda farklı davranabilirken başka bir durumda yeniden eski tepkilerimize dönebiliriz. Bu, daha önce attığımız adımların hiçbir anlamı olmadığı anlamına gelmez.

Kendimizi anlamak önemli olsa da davranışlarımızın değişmesi çoğu zaman tekrar ve yeni deneyimler gerektirir. Bu nedenle yalnızca bir davranışı artık hiç yapıp yapmadığımıza değil, zaman içinde nasıl değiştiğimize de bakabiliriz.

Bu yüzden “Bunun zaten farkındayım.” dediğimizde kendimize şu soruyu da sorabiliriz:

“Peki bu farkındalıkla şimdi ne yapabilirim?”

Özge Yeşilova Özge Yeşilova
Klinik Psikolog Özge Yeşilova, lisans eğitimini İstanbul Aydın Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde tamamladıktan sonra Klinik Psikoloji alanında uzmanlaşmıştır. Eğitim ve mesleki deneyim sürecinde Bakırköy Adliyesi ve Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi başta olmak üzere farklı kurumlarda, farklı danışan gruplarıyla çalışma fırsatı bulmuştur. Yetişkinlerle bireysel psikoterapi alanında çalışmakta, kaygı bozuklukları, ilişki problemleri, travma, duygusal zorlanmalar, özdeğer sorunları, bağlanma örüntüleri ve yaşamın farklı dönemlerinde ortaya çıkan psikolojik güçlükler üzerine odaklanmaktadır. Psikoterapi sürecinde bilişsel davranışçı terapi (BDT), şema terapi ve bütüncül yaklaşımları danışanın ihtiyacına göre birlikte değerlendirmekte, kişinin kendi iç dünyasını daha iyi anlamasına ve uzun vadede daha sağlıklı başa çıkma becerileri geliştirmesine eşlik etmeyi önemsemektedir. Amacı yalnızca mevcut sorunların hafiflemesi değil, kişinin kendisiyle, ilişkileriyle ve yaşamıyla daha dengeli bir bağ kurabilmesidir. Yazılarında psikolojiyi daha anlaşılır, samimi ve gündelik hayatla temas eden bir dille ele almayı önemser. İnsanların kendilerinden bir parça bulabileceği, düşündüren ve duygularına temas eden bir alan açmayı amaçlar.
Psikolog Rehberi Klinik Psikolog · Online

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!