Kimseye Güvenmiyorum
Kimseye Güvenmiyorum
Maaşınıza zam istemeden önce en yakın arkadaşınızla mutfak masasında prova yapmışsınız. Siz her seferinde “Uygun görürseniz…” diye söze girerken o, “Ne istediğini söyle. Özür diler gibi konuşuyorsun,” demiş. Zam çıktığında ilk onu arıyorsunuz. Daha ne kadar zam aldığınızı söylemeden, “Bizim işte de keşke kimin müdürle arası iyiyse ona zam yapsalar,” diyor. Bir an, ona neden bu zammı hak ettiğinizi anlatmaya başlıyorsunuz. Sonra duruyorsunuz. Daha birkaç gün önce kendinizi savunmak zorunda hissetmediğiniz tek kişi oydu. Ertesi hafta her zamanki gibi kahve içiyorsunuz. “İş nasıl?” diye soruyor. Aslında çok iyi. Hatta ilk kez yaptığınız işin karşılığını aldığınızı hissediyorsunuz. “Aynı işte,” diyorsunuz. Eve dönerken, onun yanında sevincinizi ne zamandır böyle küçük cümlelere sığdırdığınızı düşünüyorsunuz. O gün canınızı acıtan şeyi ona anlatmayı da birkaç kez aklınızdan geçirmişsiniz. Ama bir kez daha kendinizi açıklamak zorunda kalacağınızı düşününce susmak daha kolay gelmiş. “Kimseye güvenmiyorum” bazen böyle anların birikimiyle söylediğimiz bir cümle. Bazen sevdiğimiz birinin şiddetinden, bazen bir arkadaşın en zor günümüzde bizi bir sıfatla damgalamasından sonra geliyor. Bazen de bir dostluğa kıskançlık karışıyor ve bizi cesaretlendiren kişi, sevincimizi küçümseyen bir söz söylüyor. Aynı insanla güzel anılarımızın olması, yaşananı anlamlandırmayı zorlaştırabiliyor. “Beni seviyorsa bunu nasıl yaptı?” diye düşünürken, bir süre sonra soru kendimize dönüyor. “Ben ona bu kadar yakınken bunu nasıl göremedim?”
Güvenim bir daha kırılırsa ne yaparım?
Birine güvenmek, onun yanında kırılgan olmayı göze almak demek. Bir kararımızdan emin olmadığımızı söylüyoruz. Yardıma ihtiyacımız olduğunu kabul ediyoruz. Bazen de bir başarının bizim için ne kadar önemli olduğunu saklamadan seviniyoruz. Murray, Holmes ve Collins’in yakın ilişkiler üzerine geliştirdiği model, yakınlaşma isteğiyle incinmekten korunma ihtiyacı arasında nasıl bir denge kurduğumuzu anlatıyor. Karşımızdaki kişinin bizi önemsediğine dair algımız, ona ne ölçüde yaslanabildiğimizi etkiliyor. İncineceğimizi düşündüğümüzde, yakınlığı istesek bile geri çekilebiliyoruz.
pubmed.ncbi.nlm.nih.gov
Güvenimiz kırıldığında bir sonraki ilişkide aklımıza iki ayrı soru gelebiliyor. “Bu insan beni incitir mi?” ve “İncinirsem bununla nasıl baş ederim?” İkinci soru daha sessiz. Bazen bizi korkutan, olayın kendisi kadar sonrasında yaşadıklarımız. Günlerce konuşmayı zihnimizde başa sarmak, canımızı acıtan şeyi dile getirememek, destek istemekten utanmak. Bazen de karşımızdakinin davranışını anlamaya çalışırken kendi hislerimizden şüpheye düşmek. “Kimseye güvenmiyorum” derken, yeniden o günlere dönmekten ve oradan nasıl çıkacağımızı bilememekten de söz ediyor olabiliriz. Benight ve Bandura’nın travma sonrası toparlanmaya ilişkin araştırmaları derlediği çalışmada, kişinin yaşadıklarıyla baş edebileceğine dair inancı, toparlanmayla bağlantılı etkenlerden biri olarak öne çıkıyor. Bu bulgu, güvenimiz kırıldığında kendimizle ilgili neyin sarsıldığını düşünmek için bir yol açıyor. Canım yandığında bunu ciddiye alabileceğime, gerektiğinde destek isteyebileceğime ve sınır koyabileceğime inanıyor muyum? Şiddet söz konusu olduğunda mesafe koymak güvenliği korumanın bir yolu olabilir. Şiddetin sorumluluğu onu uygulayan kişiye aittir. pubmed.ncbi.nlm.nih.gov
Yine de birine güvenmeyi umuyoruz
“Kimseye güvenmiyorum” diyen biri de yeni bir dostluğa ya da aşka başlarken içinden “Umarım bu kez başka türlü olur” diye geçirebilir. Anlattıklarının özenle tutulmasını, bir anlaşmazlık çıktığında sözlerinin çarpıtılmamasını, sevincine rahatça yer açılmasını bekleyebilir. O umut bazen daha biz fark etmeden gündelik bir davranışa sızar. Zor bir günün ardından birine telefon eder, onun yanında sesimizin titremesine izin veririz. Bizi nasıl karşılayacağını henüz tam bilmesek de bizi anlayabileceğini umarız. Laurenceau ve arkadaşlarının gündelik etkileşimleri inceleyen çalışmasında, yakınlık hissi hem kişinin kendini açmasıyla hem de karşısındakini anlayışlı ve duyarlı bulmasıyla ilişkiliydi. Gable ve arkadaşları ise iyi haberleri paylaşmaya odaklandı. Araştırmalarında zam almak gibi olumlu gelişmelerden söz ettiklerinde, partnerlerinin bu habere ilgi ve sevinçle karşılık verdiğini düşünen kişiler daha yüksek ilişki doyumu bildiriyordu. Birine “Zam aldım” derken, bazen o haberin bizim için ne anlama geldiğini de ona açarız. Bu yüzden karşılık olarak duyduğumuz bir cümle, bir sonraki konuşmada ne kadar açık olacağımızı etkileyebilir.
pubmed.ncbi.nlm.nih.gov +2
Güvenmeden bir ilişkiyi yürütmek mümkün mü? Birlikte vakit geçirebilir, planlar yapabilir, birbirimizin hayatında uzun süre kalabiliriz. Ama söylediklerimizin sonradan aleyhimize kullanılacağından korkuyorsak, konuşmadan önce her cümleyi tartmaya başlarız. Zamanla karşımızdaki kişi, günümüzün nasıl geçtiğini bilir ama o gün bizi neyin sevindirdiğini ya da neyin incittiğini giderek daha az duyar. Rempel, Holmes ve Zanna’nın çalışması, davranışların zaman içindeki tutarlılığını ve karşımızdaki kişiye dayanabileceğimize dair beklentimizi güvenin ayrı boyutları olarak ele alıyor. Bu tutarlılığı bazen zor konuşmalarda fark ederiz. Bir arkadaşımıza kırıldığımızı söylediğimizde, sözünün bizde nasıl bir iz bıraktığını merak ediyor mu? Aramız açıldığında bile ona emanet ettiğimiz bir sözü koruyor mu? Bu soruların cevabı, birbirimize farklı zamanlarda nasıl davrandığımızda ortaya çıkar. www.researchgate.net +1 Belki bir gün yine güzel bir haber alırız ve aklımıza ilk gelen kişiyi aramadan önce bir an dururuz. O duraksamada iki soru birden vardır. “Bu insan şimdiye kadar sevincime nasıl karşılık verdi?” ve “Canım yanarsa, sırf ona güvenmiş olduğum için kendimi suçlamadan hislerime kulak verebilir miyim?” Yeniden güvenme ihtimali bazen o iki soruyu da duyabildiğimiz yerde başlar.



